Tahta döşemeler gece boyunca hiç olmadığı kadar gürültülüydü.
Jungkook, elindeki paslı bıçağı sımsıkı kavrarken gözlerini kapıya dikmişti. Kalp atışlarını duyabiliyordu, sadece kendi kalbini değil, Taehyung’un da... Aynı ritimde, aynı korkuyla... ama aralarında büyüyen bir bağla atıyordu sanki.
Taehyung, Jungkook’un yanına sessizce çömeldi. Gözleri karanlığa alışmıştı ama alt kattaki o gıcırdama, içini ürpertiyordu. Minji hala uyuyordu, ama huzursuzca kıpırdanıyordu battaniyenin altında.
“Ne yapalım?” diye fısıldadı Taehyung. “Belki sadece rüzgârdır... ya da bir hayvan.”
Jungkook başını iki yana salladı. “O ses... bilinçliydi. Adım gibi. Yavaşça, bizi uyandırmak ister gibi.”
Bir an, ikisi de nefeslerini tuttu. O an, tekrar duyuldu:
Tık... tık... tık.
Kapı kolu, çok yavaşça çevrildi.
Jungkook hemen doğruldu. Sessizce yere yaklaşıp kapının önüne geldi. Taehyung onun arkasındaydı. Jungkook, geri sayar gibi bakışlarıyla üçe kadar saydı ve bir anda kapıyı açtı.
Ama karşılarında bir zombi yoktu.
Bir adam vardı.
Yaralıydı. Omzundan kan akıyordu. Elinde bir beyzbol sopası vardı ama ayakta zar zor duruyordu. Jungkook refleksle bıçağını kaldırdı ama adam kekeleyerek konuştu.
“L-lütfen... yardım edin... ben... ben insanım...”
Taehyung hemen öne atıldı. “Jungkook! Bak, omzu... ısırık yok. Sadece çizilmiş. Belki bir camdan...”
Adam yere yığıldı. Bayılmıştı.
Jungkook hâlâ temkinliydi. “Bu bir oyun olabilir. Bizi tuzağa çekmek istiyor olabilir.”
Taehyung diz çöküp adamın nabzını yokladı. Sonra başını kaldırıp Jungkook’a baktı. “Böyle düşünmeye devam edersek, biz de onlar gibi oluruz. Onu burada bırakamam.”
Jungkook derin bir iç çekti. Sonra adama yaklaşıp kucakladı ve üst kata taşıdı. Minji hâlâ uykudaydı ama yüzü daha sakindi. Belki de yanında güvenli hissediyordu artık.
Taehyung, adamın omzunu sarmaya çalışırken, Jungkook ona uzaktan baktı.
O karanlıkta, Taehyung’un yüzü ay ışığında silikçe parlıyordu. Terle karışmış saçları alnına yapışmıştı, ama o hâlâ bir meleğe benziyordu.
Yorgun, korkmuş ama yine de umutlu.
“Niye bu kadar insansın?” diye sordu Jungkook birden, sesi neredeyse öfkeliydi. “Bu dünyada herkes bencil olmuşken, sen neden hâlâ bu kadar... yumuşaksın?”
Taehyung başını kaldırdı. Gözleri dolmuş gibiydi ama gülümsedi.
“Çünkü... biri sert olduğunda, biri yumuşak kalmalı. Yoksa dünya tamamen ölür.”
Jungkook cevap veremedi. Sadece baktı. Sonra yavaşça yaklaştı.
Bir an durdu. Sonra Taehyung’un alnına ince bir öpücük kondurdu. Sessiz, ani... ama anlamı büyük.
“Ben seni... çok uzun zamandır tanıyormuşum gibi hissediyorum,” dedi Jungkook kısık sesle. “Kıyametin ortasında seni bulmak... bir mucize gibi.”
Taehyung’un sesi titredi. “Ben de... seni bulmasaydım çoktan kırılmıştım.”
Ve o an, ilk kez birbirlerinin ellerini sıkıca tuttular. Artık sadece hayatta kalmak için değil... birbirleri için yaşıyorlardı.
꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦꒷ ꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦
Bir sonraki bölüm spoi;
Alt kattaki kapı aniden çarptı. Bu kez rüzgâr değildi.
Birileri vardı.
Ve bu kez... çoklar.