Telefonumun ekranını açtım, yanındaki tuşa basarak. Parlayan ışığın ardından nöbetin bitmesine daha saatler olduğunu farkedince sıkkın bir nefes vererek tekrar kapattım. Atlas, ameliyattan beri sürekli beni desteklemeye çalışıyordu ancak ne kadar motive olabilirdim ki, bir suçluyu kurtarmamam söylenmesine rağmen kurtarmıştım, hayır, karamsarlığım kurtardığım için değildi, yine olsa o ameliyata girerdim. "Ilgaz," seslenişini işitince başımı çevirip Atlas'a baktım. "bir kahve daha ister misin, pek iyi değilsin gibi?"
Hafif bir tebessüm ettim, "İyiyim, teşekkür ederim." basit ve kısa bir yanıt verdiğim için bir an dursam da daha fazla gülümsedim. Ağzını açıp birşeyler söyleyecek gibi olsa da başını sallayarak sessizliğini korudu. "Ilgaz, sana ne dedi tam olarak Erman Bey?" hastane sorumlusunun ne dediğini soruyordu, daha doğrusu cümleyi nasıl kullandığını. Masada duran kitabı elime aldım ve birkaç kez elimde çevirip işaretli sayfayı açtım. Ona doğru uzatırken, çizdiğim cümleyi gösterdim. "Benden onu," yutkundum, "yani Bartu Karan Adalı'yı ameliyat masasından çıkarmamamı söyledi, gerisini kendinin halledeceğini, sadece rol yapmamı ifade etti, hemde yüzünde bir tutam alay bile yoktu. İlk önce..." derin bir nefes çektim, "beni test ettiğini, numara yaptığını ya da benimle şakalaştığını zannettim, nasıl bir insanın can kaybını isteyebilirdi ki? İstedi ama, bunu benden istedi." Kısa süre duraklayıp ona baktım, elini çenesinin altına yerleştirmiş, dikkatle dinliyordu. "Bense, bu cümleyi ona söyledim," kitabı biraz daha ona yaklaştırdım ve okuduğunu farz ettiğimde tekrar masaya bıraktım, "yeminimi de hatırlattım elbette." dedim anımsayınca. Anlatmam bittiğinde omuz silktim. "Bu kadar."
"Ilgaz," sandalyesini bana yaklaştırdı, "seninle gurur duyuyorum."
Kendine sıkıca çekip beni kollarının arasına alınca bende ona sarıldım. Hayranlıkla bana bakarken yanlış bir davranış sergilemediğimi açıkça hissetmiştim.
Birkaç dakika sonra gürültülü bir ses duyuldu binanın içinden. Duyduğum yüksek sesle irkilirken Atlas ayağa kalktı. Ağzının içinde homurdanırken, gürültülü kapı açılışının ardından nöbetçi masamın önünde dikilen Erman Bey'i gördüm. "Ilgaz!" öfkeyle soludu burnundan bana bakarken. "Gerçekten o suçluyu kurtarmamanı söylememe rağmen kurtardın mı sen!"
"Size söylemişt-" bir el bileğime tutundu ve lafımı böldü. Atlas birkaç adım önüme çıktı ve hastane sorumlusuna baktı. "Başka ne yapması gerekti,birinin canını kayıpla sonuçlandırması mı, mesleği kurtarmak, kaybetmek değil."
Erman Bey, yumruklarını sıkarken ikimizi de süzdü ve alayla güldü. "Bana karşı çıkacak konumda mısınız sizce siz, iki sıradan doktor. Bir kez daha sözümden çıkarsan, Ilgaz, o zaman seni Atlas dahi kimse kurtaramaz."
Atlas, hızla masanın önüne ilerleyecekken hastane sorumlumuz çoktan bizim yanımızdan ayrılmıştı. "Kafayı sıyırmış!" aceleyle bana döndü, "İyi misin, bağırdım da ben, özür dilerim." Baştan aşağı beni süzerken başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. "Neden bunu yaptın, seni de bu işe sürüklemiş oldum."
"Sessiz kalamazdım."
"Pişman olduğunu söyleyeceksin, sadece beni korumak için öyle konuştuğunu da ekleyeceksin."dedim kesin bir tavırla.
"Yapmayacağım, düşman kesilmeleri falan umrumda değil benim!" hala burnundan soluyordu, göz devirdim.
"Bak,bu adam sıradan bir suçlu değil anlaşılan, mesleğini yakmanı veya bu dertlerde uğraşmanı istemiyorum."
"Bende senin için istemiyorum,Ilgaz. Bana güven, kastettiklerinin hiçbiri gerçekleşmeyecek." dediğinde gülümsedim ve onun elini tuttum."Biliyorum,izin vermezsin." elimi daha da sıkı sarmaladı.
Gözlerimi açtığımda ne zamandır uyuduğumu bilmiyordum. Oturduğumuz koltuktan dolayı sırtım ağrımış, saçlarım dağılmıştı. Ayağa kalktım ve kolumdaki toka ile saçlarımı toplayıp, önümdeki dosyaya baktım. Bartu Karan Adalı dosyası.
"Doktorumuz erkenci,hemen mi dosya gelmiş?"dedi keyifle gülümseyerek Atlas, kafeteryadan geliyor olmalı ki elindeki iki tost ile bana yaklaşıyordu. Başımı tekrar önümdeki dosyaya çevirdim ve onun neşesine zıt bir şekilde dosyayı inceledim.
Atlas yanımdaki koltuğa otururken beni inceliyordu lakin sesini çıkarmadı. Dosyaya göz gezdirirken,bir cümle bakışlarıma takıldı.
Spiker Bartu Karan Adalı.
Üzeri çizilmiş,spiker kısmına suçlu yazılmıştı. Bir sayfa atlarken dosyadan çıkan bir kağıt parçası yere düştü, eğilerek elime aldığımda, yüzümde huzursuz bir ifade belirdi.
"Doktor Ilgaz Saraçlı, kurtardığın bu suçlu,Hakim Oktay Sıraç'ın ansız vefatına sebep oldu. Bakalım hala onu kurtarmak isteyecek misin?"
Kağıdın arkasında yapıştırılmış fotokopiler vardı, hepsinde Bartu Karan Adalı ve Oktay Sıraç'ın aynı karede olduğu resimler vardı. Tek bir fark vardı normal karelerle arasında, resim karelerinde iki insan da poz verir, ikisi de yaşardı. Elimdeki kağıdın arkasındaki görsellerde ise ne bir poz vardı,ne de iki yaşam. Oktay Sıraç, yerde yüzüstü yatıyordu.
Elimdeki kağıdı hızla dosyanın içine koydum ve dosyayı kapattım. Nefeslerim, bedenime güçsüz gelmeye başlayınca oturduğum nöbetçi koltuğunun iki kısmına da sıkıca tutundum.
Atlas, koltuğu kendi koltuğuna çevirdi ve yüzüme düşen saçları kulağımın arkasına attı. "Ilgaz,iyi misin?" cevap alamayınca bir su açtı masada duran paketlilerden ve bana uzattı. Suyu elinden alarak yudumladım ve tekrar masaya koydum.
"Ilgaz, neyin var, ne oldu?" endişeyle gözlerime baktı. "Konuşsana,Ilgaz!" elini omzuma koydu, bakışları dosyaya kayınca avuçlarının içine yerleştirdi ve resimleri inceledi. "Bu adam gerçekten çıldırmış!" öfkeyle ayağa kalktığında bende ayağa kalktım ve kolundan tutarak onu durdurdum.
"Atlas, dur, şuan değil, lütfen." Ben tane tane konuşurken kendini sakinleştirmeye çalıştı. Ellerimi omuzlarına koydum ve onu tekrar oturttum."Lütfen."