İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 9 · 5 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 9

9.Bölüm:Anıların Soğuk Nefsi

Bazı insanlar birbirinin şansıdır derler. Atlas bu hayattaki benim tek şansımdı.

Ameliyata girdiğinizde yaşama yüzdenizin çok düşük olduğu bir operasyona hazırlanırken en dikkat ettiğiniz doktor olurdu. Yüzüne dakikalarca bakardınız ve o sizi iyileştirmek için gözlerinizi kapatır, sizi yaşatmak için elinden geleni yapardı. Bazen sağ çıkamazdınız, o huzurlu uyku sizi ele geçirirdi. Ebediyen huzurlu bir uyku. Toprağın altında yattığınız huzurlu bir uyku. Bazense doktor başarırdı, sizi o ameliyat masasında kalmaktan kurtarırdı, size bir yaşam sunardı. Atlas bana yaşam sunan o doktordu. Farklı biri Atlas'ın yerinde olsaydı ben huzurlu uykuda kendimi kaybetmiştim.

"Atlas," sesim soğuktan kısılmıştı, bacaklarımı yetiştirme yurdunun banklarından birinde durmadan sallıyordum. Bakışları bana döndü. Gözlerinde tarif edilemez bir duygu gördüm. Acıma değildi, bir küçümseme de değildi. Sadece anlayan bir bakış, şefkatli bir bakış. Küçük avuçlarını benimkine yasladı. Onaylayan bir mırıltısının ardından sözcükler dudaklarından döküldü. "Söyle, Ilgaz."

"Seni neden buraya bıraktılar, hani ben büyüyünce anlatacaktın, daha ne kadar büyümem gerekiyor?" Gülümsedi ve elini avcumdan çekip dizime yerleşti. "Bunu anlatmamı gerçekten istiyor musun, Ilgaz?" Kaşlarımı anlamadığım için kırıştı. Anlatmasında bir sakınca göremiyordum. Atlas beni tüm kusurlarıma rağmen seven tek kişiydi ve ben onu kırmak veya zorlamak istemiyordum. Sadece buraya düşen çocuklar her zaman istenmeyen çocuklar olurdu, Atlas ise bana kendisi için tem tersini anlatmış, her zaman kıymetli biri olduğunu, onu herkesin çok sevdiğini söylemişti. Benim suratımı görünce gülümsemesi genişledi lakin acıyla doldu. "Yanlış birşey mi söyledim, Atlas?" Başını iki yana salladı. Ellerini yanaklarıma koydu. Kendine çekti, sıkıca sarıldı. Kolları sırtımda kenetlenmişken yutkundum. Tek kelime konuşmadı bir süre boyunca, yalnızca gözlerindeki birikmiş damlalar kazağıma aktı. "Birbirimizi bırakmayalım, olur mu Ilgaz? Ben kötü birine dönüşsem bile vazgeçme benden. Hayatımdaki tek can senken canımı söküp atma." Sonunda bir ninni gibi fısıldadı bana. O an hiç konuşmasın istedim. O an onun anlatmamasını istedim. Sekiz yaşındaki bir çocuk için çok ağır sözlerdi, ne dediğini tam olarak anlamadan kollarımı beline doladım. "Bırakmam ki ben seni, sen benim ailemsin."

Gözlerimi araladım, Atlas'ın hastane odasında uyuyakalmıştım ve büyük ihtimalle beni koltuğa o yatırmıştı çünkü son gördüğüm görüntü onun gözleriydi.

Koltukta doğrulduğumda ayaklarım yere sarktı. Oldukça uzun süre uyuduğuma emindim, kollarımda koltuk izi çıkmıştı. Boynumun arkasını ovuşturdum. Ne zaman burada uyuyakalsam bedenime bir ağrı giriyordu. Ayağa kalktığımda başım sanki çalkalanıyor gibi dönmeye başladı. Bir süre oturup tekrar kalktım. Masadaki telefonumda ekran parlıyordu, elime aldığım gibi yanıtlayıp kulağıma yasladım. "Alo?" Doktor olmanın en kötü yanı buydu, telefonları çok panik veya çok hızlı açmak alışkanlığınız oluyordu.

Telefonun ardında hemşirenin sesi kulaklarıma doldu. "Ilgaz," suçlu bir hastayı kurtardığım günden beri bana ne doktor diyorlardı ne de bir saygı ifadesi kullanıyorlardı, onlar için adeta bir haindim, "Ilgaz, hastana bak." Telefonu yüzüme kapattığında öfkeyle cebime koydum ve steteskopumu boynuma geçirip koridor boyunca koştum. Odadan ne zaman çıktığımı bile bilmeden koridor boyunca koştum.

Yüz yirmi dokuz numaralı oda. Yüz. Yirmi. Dokuz. Kalbim sıkıştı önünde dururken, bir sızı parçaladı yüreğimi. Çaresizce elimi göğsüme bastırsam da yeterli olmayınca duvara yaslandım. Bir süre öylece durdum. O zamana kadar. Kalp monitöründen bipleme sesleri çıkana kadar. Kendimi kontrol etmeye çalıştım, ellerimi yumruk yapıp odaya girdim.

Yatakta sarsılan bedenini gördüm Bartu Karan'ın. Gözleri benimle buluştuğunda ilk defa acıyı gördüm irislerinde. Göz bebekleri genişlemiş, nefes nefese kalmıştı.

"Ne oluyor?" Etrafıma bakındım, VIP oda olmasına rağmen hiçbir malzeme yoktu. Kendimi tekrar koridorda attım. "Yardım edin! Yardım edin!" Kimse gelmedi, yeniden yatağın başına döndüm. Tek halletmem gerekti, bunu anlamıştım. Atlas hayatıma girdiğinden beri bu yalnızlığı tatmamıştım.

Elim göğsünü buldu, kulağımı yasladım. Kalp atışları düzensizdi. "Bana odaklan, tamam mı?" Etrafta dolandım işime yarayacak aletler için. Boştu. VIP oda olmasına rağmen boştu. Bartu Karan'ınki sadece önemsenmeyen bir candı. "Ölme ne olursun, bir yüz yirmi dokuz numaralı odada daha fazla kimseyi kaybetmek istemiyorum." Gözlerim doldu. Aranmaya devam ettim.

İçeriye Yavuz girdi, yanında bir hemşireyle. Hemşire, daha önce gördüğüm sarışın, kısa boylu, çekik gözlere ve dolgun dudaklara sahip bir kadındı. Yüzüme bakmadı, sadece Bartu Karan'ın titremelerini ve geçirdiği atağı geçirmek için Yavuz'la birlikte titizlikle çalışmaya başladı.

Bu hastanede Bartu Karan yalnızdı, ötekileştirilendi, suçlu görülendi. Kimse onu tedavi etmiyordu benim dışımda. Şimdi ise Yavuz yanındaki hemşireyi de müdahale ettiriyor ve Bartu Karan'ı iyileştirmeye çalışıyordu. Neden yaptığını bilmiyordum, tek bildiğim Yavuz'un karşılıksız iyilik yapmayacağı ya da sadece kötülük yapmaya kendini adayacağıydı. Ona atıldım, ellerini Bartu Karan'ın bedeninde gezdirirken temasını kestim. "Dokunma ona!"

Yüz yirmi dokuz numaralı oda. Birini daha kaybetmek istemiyordum. Bartu Karan'ı ise asla kaybetmek istemiyordum. Ona bakarken kendimi buluyordum, sanki bir aynaya bakıyormuşum gibiydi. O kadar benziyorduk ki birbirimize, ben mahvolmuşken ona en ufacık zarar gelmesini istemiyordum, sanki bir kez daha canım yanacak gibiydi. Nedenini bilmiyordum ama kesinlikle beni etkiliyordu. Eskileri mi hatırlıyordum yoksa kendimi kaybettiğim için onun kaybetmemesini mi diliyordum?

Yavuz, kollarımı tuttu ve beni hafifçe geriye itti. Neden Bartu Karan'a yardım ediyordu? Bir işler karıştırıyordu. Tekrar atılacaktım lakin dizlerim daha fazla bedenimi taşıyamadı. Dizlerimin üzerine çöktüm. Yüz yirmi dokuz numaralı oda. Bir insan kaybı daha. Yavuz, keskin bakışlarını üzerimde gezdirdi kısa süre. Atlas odaya girince ise Bartu Karan'a geri döndü.

"Ilgaz?" Yanımda çöken Atlas, yüzümü avuçlamaya çalışıyordu. "Hadi, bak bana." Başımı kendine çevirdi, gözlerimdeki o çaresiz ifadeyi gördü. Uzun zamandır görmediği o çaresiz ifadeyi. Saçlarımda gezdirdi ellerini yavaşça. "Ilgaz'ım, güzel kardeşim benim, bak bana ne olursun. Duvara değil bana bak. Sana söz veriyorum aynı senaryo yaşanmayacak, sadece bana bak."

Tamamen tepkisizdim, bedenim benden bağımsız titremeye başlamıştı. Anılar beynimi meşgul ederken kollar bana daha da dolandı. "Ilgaz, bir dakika bak bana n'olursun. Hadi, Ilgaz'ım."

Duvarın bembeyaz boyasına bakıyordum, bir an bile gözlerim ondan kaçmıyordu. Ensemde bir nefes hissettim, korkuyla arkama baktım Atlas'tan kurtulup. Kimse yoktu. Kimse. Kulağımda hissettim bu kez o soğuk nefesi. Titredim. Başımı o yöne çevirdim. Kimse yoktu yine. Kimse. Ellerimi kulaklarıma bastırdım. Atlas defalarca bileklerimden tuttu uzaklaştırmak için, beceremedi. Ellerimin üzerinden bir fısıltı kulaklarıma doldu. "Ilgaz," acı dolu bir haykırış dudaklarımdan döküldü. "Ilgaz," ses kalınlaştı ben elimle kovmaya çalıştıkça. Feryatlarım odayı doldururken son gördüğüm Atlas'ın kemikli suratı oldu ve bacaklarının üzerine yığıldım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.