İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 26 · 6 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 26

25.Bölüm:Okyanusun Kalbindeki Derinlik

Dikişli elimdeki ağrıdan kıvranıyordum. Atlas, Bartu'nun hemen yanındaki odaya geçmemi söylemiş, pansuman ve serum almam gerektiğini özellikle belirtmişti. Duvarda asılı duran televizyonda haberler açıktı. Spiker kadın, savcının oğluna söz hakkı verdiğinde ekranda savcının oğlu belirdi. Yatakta doğrularak pür dikkat dinledim.

Bartu'nun birkaç gün içinde hastaneden çıkıp adliyeye sevk edileceğini söylüyordu. Konuşurken o kadar rahattı ki masum birini andırıyordu. Elindeki dosyayı kameraya gösterdiğinde gülümsedi, 'Bartu Karan' yazıyordu üzerinde. Kumandayı avcumun içinde çevirip televizyonu durdurdum. Atlas gelince yazının görünen tarafını okumasını isteyecektim.

Kemiklerim ağrıyor, ara sıra başım dönüyordu. Yavuz'un verdiği üç sakinleştirici yüzünden vücudumda derman kalmamıştı. Uzuvlarımı zor hareket ettirebiliyordum. Üzerimdeki yorgunluk geçmek bilmediği için sürekli yüzümü ıslak mendille siliyor, uyanık kalmaya çalışıyordum.

Telefonuma yavaşça uzandım, yumuşak hareketlerim sayesinde elime ulaştığında kucağıma çekip kilidi açtım. Bildirimler doluşmuştu ve doluşmaya devam da ediyordu. Evren'in mesajına tıkladım.

Evren: Ilgaz, Atlas apar topar gitti, bana da hiçbir şey söylemedi. Sen iyi misin? Senin için mi geldi? İyi değilsen bende gelebilirim. Hatta geliyorum. Gelebilir miyim? Ilgaz, lütfen cevap ver mesajlarıma, endişeleniyorum.

Ilgaz: Yoğundum, göremedim. Hiçbir problem yok. Hepimiz iyiyiz, sen iyi misin?

Evren: Atlas neden aceleyle geldi o zaman?

Ilgaz: Acilden aradılar bir hasta gelecekti, o yüzden.

Evren: İyisin yani?

Ilgaz: Sen?

Evren ve Atlas'a yalan söylemezdim, söylemekten de hoşlanmazdım. Birbirimizden gizlimiz saklımız olmayacağı konusunda anlaşmıştık.

Evren: Ilgaz, ben iyiyim zaten. Sana soruyorum, iyi misin?

Ilgaz: Her zamanki gibi.

Mesajımdan şüphelenmemesi için gülücük koydum.

Evren: Geliyorum.

Yalan söylerken gerçekten berbat olabiliyordum, göz devirerek mesajlaşma uygulamasından çıktığımda sosyal medyada birikmiş 999+ mesaj sembolünü gördüm. Tıkladığımda bildirimlere girdim.

'Gerçekten bir suçluyu savunabilecek kadar düştün mü? İnatla muayene eden arkasında da durur. Senden tanımamama rağmen utanıyorum.'

'Pes et artık, devam edersen o suçlunun başına gelecekler sana da uğrayacak. Eskiden olduğun doktoru düşün, emeklerini düşün ve vazgeç. Aldığın ödüller, çıktığın programlar, verdiğin röportajlar boşuna mıydı?'

'Umarım için rahat uyuyabiliyorsundur. Senin yüzünden bu şehirde güvensiz hissettiğimizden biz rahat uyuyamıyoruz çünkü.'

'Etrafındaki insanlara üzülüyorum.'

'Paylaşmaktan usanmadığın arkadaşın inşallah senden usanıyor da kurtulur. İnsanları da peşinde sürüklüyorsun.'

'Kelimeler kifayetsiz.'

'Sizin gibileri doktor yaptıkları için başkalarının emekleri çöpe gidiyor. Keşke doktor olmasaydın. Elin bile senin neşter tutmama dayanamadı, dikişe mahkum kaldı.'

Daraldığımda telefonu koltuğa fırlattım. İnsanların bilip bilmeden konuşması ne de kolaydı? Önemli olan doğrunun yanında durmaksa ben insanların yanlış bildiklerine karşı göğüs vermekten çekinmezdim. Bartu, savcının oğlunun saçma adaletine kurban gitmiş, insanlardan soğumuştu.

Kapı tıklandığında içeriye Atlas girdi. "Ilgaz, daha iyi misin?" Başımı salladım ne kadar sağlıklı hissetmesem de. "Televizyonda ne yazdığını okur musun?" Ekrana baktığında kaşları çatıldı.

"Bu iyi bir fikir değil, Ilgaz." Derin bir nefes çekti. Israr eden bakışlarımı gördüğünde öfleyerek okumaya başladı. "Bartu Karan Adalı, Ekim'in yirmi sekizinde adliyeye sevk edilecektir. Sağlık sorunları nedeniyle ertelenen karar, herhangi bir neden olmadığı sürece tekrar ertelenmeyecektir."

"Atlas, ne yapacağız?" Yatakta tamamen doğruldum, sırtımın acısıyla inlesem de önem vermedim. "Raporu uzatmamız gerek, bir şey bulamadık henüz."

"Ilgaz, artık bu konuya karışmaman gerek, sen zarar görüyorsun." Başımı şiddetle sallayıp inanamaz şekilde ona baktım. "Ciddi misin sen? Her zaman adaletin yanında duracağımıza söz vermedik mi o gece? Uraz'a verdiğin sözden mi döneceksin?"

"Ilgaz, öyle değil..."

"Öyle, Atlas! Şuan ne dediğinin farkında mısın sen? Ortada masum bir adam var halk tarafından üzeri karalanan! Göz mü yumacağız? Sen yumabilirsin lakin ben yummayacağım, ne olursa olsun o kanıtları bulup Bartu'yu aklayacağım. Gerekirse rapor uzatmak gerekirse yeni rapor yazmak, hepsini yaparım."

Yatağımın hemen yanında oturup ellerini ellerimin üzerine koydu. "Kardeşim, haklısın fakat sana gelen zararın farkında değil misin? Ben senin canının yanmasına katlanamıyorum artık. Duyuyor musun, katlanamıyorum."

İç çekerek Atlas'ın dolan gözlerine baktım. "Anlayabiliyorum, sende beni anla. Canım yanabilir, bunun farkındayım fakat diğer türlü de geçmişin canı yanacak onu da geçtim masum bir adamın canı yanacak, Atlas. Orada heba olacak." Avcumu göğsüne yasladım. "Bana güven, hayalkırıklığına uğratmayacağım."

Avcumun üzerine elini yerleştirdi. "Biliyorum," gülümsediğinde göz pınarlarını sildi. "Sırtın ne durumda, pansuman yapmam gerek, biliyorsun değil mi?" Başımı salladım.

Kolunu sırtımın hemen altına dolayıp beni öne doğru eğdi. "Biraz acıyacak, kendini tutma haber ver bana çok fazla hissettiğinde." İlk yardım çantası çıkarıp pamuğun üzerine merhem döktü. Sırtımda gezdirmeye başladığında dişlerimi sıkıyordum.

"Bitmek üzere," her pamukla dokunuşunda benimle iletişime geçmeye çalışıyordu. "Bitti bile, bu dayanıklılığın için bir ödülü hak ediyorsun bence." Yatağın altından çıkardığı peluşu kucağıma bıraktı. Oyuncak, gözleri parlayan, mutlu gözüken kuala peluşuydu. Gülümsediğimde arkama yaslanarak Atlas'a kocaman sarıldım. "Teşekkür ederim."

"Önemli olmadığını biliyorsun, küçüklükten gelen jestlerden biri diyelim." Yarama dokunmayan kollarını bana doladı. Geri çekildiğinde yüzündeki gülümseme dağılmamıştı. "Serum takacağım, biraz dinlenmen gerek. Dikişlerinde sorun yok sadece acıma riski var, ona da dayanırsın zaten.

Serum kablosunu kolumdan damarıma bağladığında koltuğa yerleşti. "Senin için rapor uzatma yöntemlerini araştıracağım biraz, sende dinlen." Göz kırptığında göz kırpıp yatakta uzanır pozisyona geldim. Kucağımdaki kuala peluşunu sımsıkı tutuyordum.

Atlas, bacaklarının üzerine bilgisayarını koyarak tuşlara bastığında yüzünde parlaklık oluştu. Araştırmaya başladığındaysa onu izledim birkaç dakika. Analizlerini yaptığında bana baktı. Anlatmaya başladığında pür dikkat dinledim.

Serumum bittiğinde ayağa kalkıp Bartu'nun odasına ilerledim. Atlas'ın acilde hastası olduğu için yollarımız ayrılmıştı. Yüz yirmi dokuz numaralı odanın kapısını tıklattığımda Karan'ın sesini duydum.

Yatağının hemen karşısında durduğumda kaşlarını çatıp beni süzdü. "Ilgaz, iyi değilsin zaten neden geldin?"

"Atlas'ı ikna ettim," zor olmuştu, fazlasıyla zor. Neyse ki şimdi buradaydım. Başım dönmeye başladığında duvara yaslandım. "Hastanede kalma süreni uzatmamız gerek, konuşmamız lazım."

"Başın mı dönüyor," yataktan kalkıp hızla önüme geldi. "İyi misin?" Gözlerindeki endişeyi gördüğümde şaşkınlıktan dudaklarım aralandı. Yangında da bu ifadeyi görmüştüm, Yavuz'la aynı odada beni bulduğunda da. "İyiyim, anlık oldu."

"Ilgaz, bunun anlığı mı var, kendine dikkat et biraz." Kolunu sırtıma koyduğunda acıyla inledim. "Yavaş," dişlerimi sıktığımı fark ettiğinde sırtımdan aşağı kaydırdı kolunu. "Pardon, unuttum."

"Gel, yatabilirsin benim yatağımda." Başımı iki yana salladım. "Hayır, hayır. Gerek yok. İyiyim." Koltuğa doğru ilerletti beni. Eskiden televizyonun üzerinde Yavuz'un yerleştirdiği kamera duruyordu fakat Bartu fark etmiş olmalı ki yerinde yoktu.

"Sakince," oturmama yardımcı olurken dengemi kaybedip elimi yarasının üzerine koydum tutunmak için. Kolunu daha da sıkışlaştırdı düşmemem adına. "Özür dilerim," avcumu geri çekerken yere damlayan kanı gördüm. "Bartu?" Şaşkınca ona baktığımda bakışlarını yüzümden ayırmadı, başından beri biliyor olmalıydı.

"Bartu, senin kanın mı bu?" Çenesi kasıldığında damarları belirginleşti. Acıdan kendini sıktığını yeni fark ediyordum. Tek dizinin üzerine düşerken bende onunla çömeldim. "Bartu!" Kollarımı vücuduna dolayıp ayağa kaldırmaya çalıştım. "Sakin kapatma gözlerini," zorlukla ikimizi de ayaklandırdığımda elimi yarasının üzerine koyup bastırdım. Tek elimle yatağa ilerletme çabasındaydım.

İlk adımı attığında kollarımı daha sıkı etrafına sardım. "Dayan, çok az kaldı." İkinci ve üçüncü adımımızı da attığımızda daha fazla dayanamayarak bedeni gevşedi. Üzerime yıkılan bedenini zar zor dik tutuyordum. Tamamen bana yaşlandığı için ilerletmem çok zordu. "Bartu, kapatma gözlerini, dayan." Başı omzuma düşmüştü, burnu yaslı olduğu için nefes alıp verişlerini dinlemeye çalışıyordum.

"Bartu, kapattın mı gözlerini?" Kolları iki yanıma çarpıyordu. Bacaklarının serbest kaldığının farkındaydım. Ayaklarımla ayaklarını biraz olsun oynadığımda yatağa ittim Bartu'yu. Yatış pozisyonunu ayarlayıp üzerimdeki önlüğü çıkardım. Bembeyaz önlüğü yarasına bastırırken kısa sürede kan kumaşı boyadı.

"Yardım edin!" Çığlık atıyordum adeta duyulmak için. Kimse duysa da gelmezdi fakat Atlas'a duyum giderse Atlas gelebilirdi. "Yardım edin!" Yaraya bastırmaya devam ederken kulağımı dudaklarına yaklaştırdım. Nefes alışları değişmeye başlamıştı.

"Bartu, gözlerini aç. Yardım edin!" Tenindeki solukluğu fark ettim. "Karan, lütfen gözlerini aç korkmaya başladım." Etrafta işe yarayacak aletler aramaya başladım fakat yaraya bastırıyorken hiçbir şey yapamazdım. "Karan, benimle kal, korkuyorum. Ölmezsin değil mi bunca badireden sonra?"

"Atlas!" Çığlığım boğazımı yaktı, ses tellerim sanki bir daha çalışmayacakmış gibi zorladı kendini. Gözlerim doldu. "Karan, daha masumiyetini kutlayacağız, bırakma bizi, bırakma kardeşini, bırakma arkadaşlarını. Lütfen aç gözlerini, gerçekten korkuyorum."

Ağlamaya başladığımda kapı açıldı. İçeriye giren Atlas bana ve Karan'a baktıktan sonra hızla harekete geçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.