Gözlerimi araladığımda Yavuz beni gülümseyerek izliyordu. Rahatsız oluyordum açıkça. Bana ilerlediğinde kollarını etrafıma sardı. Sarılırken tepki veremedim. "Ilgaz, bunu daima bekledim."
Çırpındıkça daha fazla sarıldı, hareketlenmeye çalıştıkça başını omzuma gömdü. Geriye çekildiğinde titriyordum, burnumdan kan süzülmeye başladı.
"Neden hep burnun kanıyor ki stres olduğunda?" Yutkundum. Yavuz'un yanında babam belirdi. Elini uzattı bana tekrar, bu kez avcunu daha da açmıştı. "Neden öncekinden tutmadığını buldum, Ilgaz," dedi gülümseyerek, "nasırlıydı elim, krem sürüp geldim." Gözlerim doldu, babama uzanmaya çalıştım, ellerimi uzatamasam da bedenimi öne eğmeye çalıştım ancak Yavuz beni tuttu.
"Baba!" Babamın yanında annem belirdi, elinde kurumuş çiçekler vardı. "Ilgaz," beni süzdü, "bu halin ne?" Midem bulandı, başıma ağrı girdi. Yavuz beni tutarken hareketlendim. "Bırak!"
"Söyle bana, Bartu Karan'ın doktoru olmadığını söyle. Olmayacağını söyle."
Bedenimi hareket ettiremez durumdaydım. "Asla söylemeyeceğim." Cebinden iğneyi çıkardı, omzuna öyle bir batırdı ki acıyla çığlık attım. Sanki içindeki sıvıyı keyif alıyormuş gibi yavaşça damarıma boşaltmaya başladı.
Gürültülü ses yüzünden başımı kapıya çevirdim. Kim olduğunu bilmediğim bir doktor içeriye girmişti. Yavuz'a ilerlediğinde henüz bütün sıvı damarıma boşalmadan onu yakasından kavradı. "Ne oluyor?" Yavuz tamamlayamadan doktor onu duvara yasladı. "Ilgaz'a," sesi tanıdık geliyordu, "dokunmayacaksın." Onun elindeki iğneyi alıp Yavuz'un omzuna batırdı. Kalan sıvıyı enjekte etti.
Hala titriyordum, göğsüm hızla inip kalkıyordu. Midemin bulantısıyla burnumun kanaması durmuyor, bedenimi titretiyordu. Yavuz, enjekte edilen sakinleştiriciyle gözlerini kapatarak yere yığıldı.
Doktor önümde durup yaklaşmaya başladı. Kim olduğunu bilmiyordum, ne yapacağını da. Gerilemeye çalıştım fakat duvar engelledi beni. "Baba!" Kalan gücümle çığlık atıyordum. Babamla annemin halüsinasyonu silikleşmeye başlamıştı. "Anne!" Mide bulantım yüzünden sarsıldım. Doktor daha da yaklaştığında gözlerimden yaşlar boşaldı. "Dokunma bana!"
Ellerini havaya kaldırıp maskesini boynuna indirdi. "Benim, Ilgaz. Benim, Bartu." Baştan aşağı süzdüm onu, koyu saçları, kehribar rengi gözleri, kulağının hemen yanındaki beni...
"Yaklaşacağım fakat korkma, tamam mı? Sadece üzerindeki gömleği çıkaracağım." Kollarıma uzandığında titremem durmadı, aksine çoğaldı. Fark etmiş olacak ki derin bir nefes çekti. "Ilgaz, arkanı dönmen gerek çözebilmem için."
Burnumu çektiğimde kan süzülmeye devam etti bir kez daha, arkamı dönmeye çalışsam da dönemedim, gücüm kalmamıştı. Babamın halüsinasyonu, hemen yanıma oturdu. "Kızım," sesi uzaktan geliyordu. "Baba," ona uzanabilmek için çırpınsam da fayda olmadı. "Baba!"
Yangın anı zihnime uğradığında mide bulantım ikiye katlandı. Bedenim şiddetle sarsılıyordu babama ulaşmak adına. "Baba, gitme." Sesim kısılmıştı, babamınsa halüsinasyonu tekrar silikleşiyordu. Aklımı kaybediyor gibiydim. "Baba!"
Bartu, omuzlarımı aniden yakaladı. "Ilgaz, bak bana. Baban yok, annem de yok. Sadece ben varım. Halüsinasyon görüyorsun." Başım öğürmek için öne doğru eğildiğinde iki elini birleştirip çenemin altına koydu. Daha fazla dayanamayarak midemde bulunan her şeyi çıkardım.
Dilim uyuşmuştu, Bartu'ysa hala avcunu çenemin altında tutuyordu. Bir süre bekledikten sonra üzerindeki önlüğü çıkarıp ellerini temizledi. "Ilgaz, konuş benimle yoksa bilincin kapanacak." Titreyen bedenimi durdurmak için kollarımdan yakaladı beni. "Sakinleş, ben buradayım. Yavuz dahil kimse yok, tamam mı? Sadece ben varım. Şimdi seni biraz öne çekeceğim ki arkandan ipleri çözeyim."
Sırtım duvardan ayrıldığında burnumdan akan sıvı çoğaldı. Dudaklarıma bulaşan kırmızılık damağımda demir tadını almama sebep oluyordu. Karan, ipleri teker teker çözdüğünde üzerimdeki gömlek bollaştı. Kolunu sırtıma koyarak karşıma geçti, kollarimdan çıkardı giysiyi. Açıkta kalan omuzlarımda iğnenin izleri vardı. Bakarken çenesinin kasıldığını görebiliyordum.
"Ilgaz, hareket edebiliyor musun?"
"Hayır," panik atak geçirdiğimin farkındaydı. Göğsüm hızla inip kalkıyor, midem dehşet bulanıyordu. Damarıma yarısı boşalan sakinleştiriciyse beni uykuyla uyanıklık arasında getirip götürüyordu.
"Önemli değil, ben hallediyorum. Sadece korkma, tamam mı? Hani sen beni hep muayene ediyorsun ya, bende seni ediyorum gibi düşün." Üzerindeki hastane kıyafeti iki parça yırtılmıştı, bir parça daha yırtarak burnuma bastırdı, acıyla inledim. "Özür dilerim fakat bastırmak zorundayım."
Hızla inip kalkan göğsümü gördüğünde panik atak geçirdiğimi fark etmediğini anladım. Sadece sakinleştiriciyi aklında çözmüştü. "Ilgaz," beni yere oturttu, hemen önümde kendisi de çömeldi. "Saymaya başlayacağım, sende ritme göre nefes alacaksın, tamam mı?"
"Bir, iki, üç, dört..." Benimle birlikte kendisi de nefes alıp veriyordu. "Beş, altı, yedi..."
"Geçti," burnuma tampon yapan avcuna baktım. Gülümsedi rahatlamış bir tavırla. "Harikasın, gerçekten harikasın." Ayağa kalktığında kalkmamı bekledi ancak ben kalkamadım. "Ilgaz, kaç tane iğne vurdu sana?" Omzunda bakışları gezindiğinde dudakları aralandı. Arkasını dönüp Yavuz'a ilerlerken seslendim. "Karan, dur." Tekrar önümde durdu. Kollarımdan tutarak ayağa kaldırdı.
"Sırtını yasla bana," dediğini yaptığımda beni sarmaladı. "Seni buradan çıkaracağım lakin çok dikkat çekeriz." Dengemi kaybettim bir anlığına, başım döndü. Fark ettiği gibi omzuma doladı kolunu. "Böyle çıkaramam seni, temastan hoşlanmadığını biliyorum fakat ne yapacağız?"
"Sırtıma binebilir misin?"
"Ne?"
"Sırtıma çıkabilir misin, ben sadece kollarını tutarım, dokunmam doğru düzgün."
Beni arkasına aldığında sırtına çıktım. Kollarımı onun başının altında birleştirdiğimde desteklemek için tuttu. "Bayılmazsın, değil mi?" Cıkladığımda beni önce bölümden, daha sonra da koridordan çıkardı. Yüz yirmi dokuz numaralı odaya vardığımızda kapıyı arkamızdan kilitledi.
Yatağına bıraktığında dikişli elime göz attım. Sıkıştığından kızarmış, yanmaya başlamıştı. Midem hala bulanıyor, başım ağrıyordu.
"Ilgaz, Atlas geliyor, benim bu hastanedeki makinelere erişimim olmadığı için müdahale edemiyorum. Dayanabilir misin biraz?" Başımı salladığımda yatağın kenarına oturdu. "Burnun kanıyor, pamuk nerede?"
"Gerek yok," dişlerimi sıkarak doğruldum. Sırtımdaki acı yüzünden çenem kasılıyordu. "Hallederim ben."
Şifonyerin çekmecesinden pamuk bulup burnuma bastırdı. "Kendin halledecek durumda değilsin." Yüzüme odaklandı. "Her yerin kan olmuş." Başımı salladım. "Hallederim."
"Bastır burnuna, geliyorum." İki dakika sonra elinde ıslak mendille geri döndü. İçinden üç mendil çıkarıp birincisiyle çenemi sildi, ikincisiyle burnumun altını, üçüncüsünüyse bana uzattı. Teşekkür ederek dudaklarımı sildim.
Kendimi sürekli kasıyordum kusmamak adına. Kemiklerim ağrımaya başlamıştı. Sırtımdaki ağrı da buna ekleniyordu. "Ilgaz, iyi misin?" Arkadamdaki yastığı dikleştirip yatağın kenarına oturdu. "Miden mi bulanıyor?" Onayladığımda ellerini birleştirdi. Çenemin altında duran avuçlarına baktım. "Sorun yok, miden bulanıyorsa rahat ol."
"Ben," cümlemi tamamlayamadan midemdeki her şeyi bir kez daha çıkardım. Mide öz sıvım geliyordu artık. Başımı kaldırdığımda Bartu'ya baktım. Gerilmemem için gülümsedi. "Önemli değil." Lavaboda ellerini temizleyip tekrar yatağa oturdu. "Daha iyi misin?"
"Teşekkür ederim," sesim çekingen ve kısıktı. Sırtımdaki acı yüzünden inlemek zorunda kaldım aniden. "Ilgaz, iyi misin?" Bedenimde gezindi bakışları. "Yaran mı var?"
"Hayır."
"Evet."
"Hayır."
"Sırtında mı?"
"Evet, yani hayır." Beni doğrultup öne doğru eğdi, kumaşı izin alarak yukarıya kaldırdı. "Ilgaz, pansuman gerek buna."
"Gerek yok, gerçekten."
"Ilgaz, pansuman lazım dedim..." Cümlesini tamamlayamadan odaya Atlas girdi. "Ilgaz!" Gözleri dolmuştu, sırılsıklam duruyordu odanın ortasında.
Bana atıldığında kollarımı etrafına zar zor sardım. "Ilgaz, iyi misin?" Ağlamaya başladı. "Atlas, iyiyim." Sırtımdaki elleri yüzünden dişlerimi sıktım.
"Ilgaz, özür dilerim. Seni yalnız bıraktığım için özür dilerim. Kim yaptı, söyle bana, kim? Özür dilerim, çok özür dilerim."
"Atlas, sakin olur musun? Gerçekten iyiyim." Bizi izleyen Bartu'yu gördüm. Yüzündeki imrenme nereden baksa okunabilir durumdaydı. Kardeşliğe muhtaçtı.
"Ilgaz, başka odaya alayım seni, bakayım sana. Dikişlerin de zorlanmış." Burnuma bastırdığım pamuk düştüğünde gözleri dehşetle açıldı. "Ilgaz..." Hiç düşünmeden beni yataktan kaldırıp yan odaya götürdü. Yatağa yatırdığında göz devirdim. "İyiyim, Atlas."
"İğne izi mi o omzundakiler?"
"Evet."
"Ilgaz, kafayı yiyeceğim, her şeyi anlat bana, eksiksiz." Bartu da arkamızdan gelmiş kapıda bizi izliyordu.
"Atlas, anlatacağım. Sadece sakin olur musun? İyiyim, gerçekten."
"Burnun kanamış, kriz geçirmişsin yine farkında değil miyim sanıyorsun?"
"Atlas..."
"Ilgaz, korkmuşsun kardeşim. Çok korkmuşsun. İnkar mı edeceksin? Kimin yaptığını söyle bana, kim zarar verdi sana bu kadar? Kim sana halüsinasyon görecek kadar zarar verdi?"
"Atlas, dinler misin?"
"Kim?"
"Atlas..."
"Kim?"
"Yavuz."
"Mahvedeceğim onu."
Kapıya ilerlediğinde Bartu kolundan yakaladı Atlas'ın. "Dışarıda konuşabilir miyiz biraz?" Gözlerimi kırpıştırıp onlara baktım. "Benden gizli konuşacak neyiniz var, benim yanımda konuşun." İkisinin arasında sessiz bir anlaşma geçti, bakışlarıyla anlaştılar. Dışarıya çıktıklarında bakakaldım.