Odadan kendimi güç bela dışarıya attım. Göğsüm inip kalkarken tutunacak yer aradım. Elim kulaklarının üzerine gittiğinde şiddetle bastırdım. Sesin kesilmesi için içimden mırıldanmaya başladım.
Kalbim hızla attı, burnumdan nefes alamamaya başladım. Sırtımı duvara yaslarken, dizlerim altımda titriyordu. Kulağımdaki sesler susmadı, siren sesi durmadan yankılandı kulak zarımda. Tekrar tekrar yankı kulağıma doluşunca, etrafıma bakındım.
Meraklı gözler beni izliyor, ne olduğunu anlamadım uğultular koridorda kulaktan kulağa dolaşıyordu. Yaslandığım yerde tamamen çöktüm.
Bedenim duvardan destek alırken, bir süre sonra dizlerimde olan elleri fark ettim. Başımı zorlukla kaldırdığımda Atlas'la karşılaştım. Endişeli bakışları benimle buluştuğunda elini daha da sıkılaştırdı diz kapağımda. Alnından düşen ter damlaları, ne kadar uzun süredir böyle durduğumun kanıtıydı.
Yüzüme firar eden saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırdı ve konuşmaya devam etti. Duymuyordum, tepki veremiyordum.
"Ilgaz," sesini yükselttiğinde bağırışı kulaklarıma doldu.
"Atlas?" etrafıma baktığımda sağlık personellerinin bize baktığını gördüm. Ellerim titremeye, bakışlarım fayanslarda dolaşmaya başladı. Atlas'ın ellerini avuç içlerimde hissettim.
"Ilgaz,bana bak."
Ona bakamadım, titremem çoğaldı, gözlerim fayanslarda takılı kaldı. Elleri daha da benimkileri sardı. "Ilgaz, bakar mısın?"
Tekrardan ona baktığımda, beni anlamış olacak ki hızla ayağa kalktı ve bizi izleyen topluluğun beni göremeyeceği şekilde önümde konumlandı. "İzleyecek birşey yok, dağılın."
İnsanlar kaybolmaya başladığında aralarından tek bir kişi kaldı. Yavuz. Kollarını göğsünde bağlamış, sırıtarak bakıyordu. Atlas tekrar önümde diz çöktü. "Ilgaz, bak bana, ambulans yok, tamam mı, ambulans yok," benim Yavuz'a kirlenmiş bakışlarımı gördüğünde, Yavuz'a doğru başını çevirdi. Öfkeyle tekrar ayağa kalktığında daha fazla titredim.
Atlas, çevik bir şekilde aralarındaki mesafeyi kapatıp, Yavuz'un yakasından sıkıca tuttu. "O bakışlarını Ilgaz'ın üzerinden çek," daha sıkı kavradı. "Şimdi defol git, belanı arama."
Yavuz, tepkisini koruyarak ellerini havaya kaldırdı. "Sakin ol, küçük adam."
"Ben seni," daha fazla titreyen halimi görünce cümlesini yarıda kesti. Yakasını bırakıp sertçe omzundan iteklediğinde, Yavuz dengesini kaybedip sendeledi.
"Yavuz, bir daha seni Ilgaz'ın etrafında görürsem, bittin sen. Defol şimdi." Yavuz gülümseyerek bana el salladı ve koridorda gözden kayboldu.
Atlas, yerde oturan bedenimin boyuna kadar çömeldi ve koltuk altımdan beni tutarak kaldırmaya başladı. "Hadi Ilgaz'ım, hadi bir tanem."
Atlas, beni hastanedeki odama getirdiğinde koltuğa oturttu ve arkamızdan kapıyı kilitledi. Koltukta oturmuş bedenimin önünde durdu ve ellerini dizlerine yerleştirdi. "Sadece ben varım, sadece ben. Kimse yok, ambulans yok, o insanlar yok, yalnızca ben varım.
Yanağıma uzandı ve gözümden süzülen bir göz yaşını elinin tersiyle sildi. "İyisin, iyi olacaksın. Her ne olduysa hiç önemli değil, tamam mı? Hiç önemli değil."
Küçüktük, Atlas'ta ben de küçüktük. Benden bir hafta önce gelmişti yetimhaneye. Elimden tuttu beni yetimhane görevlisi Bahar abla, bir odaya soktu ve arkamızdan kapıyı kapatıp gitti. Tüm çocukların bakışları üzerimde dolaşırken, rahatsız edici tavırları yüzünden geriledim ve boş bir yatak bulup oraya ilerledim. Biri kolumdan tuttu, sarı saçları, yeşil gözleri olan bir erkek çocuğuydu. "Sen kimsin?" diye sordu bana. Adını söylediğimde dalga geçmeye başladı. Bu kez diğer koluma da uzandığında bir beden önüme geçti. Bana göre daha uzun bir boyu ve daha iri bir yapısı vardı. "Dokunma kıza, yeni gelmiş." Sesi kulaklarımda yankılandı. Bana döndüğünde elimden tuttu ve beni kendi yatağına oturttu. O gün benimle ilgilendiğinde yatarken tek bir dilek diledim. Beni böylesine düşünen birinin hayatımdan hiç eksilmemesi.
Atlas'a titreyen ellerimle uzandım, omuzlarından kavrayıp kendime çektim. Sıkıca ona sarıldığımda, karşılık vererek o da bana sarıldı. "Ben buradayım."
Huzurlu tınısı beni rahatlatınca titremelerim geçmeye başladı. "Hep buradasın."
Saçlarımı okşayarak geriye çekildi. "Yanında olmadığım gün, arkandayımdır. Bunu biliyorsun, değil mi Ilgaz. Benim senden çok değer verdiğim kimse yok, olamaz da."
"İyi ki varsın," dediğimde bu kez o beni sıcacık kollarına aldı. "Sen yoksan bende yokum, bu yüzden iyi ki sen varsın, iyi ki senin sayende biz varız, Ilgaz."
Gözümden bir damla yaş düştü lakin onun görmemesi için yüzümü omzuna gömdüm.
"Atlas, ya bir gün hayatına biri girerse ve beni istemezse?" burnumu çektim.
"O zaman hayatıma kimse girmemiş olur çünkü senden vazgeçeceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun, küçük hanım." Burnuma bir fiske indirdiğinde alayla kıkırdadım ve parmaklarımı onun karnında gezdirmeye başladım.
"Gıdıklamak hiç adil değil, Ilgaz!" Kahkahalarının arasından konuşmaya çalışırken onu daha da gıdıkladım.
Kapı çaldığında ikimizin de başı kapıya döndü. Ayaklandım ve kapıya ilerledim. Kapı kulpunu indirip, kapıyı açtığımda karşımda duran hemşirenin nefret dolu bakışı ile karşılaştım. "Bartu Karan Adalı, zor durumda gibi gözüküyor. Haber vereyim dedim."
Atlas da arkamda ayaklanmış, merakla hemşireye bakıyordu. Masama ilerledim ve steteskopumu alıp koşar adım merdivenlere ilerledim. Atlas da arkamdan hızlanırken seslendi. "Yavaş ol, düşeceksin!"
Merdivenleri bitirip, yüz yirmi dokuzuncu odaya girdiğimde, ayağa kalkmış, odada turlar atan Bartu Karan ile karşılaştım. Bir eli yumrukken diğer eli ile koltuktaki yastığa vuruyordu.
Benim odada olduğumu idrak edemeden vurmaya devam etti. Her yastığa vuruşunda keskin bir öfke yer alırken, Atlas da odaya girdi.
Belimden tutup geriye çektiğinde Bartu Karan'a ilerledi. Elindeki yastığı alıp, bana fırlattı. Dudaklarını aralamış, konuşmaya başlayacaktı ki yatağın üzerindeki telefondan sesler duyuldu. Benim sesim. Koridorda yere çökmüşken çıkardığım çığlıkların sesi.
Atlas, kısa bir süre bana baktı, ardından telefona ilerleyip sesi kıstı ve tekrar Bartu Karan'a döndü. "Sakinleş," sesindeki tınıda şüphecilik vardı.
"Doktorla yalnız kalmak istiyorum," sesi tok ve gür çıktı Bartu Karan'ın. Atlas, ikimize baktığında elleri yumruk oldu ve onun üzerine doğru yürümeye başladı. "Saçının teline zarar gelirse, ilk önce beni, sonra dünyayı yak, sadece yalnız kalmam gerek," Bartu Karan, üzerine gelen Atlas'ı kelimeleriyle durdurmuş oldu.
"Bu adamla yalnız kalmak istiyor musun?" Başını bana çevirdiğinde başımı salladım. O ise birkaç kez daha bizi süzüp dışarıya çıktı. Kapının kapanma sesi yankılanırken, büyük bir sessizlik oldu.
Hastane yatağına ilerledim ve önünde durup başımla Bartu Karan'a işaret ettim. Öfkeli haline rağmen yatağa oturdu ve yumruklarını daha da sıkılaştırdı. "Doktor, benim yüzümden mi?"
Cevap vermedim. Dürüst olmak ve yalan söylemek arasında kalmışken sessizliğimi korudum. Bu kez cümlesini öfkeyle tekrarladı ancak öfkesinin kendine olduğunu anlayabiliyordum. "Doktor, benim yüzümden mi oldu, dedim. Cevap ver bana."
"Evet."
Tekrardan elleri yumruk halini aldı ve yataktaki yastığa uzanıp vuracakken beni görünce yastığı bıraktı. "Doktor, ben bilerek yapmadım." Kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. "Her ne problem ise bilsem gerçekten yapmazdım." Başını iki yana salladı. "Doktor, gerçekten bilerek yapmadım. Ben hayatımı sana borçluyken, bunu asla yapmam."
"Önemli değil," umursamaz şekilde omzumu indirip kaldırdığımda bakışları sertçe hareketimi izledi. "Önemli Doktor, seninle ilgili herşeyi önemli."
Dudaklarım aralandı şaşkınlıkla, hareketsiz bir şekilde ona baktım ancak o konuyu değiştirmeyi tercih etti. "Benim yüzümden o haldeydin, değil mi?" Başımı salladığımda, kendine öfkesi arttı. "Kasıtlı yapmadım, yüksek sesten dolayı mı?"
"Bartu Karan Adalı," dedim ve ellerimi önlüğüme soktum. "Sen bir suçlusun, sen birinin ölümüne sebep oldun. Birinin korkusunu mu önemseyeceksin?"
"Ben bir suçluyum, doğru." Devamını getiremedi ve lafını böldüm. Yüzündeki ifadenin değiştiğini gözlemledim.
"Sen suçlu değilsin, suçlu kılığına girmiş bir oyuncusun." Bakışlarım yüzünde gezindi. Şakağında birkaç yara izi vardı, uzun süreden beri orada olduğu aşikardı. Belki de kahverenginin en koyu ama en güzel tonunu taşıyan saçları, dağılmış, birkaç tutan ise alnına dökülmüştü.
Burnu nasıl bu kadar simetrik olabilirdi? Estetik mi yaptırmıştı? Estetik olsa bu kadar doğal duramazdı. Kirpikleri oldukça gürdü, bu da takma kirpik olabilir miydi? Bunları düşündüğümde yüzümü buruşturdum ve kendi düşüncelerimi susturup ona odaklandım. Çenesi kasılmıştı. "Suçluyum."
"Hayır değilsin, kimi koruduğunu ve neden koruduğunu bilmiyorum ancak değilsin. O kolundaki ve karnının yanındaki yara izi cam kesiği değil. Ne kesiği olduğunu ikimiz de iyi biliyoruz. Kendini cezaya sürüklemenin sebebini söylesene. Tüm şehir senden nefret ediyor, gazetelerde adın çıkıyor, hiç mi umursamıyorsun?"
Çenesi daha da kasıldı. "Nereden öğrendin?"
"Ben bir doktorum, sende benim hastamsın. Bunu anlamayacak kadar saf olsaydım, bu konuma gelmezdim."
"Kimseye bahsetmeyeceksin, kimseye söylemeyeceksin. Ne duydun, ne gördün ne de biliyorsun, tamam mı? Hiçbir şeyden haberin yok." Derin bir nefes aldı. "Bak, benim hayatım karardı. Senin de gündüzlerin geceye mahkum olmasın, karanlık ruhunu almasın. Bu konuyu uzatırsan olacak tek şey bu, karanlığın seni kendine esir etmesi. Arkadaşların var, mesleğin var, bir düzenin var. Bunu hiçe sayma bir hiç uğruna."
"Bir hiç olarak kendini mi nitelendiriyorsun?"
"Her insanın içinde bir hiçlik vardır, Doktor. Önemli olan o içliğin bedenini kaplamamasıdır ve benimkini çoktan kapladı."
Kendinden bu şekilde bahsetmesini anlayamamışken haddimden fazla burada kaldığımı fark ettim. "Gece yanına gelecek bir refakatçın var mı?"
"Birkaç kişi var ancak kan bağımız yok."
"Refakatçı bulacağım, kan bağı olmayan kişilerle de görüşme hakkına sahipsin, istediğinde görüşebilirsin."
"Refakatçı olacak kimsem yok, hastanedeki hiçbir sağlık personelinin de yanımda kalacağını zannetmiyorum," gülümseyerek, alaycı şekilde konuşsa da içindeki burukluğu hissedebildim.
"Bu hastanedeki kalacak sağlık personeli, karşında duruyor desene o zaman."
Tek kaşını kaldırdı. "Affedersin?"
"İstemez misin, istemiyorsan..." Lafımı bitirmeme izin vermeden araya girdi.
"İsterim."