Kitabın sayfasındaki cümleye odaklandım,"Eğer doğru sensen ve yanlışın içerisine bir girdap uzanıyorsa, doğrunun akıntısını oluştur." önümdeki nöbet masasına uzanıp üzerindeki işaretleme kalemi yardımıyla cümlenin üzerini çizdim. Bir kez daha göz attım ve cümlenin yanına bir yıldız atarken, sırtımda bir dürtü hissettim. Omzumun üzerinden arkama baktığımda elinde iki kahve ile dikilen Atlas'ı gördüm. Hafif bir tebessüm oluştu yüzünde ve yanımdaki koltuğa oturdu. Kitabımı masaya ara vermek üzere bıraktım, Atlas'ın elindeki bana uzattığı kahveyi alarak yudumladım. Atlas benim küçüklükten beri en yakın arkadaşım, belki de kardeşimdi, ikimiz de beraber büyümüştük ve birbirimizden ayrılmamıştık. Ben doktorluğu tercih edince hayalindeki asker mesleğini bir kenara bırakıp benimle tıp okumuştu. Şuan ise hastanenin en önemli iki doktoruyduk. "Kitap mı okuyordun?" masaya ve okuduğum kitaba göz attı. Başımı sallayarak onayladım. Yüzüme düşen saç tutamımı arkaya atarak bir kez daha kahvemi yudumladım. "Halimize bak, sabahlara kadar nöbet tutuyoruz,bir kahve ısmarlayan bile yok." dedim göz devirerek. Kısık sesle kıkırdadı, ardından kahveyi masaya koydu ve kollarını göğsünde bağladı. "Haberleri gördün mü?" derin bir nefes verdi. "Herkes ümitsizlik içinde, üstelik sürekli yaralı sayısı artış gösteriyor." doktor olduğumuz için bu tarz haberleri devamlı takip ederdik.
Konuşmaya devam ederken kalabalık bir topluluğun acilden içeriye girdiğini gördüm. Atlas'la aynı anda ayağa kalktığımızda sedyede bir adamı bize doğru ilerleten sağlık çalışanları, birkaç polis,hastane sorumlusu ve güvenlikler gözüme çarptı. Nöbetçi masasından sedyenin yanına doğru koştuk."Durum ne?" dedim sedyeye bakarken."Hakim Oktay Sıraç'a saldırmış," güvenlik iğrenircesine yatan adama baktı,"Hakim,vefat etti,vurmuş" elleri yumruk halini aldı. Atlas sedyeyi ilerletmeye başladı ameliyat odasına doğru, peşinden giderken durdurulunca bakışlarım beni durduran kişinin eline kaydı. Hastane sorumlusu kolumdan tutmuştu, benim rahatsız olduğumu anlayınca elini geri çekti. "Ilgaz, kızım." merakla bekliyordum, "o, Hakim Oktay Sıraç'ı..." yutkundu ve kelimeyi telafuz edemedi, "ameliyat masasından çıkmasın, elinden geleni yapıyormuş gibi rollen, gerisini ben halledeceğim." Birkaç adım geriledim, boğazımı temizledim. "Siz, neyi kastediyorsunuz?" Afallamış şekilde öylece duruyordum. "Ameliyat masasından çıkmasın" derken yanlış mı duymuştum. Parmaklarımla şakaklarıma baskı yaptım." Ilgaz, ben halledeceğim, sen sadece üzerindeki örtüyü kapat." geri döndü ve ilermeye başladı. "Yanılıyorsunuz," dedim aramızdaki mesafe hala açıkken, dudaklarımı yaladım ve derin nefesler alırken cümlelerimi eksik bırakmadım. "Ben bir doktorum, bir yeminim var," yutkundum, "yeminimden geri dönmem, gerekirse beni yaralayan birisi kurtarılmaya muhtaç olsun kurtarırım, kurtarmak benim görevim." arkamdan sesler yükselirken arkamı döndüm ve ameliyat odasına girdim. Atlas, ameliyat masasına yatmış adama müdahale başlamıştı. Kenarda duran önlüğümü giydim,bonemi saçlarımı örtecek şekilde geçirdim ardından da eldivenlerimi ellerime geçirdim. Atlas'ın yanında yer alırken masadaki kişiyi inceledim. Yarasına dikiş atılırken, kanı vücudundan sildim. Hala aklımda hastane sorumlusunun söyledikleri dönüyordu. "Eğer doğru sensen ve yanlışın içerisine bir girdap uzanıyorsa, doğrunun akıntısını oluştur." diye mırıldandım ağzımın içinde ve müdahaleye devam ettim." İyi misin sen?"dediğinde Atlas'la bakmadan bir dikiş de ben attım. Onaylayan bir bakış attıktan sonra ters giden birşeyler olduğunu anlasa da ses çıkarmadı, bense dikişleri hızlandırdım.
Aradan yarım saat sonra tüm müdahalelerimiz bitmişti. Ameliyat musluğunda ellerimi yıkarken,Atlas da eldivenlerini çöpe atıp yanımda yıkamaya başladı."Sorun ne?" sorduğu soru karşısında ona dürüst olmaya karar verdim ve su ile temizlediğim ellerime bakarken yanıtladım. "Ameliyat masasından çıkarmamamı söylediler." musluğumu hızla kapattı ve bana baktı. Tam ağzını açacakken ondan önce davrandım. "Atlas, görevimi yaptım, pişman değilim." ters bir bakış attı,dilini iki kez damağına vurdu, "bende doğruyu yaptın demek üzereydim." Bakışlarımı ona kaldırdım, elini omzuma koydu destek verircesine ve tekrar musluğu açıp elimi yıkamam için başıyla işaret etti. İkimiz de tamamen temizlediğimiz ellerimizi kuruladıktan sonra, ameliyat kıyafetlerimizi de çıkararak,odadan çıktık. Hemşirelerden biri yanıma geldi, uzun süre inceledikten sonra dudaklarından çekingen bir cümle çıktı. "Ilgaz Hanım, içerideki suçluyu mezarlığa götürmeleri için aracı arayayım mi?" Atlas'ın çenesi kasıldı ve avcunu sırtıma yasladı arkadan. "Yoğun bakıma kaldırın,serum takmayı da unutmayın." pürüzsüz ve emin sesimle duruşumu dikleştirdim, hemşire bana şaşkınlıkla bakarken. Dudaklarını araladı ancak içine çekti tüm sözcüklerini ve ameliyat odasına girdi, ardına bakmadan. Bense hızlı adımlarımla oradan ayrılırken, Atlas da peşimden ilerledi.
"Ilgaz,dur artık." nefes nefese peşimden gelen Atlas,beni nöbetçi masasına ilerletti ve koltuğa oturttu. Derin nefesler alıp verirken,bilgisayarı açtım ve hastanın adını yazdım arama motoruna,Bartu Karan Adalı. Haberler kısmına tıklayarak, ismindeki bölümleri okudum.
"Hakim Oktay Sıraç'ın ansız vefatı ve odasında bulunan, eski spiker Bartu Karan Adalı!" başka bir slogana bastım fare ile.
"Sürpriz gelişme,Bartu Karan Adalı,hem yaralandı,hem yaraladı, üstelik bir kayıp mevcut!" nefesimi tuttum ve yorumlara girdim.
"Hakim,masum ve kendi halinde yaşayan bir adamcağızdı,rahmet diliyorum,ailesine baş sağlığı dileklerimi sunarım."
"Bartu Karan Adalı'nın neden televizyondan çekildiği belli oldu!"
"Hayalkırıklığı, başka denecek birşey yok."
Birçok hakaret belirten yorumları hızla geçtim, hepsi kan dondurucuydu. Atlas yanımdan bilgisayara eğildi ve kapattı, "Ilgaz," bakışları üzerimde gezindi,"yanlış birşey yapmadın."
Sadece başımı salladım, yanlış olmadığını biliyordum ancak can alan birinin canını kurtarmıştım,bu oldukça ağırdı.
