Çığlık geceyi yırtarken, ikisi de birkaç saniyeliğine donakaldı. Şehrin sesleri yok olmuştu ama bu çığlık… canlı bir insana aitti. Panik, merak ve korku hepsi birden Jungkook’un kalbine hücum etti.
“Gitmeliyiz,” dedi hemen. “Ya bir tuzaksa?”
Taehyung omzuna dokundu, parmakları yavaşça Jungkook’un kolunu sıktı. “Ve ya gerçekten birisi yardım istiyorsa? Biz de o durumda olabilirdik...”
Jungkook bir an Taehyung’un gözlerine baktı. O sıcak bakış, her zaman olduğu gibi korkularını bastırıyordu. Derin bir nefes aldı.
“Pekâlâ… ama dikkatli olacağız. Sesin geldiği yöne doğru gidip uzaktan bakarız, tamam mı?”
Taehyung başını salladı ve ikisi sessizce sokaklarda ilerlemeye başladılar. Gece soğuktu. Asfalt yer yer çatlamış, etraftaki dükkanlar ya soyulmuş ya da zombiler tarafından talan edilmişti. Bir binanın köşesinden dönerken, uzaktan küçük bir evin içine titrek bir ışığın vurduğunu fark ettiler.
“Orası,” dedi Taehyung fısıltıyla.
Eve doğru yaklaştılar. Camlardan biri kırılmıştı. İçeride bir mum yanıyordu ve hafif bir hıçkırık sesi duyuluyordu. Jungkook belindeki bıçağı kavrarken Taehyung arka kapıdan dolandı. İkili göz göze geldiğinde, plan netti.
Jungkook içeri usulca adım attı. İçeride, yerde oturan küçük bir kız çocuğu ağlıyordu. Üzerindeki elbise yırtılmış, yüzü kir içindeydi. Kafasını kaldırınca, gözyaşlarının arasından Jungkook’a baktı.
“Korkma,” dedi Jungkook, diz çökerek. “Ben insanım. Sana zarar vermeyeceğim.”
Tam o anda Taehyung da içeri girdi. Küçük kız onu görünce biraz geri çekildi. Jungkook gülümsedi.
“Bu Taehyung. O da iyi biri.”
Taehyung kızın yanına yavaşça yaklaştı ve ona biraz su uzattı. “Adın ne?” diye sordu yumuşak bir sesle.
“Minji…” dedi kız, boğuk bir sesle. “Annem… dışarı çıktı ama geri gelmedi…”
O an içlerinden biri bile gözlerini kırpmadı. Dünya, çürümekteydi ama hâlâ korumaları gereken hayatlar vardı.
Jungkook, Taehyung’a baktı. Sessizce gözleriyle sordu: “Ne yapacağız?”
Taehyung hiç tereddüt etmeden başını eğdi. “Onu da alıyoruz. Yalnız kalamaz.”
Minji’yi koruyacaklarına söz verdiler. Ve bu onları daha da yakınlaştırdı.
Gece ilerlerken üçü, evin üst katına çıktı. Pencereleri tahtalarla kapatıp nöbetleşe uyumaya karar verdiler. Jungkook pencere kenarında otururken, Taehyung battaniyeyi Minji’ye örttü. Sonra Jungkook’un yanına geldi, yavaşça yere oturdu.
“Bugün iyi iş çıkardık,” dedi sessizce.
Jungkook başını ona çevirdi. “Senin yanında olmasam yapamazdım.”
Taehyung’un parmakları, Jungkook’un eline uzandı. İlk kez böyle bir şey yapıyordu. Jungkook’un eli titredi, ama geri çekilmedi. Parmakları birbirine kenetlendi. Dışarıda ölüm vardı, içeride ise... ilk dokunuş.
Aralarındaki sessizlik, kelimelerden daha çok şey anlatıyordu.
꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦ ꒷꒦︶꒷꒦︶ ๋ ࣭ ⭑꒷꒦
Bir sonraki bölüm spoi;
Alt kattan garip bir ses geldi. Tahtalar gıcırdadı. Minji uykusunda kıpırdandı.
Taehyung hemen ayağa kalktı, Jungkook gözlerini kapıya dikti.
Bu kez zombi miydi?
Yoksa... başka bir insan mı?