Elim boğazımda asılı duran steteskopu buldu, avuç içimde demir kısmını kavradım ve derin bir nefes verdim. "Yeminini unutma, Ilgaz." dedim kendime doktor olmadan önceki sözümü hatırlatarak.
Merdivenlere doğru adımlarımı kontrollü şekilde sürdürürken elimdeki dosyayı sıkıca tutuyordum. Basamaklarda duran ve bana bakan insanların kinayeli bakışları beni buldu. Hepsinin yüzüne karşı gözlerimi kaçırmazken aralarından birinin dudaklarındaki kelimeler beni hedefledi. "Doktor Ilgaz Saraçlı, acınası durumunundan utanmıyor musun?"
Başım küstah hemşireye döndü, duruşumdan ödün vermeden karşısında dikildim ve tebessümümü ondan gizlemedim. "Tanır mıydınız bu kurtarmadığınız adamı peki, Hemşire Ayben Hanım. Hayattayken tanır mıydınız?"
Hemşire mutluluktan öte bir şekilde kıkırdadı, "Hayatını mı kaybetti, sizin aldığınız hastadan da bu beklenirdi, Ilgaz Saraçlı." ellerim öfkeyle yumruk olsa da sesimi çıkarmadım. Aksine yüzümdeki tebessümüm büyüdü.
"Hayır, üzülmelisin ki yaşıyor, hastam. Ancak şuan buna yaşamak denir mi,Ayben Rufgar? Cinayette suçlanan, tüm ülkenin hain belirlediği biri olarak nitelendirilmek yaşamak mıdır?"
"Suçlanmak mı," bir adım attı bana doğru "bu kadar mı ileri gittiniz, bir hoşlantınız mı var yoksa beyefendiye karşı?" Tüm nefesimi verdim ve sakin kalmaya çalıştım. Ancak o sınırları zorlamaya devam etti. "Aksi taktirde suçsuz olarak savunmanın imkansız, ya bir beğeni söz konusu ya da bir akli dengeyi kaybetme, Ilgaz Hanım."
Hayır,daha fazla dayanamayacaktım. Herşeye karşı susabilirdim ancak yalan ve iftiraya karşı asla."Üzüldüm senin adına,Ayben Rufgar. Burada beğeniden bahsediyorsun, hemde hastama karşı. Hâlbuki bir evladı olmasına rağmen hastanede, hastamın numarasını isteyen ben değilim."
Ayben geriledi, gözlerinde nefret ve öfkeyi gördüm. Tırnakları avuç içlerine batıyor, dişlerini sanki kıracak gibi sıkıyordu.
"Ama üzülme," benim hakkımda konuştuğu yanındaki hemşireyi gösterdim, "en yakın arkadaşın, Yeval Hanım'da seninle aynı durumda, bu nedenle artık acınacak üç kişiyiz beni de sayarsak. Tek değilsin, merak etme. Utanıyorsan adını da çıkarmam hastanede,sahi utanmadın değil mi?" Sahte bir şekilde dudak büzdüm.
Son kez onu baştan aşağı süzüp kısa bir gülücük gönderdikten sonra arkamda uğultular bırakarak merdivenlerden son sürat indim.
İkinci kata geldiğimde kendi odamı buldum ve kapıyı açıp ardımdan kilitledim. Elimdeki dosyayı sertçe masaya fırlatırken odamın lavabosuna gidip elimi yüzümü yıkadım. Aynaya baktığımda yerinde ben yoktum, karamsar bir Ilgaz Saraçlı vardı.
"Hata yapmadın,Ilgaz. Sen doktorsun, Doktor Ilgaz Saraçlı."
Geri odama döndüm, kapının karşısında geniş bir masam bulunuyordu. Koltuğu biraz çekerek oturdum. "Doktor Ilgaz." mırıldandım bir kez daha. Önümdeki dosyayı elime aldım ve birinci sayfasından son sayfaya kadar okumaya başladım.
Aradan bir saat sonra
Forencis Pathology masanın üzerinde açıktı, yara izinin çıktısını almış kitaptaki bilgiler ile karşılaştırıyordum.
Aradan iki saat sonra
Cerrahi Anatomi'nin sayfalarını çevirirken, bilgisayardan kısık sesli bir müzik çalıyordu.
Aradan üç saat sonra
Toksikolojik ve Kan Reaksiyonları aklıma gelince hızla ayağa kalktım, bir saat önce köşeye fırlattığım önlüğümü üzerime giyerek odadan çıktım.
Aradan dört saat sonra
Elimdeki birkaç tüp, pamuk ve iğne bulunan tepsi ile doksan dokuz numaralı odaya girdim. Çizgi filmin kısık sesleri kulağımı doldurdu.
"Olur, değil mi, baba?" diyordu televizyonun ses kartından çıkan küçük çocuk sesi.
Babam işten gelmişti, annem mutfakta yemek yaparken homurdanıyordu. Sıkılmıştım ve babamın yanında gazetesinden başını kaldırmasını bekliyordum. Babam başını kaldırdı ve karşısında duran beni görünce gülümsedi. "Prensesim?" dedi farkedince ve kucağına oturmam için bacağına iki kez vurdu. Hoplayarak babamın kucağına oturdum ve başımı göğsüne dayadım. "Babacığım, ben doktor olmak istiyorum." Babam, nasırlı parmakları ile saçlarımı okşadı. "Ol tabii, Prensesim. Kurtar hastaları, hepsinin güzel duası üzerinde olsun." saçlarımın üzerinden öptü. Neşeyle kıkırdadım, "Olur, değil mi,baba? Olabilirim, değil mi?" Gazetesini yanına koydu, yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu. "Olursun tabii Ilgaz'ım, dünyanın en güzel doktoru olursun hemde."
Hatırladığım anıyı başımı sallayarak kovuşturdum, aynı anda odanın ortasına yürüdüm. Bartu Karan'ın bakışları televizyondan bana döndü. "Doktor,bu saatte neden buradasın?" baştan aşağı süzdü ve tekrar bana baktı. "Bir problem mi var?"
Başımı olumsuz anlamda sallayıp televizyona baktım."Ciddi misin?" istifini hiç bozmadan başını sallarken yatağının yanına geçtim.
"Gerçekten güzel çizgi diziymiş, Doktor. En azından katil olduğumu paylaşmayan tek kanala göre güzel bir program."
Tepsiyi masaya bıraktım, dikkatle yarasını bir kez daha göz ucuyla izledim. Bana bakışlarını gördüğümde gözlerim yaradan ayrıldı. "Tabii açıklanmamı istiyorsun." Tepsiden pamuğu aldım ve daha önce ıslattığım için tekrar bir sıvı dökmeden onun kolunun iç kısmına sürdüm. "Kan tahlili almam gerekecek."
Ben pamuğu dirseğinin arkasında, iç koluna sürerken yalnızca izledi. Bakışları hiç ayrılmadı yüzümden ve sürdüğüm pamuktan. Pamuğu tepsiye koydum ve şırıngayı elime aldım. Pamuğu sürdüğüm yere nazikçe batırırken yüzünde hiç acıya dair bir iz yoktu. Birkaç tüp kan aldıktan sonra tüpleri inceleyerek tepsiye koydum. Pamuğu bastırdığım kısma yerleştirdim. "Bastır."
İtiraz etmeden dediğimi yaptı ve kolunu katlayıp bastırdı. "Doktor," bakışları göz altlarımda gezdi, "eve gidip dinlenmek yerine neden buradasın?"
"Sadece bir hastanın dosyasına fazla odaklanmışım." Neden açıkladığımı bilmiyordum, kendime şaşırsam da belli etmedim.
"Dinlenmeye ihtiyacın v-" sözünü kestim ve parmağımı ona doğrulttum. "Hasta olan sensin Bartu Karan Adalı. Burada emirler de benim, tavsiyeler de. Ayrıca burada hasta olan yalnızca sen olduğuna göre dinlenmesi gereken de sensin."
Başımı televizyona çevirdim, küçük bir tebessümle ekrana baktım. Başımı tekrar ona çevirdiğimde yüzümde ciddiyet vardı. "İyi dinlenmene bak, yarın geldiğimde seni iyi göreyim." göz kırptım ve tepsiyi de alarak odadan günün ikinci ve son çıkışını yapıp kendi odama ilerledim.
Aradan 5 saat sonra
Tüpleri yarın incelemeye göndereceğim için çekmeceme yerleştirdim. Tekrar masa başına oturup bu kez bilinmiş cam kırığı ile oluşmuş kesik izlerine göz atmaya başladım.
Aradan 6 saat sonra
Çantamdaki naneli şekeri ağzıma attım araştırmalarıma devam ederken. Yarayı ilgilendiren tüm sayfalara post-it yapıştırıyordum.
Aradan 7 saat sonra
Çizgili defterime yeni bir başlık attım, "Konu: bıçak yarası mı cam kesiği mit? Hasta: Bartu Karan Adalı."
Aradan 8 saat sonra
Gözlerim bulanıklaşmaya başladı elimdeki bilgisayar faresini tutarken, telefonumun ekranını saatler sonra ilk kez açtım. Saat sabah dört buçuk olmuştu.
Aradan 9 saat sonra
Daha fazla uykusuzluğa dayanamayan bedenim, kendini uykuya teslim etti. Elimde kalemim, önümde ise notlarım ile uyuyakaldım.