İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 19

19.Bölüm:Kum Saatinin Yüzeyindekiler

Gözlerimi araladığımda Bartu'nun uyuyor olduğunu gördüm. Koltukta oturan bedenimi ses çıkarmadan kaldırarak parmak ucunda odadan çıktım. Koridorda ilerlerken saat gördüğüm kadarıyla gece iki civarlarındaydı. Lavabonun önünde durup içeriye girdim.

Musluğu açtığımda akan suyun altına elimi soktum. Su buz gibiydi, ellerimi altında birbirine kavuşturdum. Kısa süre sonra sıcaklığına alıştığımda yüzümü de yıkamaya başladım.

Bartu'nun başında beklediğim için uyanık kalmalıydım. Herhangi bir reaksiyonda ben müdahale etmezsem başka edecek kimse yoktu.

Kapıdan duyduğum tıkırtıyla musluğu kapatıp kapıya ilerledim. Elimi kola koyduğumda aşağıya indirdim lakin kapı açılmadı. Birkaç kez daha denesem de nafileydi.

Telefonumu çıkarıp arayabileceğim kimseleri bulmaya çalıştım. Atlas hastanede olmadığı için onu arayamazdım. Arayabileceğim kimse de yoktu. Bir ihtimal de olsa belki açarlar umuduyla hemşireleri aradım. Açmayacaklarını biliyordum, açmadılar da. Son çare olarak diğerlerine kıyasla iyi anlaştığım hemşireyi bulmaya çalışırım rehberde.

Burnuma dolan duman kokusu genzimi yaktı. Başını kaldırıp kapının altına baktığımda içeriye dolan isi gördüm. "Ne oluyor?"

Önlüğümün koluyla burnunu kapatarak kapıya vurmaya başladım. "Kimse yok mu?" Bağırsam da sonuç alamadım. Omzumla vurdum kapıya, açılmadı. Oldukça güçlü bir metalden yapılmış olması da göz önünde bulundurulması gereken bir husustu.

Duman, tüm odayı kapladı. Önlüğümle ağzımı da kapattım isli havayı solumamak için. "Kimse yok mu, yardım edin!" Kısa sürede bağırışlarım çığlıklara dönüştü. Boğazım yanıyor, kemiklerim sızlıyordu.

Alevler kapının altından çıkmaya başladığında kendimi tezgaha dayadım. Doktorların, hemşirelerin ve hastaların çığlıkları kulağıma doluyordu. Onlarınkinin arasında duyulması ihtimal bile olmayan sesimle bağırmaya başladım. "Yardım edin!" Kimse gelmedi.

Ateş, kapının altından odayı daha da genişleyerek yayılmaya başladı. "Yardım edin!" Kolumla burnuma iyice siper oldum. Alevler odanın içini aydınlatırken çıtırdamaları yankılanıyordu. "Lütfen, yardım edin!"

Dizlerimin üzerine çöktüm dayanamayarak. "Yardım edin!" Son çareyle çığlık atarken soluklarıma duman karıştı. Seslerden anladığım kadarıyla çoktan bina boşaltılmıştı. Uzuvlarım sızlarken bedenimi dik tutmaya çalıştım. Olmadı.

Gövdem yere yığıldığında ateş etrafımı sarmaya başladı. Boşa uzanan kolumu zorlukla düşen telefonuma uzattım. Mesajlar kısmına girip Atlas'a tıkladım.

Ilgaz: Sizi çok seviyorum.

Biliyordum, buradan kurtuluşum artık yoktu. Telefon elimden kayıp yanıma düştüğünde gözlerim kapanmaya başladı. "Sizi seviyorum..." Son cümlelerimi söylemek için adeta debelenirken aklıma gelen anıyla zaman tamamen durdu.

Bugün yedi yaşında olmanın verdiği mutlulukla taktığım kemerimi çekiştirdim. Annem dikiz aynasından gözlerini benimle buluşturdu. "Ilgaz, yapma."

Omuzlarımı indirip kaldırdım neşeyle. "Anne, bugün yedi yaşındayım. Artık genç kız oldum, değil mi babacığım?" Babam gülümsedi. "Evet canım fakat sen hala benim küçük prensesimsin."

Kıkırtılarım arabaya yayıldı. "Elinde pembe asası olan prenseslerden mi, babacığım." Başını aşağı yukarı salladı. Ellerimi birbirime çarptım. "Peki şimdi nereye gidiyoruz?"

Annem, ön koltukta telefonuna bakarken babama döndü. "Sahiden, nereye gidiyoruz Kemal?" Babam, iki parmağını birleştirerek dudaklarını fermuarlamış gibi bir hareket yaptı. "Eğer kızım yanağımdan öperse dudaklarımı tekrar oynatabilecekmişim. Yoksa sonsuza dek mühürlüymüş.

Hızla sürücü koltuğuna uzanıp babamın yanağına öpücük kondurdum. "Oldu mu?" Onayladığında tekrardan arkama yaslandım. "Şimdi söyler misin, baba?"

"Senin istediğin prenses elbisesini almaya sonra da lunaparkta eğlenmeye gidiyoruz." Ağzım beş karış açıldığında kahkahalarım havada uçuştu. "Sen dünyanın en güzel babasısın!" Ellerimi tekrar birbirine çarptım.

Ancak tek çarpma sesi benim ellerimden çıkan yankılanma olmadı, arabamız gürültüyle yolun kenarlarındaki demirlere çarptı. Babam, başka bir araca çarpmamak için direksiyonu kırmıştı. "Ilgaz, kemerini tak!" Kendi kemeriyle uğraşırken bana seslendi. Taktığımdaysa araç, yokuştan takla atarak yuvarlanmaya başladı.

Birinci takla, araba ters döndü. Annemin tarafındaki camlar patladı. Hava yastıklarıysa açılmadı.

İkinci takla, babamın başı direksiyona sertçe çarptı. "Baba!"

Üçüncü takla, bedenim sarsıldı, kemer beni tuttu.

Dördüncü takla, annemin yüzü arabanın torpidosuna çarptı.

Beşinci takla, annemin bedeni savruldu.

Altıncı takla, babamın tekrar direksiyona başını vurmasıyla yüksek bir korna sesi ortaya çıktı. Babamsa tekrar ses vermedi.

Yedinci takla, annemin bedeni o kadar çok yara aldı ki, annemi göremedim.

Sekizinci takla, başımı sertçe koltuğa vurduğumda burnumdan gelen sıvı kucağıma doğru aktı. Çığlıklar atmaya başladım. Annemle babam, beni duymuyordu.

Dokuzuncu takla sonunda köklü ağaçlara çarparak durduk. Burnuma elimle bastırırken annem ve babama baktım. Babam anneme göre daha iyi durumdaydı fakat yüzü kırmızıdan seçilmiyordu.

Anneme baktığımdaysa yine hiçbir şey göremedim. "Anne?" Cevap vermedi. "Anne?" Cevap vermedi. "Anne," çığlık attım bu kez, yine cevap vermedi.

"Baba?" Yanıt yok. "Baba?" Yanıt yok. "Baba," bağırdım bu kez, yine yanıt yok.

Arabanın kapılarını zorla kırdı yüzünü seçemediğim insanlar. Önce beni çıkarttılar, ardından babamı. İkimizi de destekler pozisyonda tutuyorlardı lakin annemi görünüyorlardı. "Annem..."

Beni sırtımdan tutan adam bakışlarını yüzüme çevirdi. Kazağından bir parça yırtıp burnuma bastırdı. "İyi misin?"

"Annem..."

"Annen mi, ararız anneni şimdi, korkma. Baban da burada." Babamı işaret etse de başımı çevirmedim. "Annem..."

"Arayacağım birazdan, bekle şimdilik olur mu? Burnun kanıyor bak."

"Annem... Araba..."

Araba, alevlerle yanmaya başladı. Dizlerimin üzerine çöktüm içindeki annemi hatırlayınca. "Annem!" Cılız sesimle çığlık attığımda adamlar anladı, koşarak yangın tüpü aramaya gittiler. "Annem!"

Son gördüğüm tek şey, annemin yarısı yanmış bedeninin arabadan çıkarılmış, kucaklanmış olmasıydı. Gözlerim kapandı, bilincim boşluğa daldı.

Hatırlamıştım, yıllardır aklımın ucuna bile gelmeyen olayı hatırlamıştım. Gözlerim doldu tamamen yerde yatarken. "Hatırladım..." Öksürüklere boğulurken burnumda bir sıvı hissettim.

Ellerim titriyordu, alevler etrafımı sarmıştı. Annemin de mi böyle sarmıştı etrafını alevler? Annem korkmuş muydu? Ben korkuyordum. Geride bırakacaklarımdan korkuyordum. Atlas'ın benden sonraki yaşamından korkuyordum. Evren'in acısından korkuyordum. Zamanında haberlerde hain ilan edildiğim için insanların sevincinden korkuyordum. Kendimden korkuyordum. Acıdan korkuyordum.

Parmak ucumda oluşan sıcaklığı hissettim, ateş derimi yakıyordu. O kadar yaklaşmıştı ki bana, serçe parmağım acıyla sızlıyordu. Tüm uzuvlarımı saracaktı bu ateş. Gözlerimi artık doğru düzgün aralayamıyordum, kısık görüş alanım yeterli gelmiyordu.

Hayatın tadını çıkarmış mıydım, evet. Atlas, beni mutlu etmek için her şeyi yapmıştı. İnsanların karşısına dikilmiş, tüm parasını birlikte geçirdiğimiz anılara harcamış, beni her zaman sevmişti.

Evren, evlatlık bile verilse her hafta yurda gelmiş, bana atıştırmalıklar yedirmiş, kıyafetler giydirmişti. Biz yetişkin olduğumuzdaysa daima bizim yanımızda olmuş, bizi desteklemiş, arkamızda durmuştu.

Uraz, bizim can kardeşimiz. Vedat etmeden önce birlikte çok zaman geçirmiştik. Gülmüş, eğlenmiş, korkmuş, üzülmüş, sevinmiştik. Onun neşesini kimsede bulamazdık. Hepimizi öyle bir severdi ki Uraz, sevilmeme eksikliğini asla hissetmezdik. Kimi zaman dost olurdu, kimi zaman afacan kardeş.

Hasta olduğum için Atlas beni kendi yatağına yatırmış, üzerimi sıkıca örtmüştü. Evren başımda dururken bana depoda bulduğumuz kitabı okuyordu. Uraz geldi, gördüğü manzara karşısında dudaklarını büzdü. Ellerindeki buruşukluğa bakılırsa çamaşırları yıkayıp asmış olmalıydı. Gözleri benim üzerimde gezindi. "Ilgaz?"

Yatağımın yanına oturdu, avuçlarımı kendininkilerin içine aldı. "Ilgaz, hasta mı oldun?" Başımı iki yana sallasam da öksürüğüm beni ele verdi. "Ilgaz, hasta olmuşsun." Yüzü asıldı. Örtünün altında yanıma girdi. "O zaman birlikte olalım." Evren ayağa kalkıp Uraz'ı yataktan çıkarmaya çalıştı. "Saçmalama, kalk şuradan."

"Kalkmam! Ilgaz hasta olmuş, bende olacağım." İnat etti, omuzlarını indirip kaldırdı. "Birimiz hepimiz için!" Atlas, odadan girdiğinde saçlarının dağılmış olduğunu, üzerindeki kazağınsa buruşuk olduğunu gördüm. Evren anlasa da ben neden olduğunu anlamadım. Atlas düzeni severdi.

Elindeki tepsiyle yanıma ulaştı, beni dik oturtup kucağıma koydu tepsiyi. "Hepsi senin, şimdi sen bunları yavaşça yiyeceksin, sonra da hızla iyileşeceksin."

"Hani bana!" Uraz'ın sitemini Atlas duyduğunda göz devirdi. "Sana da alırım ama şimdi değil, şuanlık kotalı doldurdum." Evren'le uzun bir süre bakıştıklarında Evren onu bizim göremeyeceğimiz şekilde yatağın arkasına götürdü. Tek duyduğumuzsa Atlas'ın dişlerini sıkma sesi oldu.

Dayanamıyordum, parmağımda alev gezinirken bedenime doğru ilerliyordu. Gözlerimi kapatmak için direniyordum. Telefonumdan gelen mesaj sesi odada yankılandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.