Nöbetçiliğim bitmesine rağmen saatlerdir nöbet masasında oturuyor ve dosyayı inceliyordum. Atlas'ın eline tutuşturduğum not kağıtlarından birini aldım.
Bartu Karan Adalı, ameliyatta farkettiğim kadarıyla sivri bir cisimle darbe almıştı, bunun bıçak olma ihtimali ise oldukça yüksekti. Ancak dosyada cam kırığının vücuduna saplandığı, bunun da Hakim Oktay Sıraç'ı yaralarken yaşandığı yazıyordu. Derin bir nefes verdim ve tekrar dosyayı baştan aşağı süzdüm. "Ilgaz, biraz dinlenmek istemez misin?" Atlas'ın sesi ile başımı kaldırıp ona baktım. Elindeki not kağıtlarını masaya usulca bıraktı.
"Böyle olmayacak..." diye mırıldandım,gidip görmeden yarayı tespit edemeyecektim ve darbenin nasıl olduğunu anlamadan tedavi etmem imkansızdı. Hafifçe koltuğu itekleyerek ayağa kalktım ve dosyayı sıkıca kavradım. "Nereye?" Atlas meraklı bakışlar attı yüzüme, sorusunun ardından.
"Bakmadan içim rahat etmeyecek." Cevap vermesini beklemeden arkamı döndüm, asansöre ilerlemeye başladım. Adımlarımı sürdürürken etraftaki bakışlar ilgimi çekti, hepsi bir kabahat işlemişim gibi bana bakıyordu. Dosyayı elimde daha sıkı kavrayıp asansörün önüne geldim ve tuşa basarak beklemeye başladım.
"Ilgaz?" dedi çokta yabancı gelmeyen bir erkek sesi, başımı çevirip ona baktım. Yavuz'un yeşil gözleri bir çimeni anımsatırken, saçları onun aksine her tutamda siyah bir kömürü yansıtıyordu. Bakışlarındaki küstahlık ve kendini bilmemezlik ise hiç değişmeden hala duruyordu. Birkaç kez gözlerimi kırpıp, kirpiklerimin altından ona baktım. "Gittiğini zannediyordum." Yüzümdeki rahatsız ifade, yerini rahatlığa bıraktı.
Dudaklarının kenarları kibirle havaya kalktı. "Geri geldim, ancak senin değişmiş olmanı beklerdim. Hala aynısın." baştan aşağı beni süzdüğünde fiziksel özelliklerin altındaki imayı anladım.
"Neyi kastediyorsun?"
"Hastaneye geldiğim gibi senin bir suçluyu kurtardığını duymak,senin hiç değişmediğini doğruluyor,Ilgaz." alaycı sırıtışı çenemin kasılmasına sebep oldu. Başımı iki yana salladım ve mutluluktan uzak bir gülümseme yayıldı dudaklarımda. Dalgayla tebessüm ederken, dudaklarımın arasından konuştum. "Sende hiç değişmemişsin,hala ön yargılısın."
"Onun bir suçlu olmadığını mı düşünüyorsun?" kaşları havaya kalktı ve kısık bir kahkaha tufanı patlattı.
"Bunu zaman ve adalet gösterir,ben değil." Ciddiyetle cümlemi tamamlayıp açılan asansöre bindiğimde gözleri hala üzerimdeydi. Hemen ardımdan o da asansöre bindiğinde ondan en uzak köşede, gideceğim kata tıkladım. Duvardaki aynadan gördüğüm kadarıyla dikkati benden ayrılmazken ona bakmadan dördüncü kata ulaştım ve asansörden ayrıldım.
Koridorda oda numarasını bulmak için tüm kapılara başımı uzatıp aranıyordum.
Kat dört, doksan dokuzuncu oda. Kapıyı tıklattım ve biraz ittim. "Girebilir miyim?" boğazımı temizleyip cevabı bekledim. Onaylayan bir nida duyunca, odaya girdim. Kahverengi saçları, ne esmer ne de kumral teni, sportif bir görünüme sahip adamı görünce duraksadım. Bartu Karan Adalı. Eski spiker Bartu Karan Adalı. Bakışları elindeki gazeteden ayrılıp bana kaydı.
Karşısına geçerken yatakta doğruldu, masaya dosyayı koydum. Birkaç dakika onu inceledikten sonra sonunda konuşmaya başladım."Bartu Karan Adalı?" başını salladı.
"Hakim Oktay Sıraç ile ilgili davada yargılanıyorsun ve onu hayattan kopardın, ardından aldığın yara yüzünden de seni buraya sevk ettiler, doğru mudur?"
Sessizliğini koruyup başını salladı. Dudaklarımı ıslatıp tekrar konuşmaya başladım.
"Aldığın darbe, böbreğini kıl payı sıyırmış,ancak hala ciddi bir durum söz konusu. Hastaneye geldiğinde seni ameliyata aldık ve müdale ettik. Ancak sadece darbe alan kesiğe odaklandık, başka bir rahatsızlığın var mı?" başını iki yana sallarken kolundaki kanı farkettim.
Yanına yaklaştım ve kolunu tutup hafifçe kaldırdım, açılmış bir yara iziydi,ciddi olmasa da bir dikiş gerektirebilirdi. "O zaman mı oldu?" başını salladı.
Dolaptan pansuman çantasını çıkarıp içinden bir adet pamuk ve kanı temizlemek için ilaç aldım. Pamuğa dökerken ona bakmadan yeniden konuşmayı başlatan ben oldum. "Bartu Karan Adalı, bu bir cam kesiği değil, değil mi?" bakışlarını üzerimde hissettim ancak pamuğa ilacı dökmeye devam ettim.
"Ne fark eder, Doktor?" pamuğu koluna bastırdım ve kanı silmeye başladım. "Bu bir cevap değil."
"Ben bir katilim, Doktor. Sence ben cam veya başka bir kesik yarası alsam kimin umrunda" derin bir nefes aldım ve daha fazla bastırdım pamuğu.
"Bıçak kesiği olduğunu düşünüyorum." dedim başka bir pamukla kanı temizlemeye başlarken.
"Zeki bir kadına benziyorsun." kolunu biraz daha uzattı daha rahat yapabilmem için. "Pansumanı hemşireler yapmaz mı,sen neden yapıyorsun,Doktor."
"Hemşireler yapar, ancak senin pansumanını benim yapmam gerekiyor." yanlış bir cümle kurmaktan kaçınıyordum.
"Neden?"
"Bunu söylemem birşey değiştirmeyecek, Bartu Karan Adalı."
"Bartu demen yeterli."
"Hastalarımla resmi bir şekilde konuşmayı tercih ediyorum." omuz silkti.
"Pansumanı neden sen yapıyorsun,Doktor."ciddi tavrı ilgimi çekince yüzüne baktım.
"Benim yapmam gerekiyor."
"Hastanedeki kimse yapmak istemiyor, değil mi?"
Cevap vermek yerine sadece başımı salladım ve kolunu biraz havaya kaldırıp pamuğu masaya bıraktım. Pansuman çantasından dikiş malzemelerini çıkarırken meraklı gözlerinin ellerimde gezdiğini fark ettim. "Dikiş atmam gerek."dedim açıklarcasına. Kolunu biraz daha havaya kaldırdım. "Kolunu kıpırdatmayacaksın ve oynatmayacaksın, tamam mı? Zaten uyuşturacağım, çok hissetmeyeceksin."
Uyuşturma işlemine başlarken pür dikkat beni izliyordu.
Kolunun tamamen uyuştuğundan emin olduktan sonra dikiş atmaya başladım. "Doktor." ona baktığımda devam etti. "Neden geldin, neden ameliyat ettin, eminim ki kimse ameliyat olmamı istemiyordur."
"Çünkü ben doktorum." dikişi eksiksiz ve doğru tamamladıktan sonra ayağa kalktım ve pamukları odanın köşesindeki çöpe attım.
"Bundan sonra herşeyin benim gözetimim altında, en azından hastaneden çıkana dek. Bu yüzden kendine dikkat etsen iyi olur."
Odanın içindeki televizyona yaklaştım ve arkadaki tuşuna basarak açtım. Kumandayı elime aldım ve herhangi bir kanala tıkladım.
"Eski Spiker Bartu Karan Adalı, Hakim Oktay Sıraç'ı ağır yaralayıp ölümüne sebep oldu!"
Değiştirdim.
"Bartu Karan Adalı, masum hakimi neden katletti?"
Değiştirdim.
"Bartu Karan Adalı hakkında karar nasıl yöne gidecek, ülkenin en iyi hakimini hayattan kopardı!"
Değiştirdim. Değiştirdim ve değiştirdim. Tam tamına on beş kanal geçtikten sonra,tek haberin yayınmadığı bir çizgi film kanalına denk geldim. Yatağın yanına tekrar gidip avuçlarının içine yerleştirdim kumandayı ve hızlı adımlarla odadan ayrıldım.