İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 20 · 8 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 20

20.Bölüm:Alevlerin Arasındaki Kıvılcım

Bartu Karan'ın ağzından...

Gözlerimi araladığımda duman kokusu hastaneyi sarmıştı. Ilgaz, odadan çıkmıştı. Dışarıda olduğuna emindim bu sayede. Güç bela bende çıkmayı başardığımda koridorlarda ilerledim. Yangının lavaboda çıktığına dair birkaç fısıldaşma duymuştum.

Hastaneden çıktığımda tüm hastalar ve personeller bahçedeydi. Ilgaz'ı arama umuduyla aralarına ilerledim. Protestocular yangın sebebiyle gitmişti, bahçe tamamen hastanedeki insanlarla doluydu.

Ilgaz'ı kimseyle konuşmuyorken gördüğümde arkasından dürttüm. "Doktor," kadın bana baktığında Ilgaz'dan tamamen farklı biri olduğunu gördüm. "Kusura bakmayın, karıştırdım..." Cümleme devam edemeden kadın çığlık attı. "Katil bana dokundu!" Yüzümü buruşturup aramaya devam ettim.

Doktoru bulamıyordum, herkese bakmaya özen göstermiştim. İçimde kötü ihtimaller doğsa da dışarıya çıktığında emindim. Banka oturmuş, beni tiksintiyle seyreden Yavuz'u gördüm. Ilgaz'ın peşinde dolaştığını biliyordum. Adımlarımı üzerine ilerlettiğimde tam karşısında durdum. "Doktor nerede?"

Baştan aşağı beni süzdü, çimen rengi gözleri benimle buluştuğunda kaşlarını çattı. "Ilgaz'dan mı bahsediyorsun?"

"Uzatma da söyle, Doktoru gördün mü?" Cıkladığında ayağa kalkıp elini omzuma koydu. "Sen ne yapacaksın, Ilgaz'ı?" Geriye adım attım birkaç kez dokunmaması için. "Doktorum olduğu için merak ettim, ben uyandığımda yoktu."

"Seni uyandırmadı mı yani," küstahca sırıttı, "senden vazgeçmiş olması güzel." Kollarını göğsünde birleştirdi. "Akıllı bir kadın olduğunu biliyordum."

"Gördün mü görmedin mi?"

"Görmedim, bence o da seni görmek istemiyor, peşini bırak."

Daha fazla Yavuz'la uğraşmadan etrafta gezinmeye devam ettim. Yoktu. Doktor yoktu. Bundan artık emindim, bahçede değildi. Bahçede değilse neredeydi? Aklıma gelen ihtimalle yutkundum. Hastanenin içinde olabilir miydi?

Alevler binada dolaşırken hızlanmaya başlamıştı. Hiç düşünmeden binaya daldım. Gerekirse her katı arardım fakat onu bulacaktım. Eksiksiz bütün odalara bakmaya başladım. "Doktor!"

İlk katta hiçbir sonuç alamadığım için merdivenler aracılığıyla ikinci kata çıktım. "Doktor!" Ses vermiyordu, tekrar odaları eksiksiz gezdim. Yoktu. Üçüncü kata ulaştığımda duman koridoru kaplamıştı. "Doktor! Burada mısın!" Kolumu burnuma ve dudaklarıma siper ettim. "Doktor!" Odaları gezmeye başladım. Yine sonuç yoktu.

Bu kez dördüncü kata çıktım. Sıcaklık, bedenimi ele geçirdi. Kolumu daha sert bastırarak odaları aradım. "Doktor!" Yoktu. Neredeydi?

Binanın son iki bakmadığım bölümü kalmıştı, lavabolar. Kadınların lavabo kapısının önüne ulaştığımda açılmadığını fark ettim. Kilitliydi.

"İçeride kimse var mı?" Seslensem de yanıt alamadım. Omzumu çeliğe yaslayarak düzenli şekilde vurmaya başladım.

Birinci vuruşumda açılmadı, ikincide açılmadı, üçüncüde açılmadı. Sonunda gözüme çarpan yangın tüpünü alıp onunla kapıya yaslandım. Açıldığında etraf alevden seçilmiyordu.

Sıcaklık öyle yüksekti ki insanı kavurur derecedeydi. Tüpün tamamını sıktığımda beyaz dumanlar yükselmeye başladı. Öksürerek kolumu daha da bastırdım. Gözüm yerdeki bedene çarptı, Ilgaz'ın bedeni, benim hayatımı kurtaran doktorun bedeni. "Ilgaz!" Haykırarak önünde diz çöktüm.

"Ilgaz, bak bana." Başını kucağıma aldım. Yüzü is yüzünden kara lekelerle doluydu. Vücudu o kadar gevşekti ki kucağıma çektiğimde hareketsiz kaldı. "Ilgaz, uyan." Ona ilk defa ismiyle hitap ediyordum fakat bunu fark edecek durumda değildim.

Gözlerini hafifçe araladı, uzun kirpikleri titredi. Yüzümde dolaştı bakışları, o kadar zayıf görünüyordu ki kucağıma daha sıkı sardım. Elimle yüzünü desteklemeye başladım. "Ilgaz, buradayım." Boşta kalan avcumu onunkine uzattığımda parmağındaki yanığı gördüm. "Ilgaz," tekrar suratına çevirdiğimde bakışlarını kurumuş kan tekrar burnundan canlı şekilde süzülmeye başladı.

"Buradayım, Ilgaz. Korkma, tamam mı? Buradayım. Geçti, bitti." Kucağıma tamamen aldığımda ayağa kalktım, lavabonun tezgahına oturttum. Sırtı duvara yaslanıkken düşmemesi için bir kolumu beline sarmıştım.

Tek avcuma suyu doldurup parmağındaki yanığı ıslattım. "Acıyacak," gözleri kapanacak gibiydi, kapanırsa diye korkuyordum. Üzerimdeki hastane kıyafetinden bir parça koparıp tamamen suyun altında ıslattım. Tezgaha bırakarak Ilgaz'ı kucağıma aldım. Burnunun üzerine bıraktığım kumaş parçasını koydum. "Dayan çıkacağım seni buradan."

Başı, göğsüme düştüğünde gözümden yaşlar süzüldü. "Sakın bırakma beni, gözlerini açık tut. Konuşayım seninle, dikkatini bana ver. Lütfen sende bırakma beni. Lütfen."

Lavabodan çıkardığımda koridordaki alevlerle karşılaştım. Çoğalıyordu, çoğalmıştı da. Kucağımdaki bedense titriyordu. Ne yapmam gerektiğini konusunda fikrim olmadan merdivenlere doğru ilerlemeye başladım. "Ilgaz, gözlerin açık, değil mi?" Cevap vermediğinde korkuyla ona baktım, gözleri hala aralıktı.

"Sana bu kadar zarar verdiğim için özür dilerim." Göz yaşlarım onun çenesine düştü. Çenesinden sildim tek elimle. Merdivenlere ulaştığımızda öksürmeye başladım. "Daha fazla bu havayı solumaman lazım." Basamaklardan indik.

Alt katlara doğru ulaştıkça dumanlar azalıyordu. "Dayan, çıkarıyorum seni. Çıkıyoruz birlikte. Güvendesin, ben buradayım." Yanında sallanan kolunu göğsüne koydum. "İtfaiye gelmeye başlamış, arka taraf boş. Seni oraya götüreceğim."

Arka kapıya ulaştığımızda ikimizi boş alana ilerlettim. Temiz hava burnumuza girdiğinde ikimiz de öksürmeye başladık. Ilgaz'ın burnundaki kanama çoğalmıştı.

Hemen önümüzde duran banka oturttum onu. Önünde diz çöktüm. Sürekli kayan gövdesini omzundan destekledim. "Ilgaz, buradayım." Bakışları bana döndüğünde ilk defa içinde korku gördüm, çaresizlik gördüm. "Buradayım." Göz yaşlarım onunkine uyumlu şekilde akıyordu.

Üzerimdeki hastane kıyafetinin üzerindeki kabanı çıkarıp Ilgaz'ın giymesi için kollarını kollarından geçirdim. "Üşürsün," giydiğinde hastane kıyafetinin köşesinden öncekine kıyasla biraz daha büyük bir parça yırttım. Burnuna bastırdım kumaşı. "Korkuyor musun, korkma. Ben buradayım, tamam mı? Çıktın oradan, alevler yok artık."

Konuşmadan yalnızca bana bakıyordu. Ağlaması aniden artınca sol elini avcuma aldım. "Bakayım parmağına, çok mu acıyor?" Yan tarafı yanmıştı derisinin, kıyafetimden bir parça daha kopardım. Parmağına sararken daha da ağladı. "Lütfen ağlama, acısını dindireceğim, söz."

Gözlerini tamamen alabiliyordu artık, içinden ise göz yaşları süzülüyordu. İlk defa görüyordum onun bu halini. "Acımasın artık," çaresizce dişlerimi sıktım, gözlerimi sildim. Tekrar eski halime döndüm fakat bu sefer sert değildim. Güçlü durmaya çalışıyordum, yanımdayken korkmaması gerektiğini bilsin istiyordum.

Burnuna bastırdığım bezi çektiğimde süzülen sıvının oldukça fazla olduğunu gördüm. Yutkunup sertçe bastırdım. "Geçecek, başka var mı? Söylemezsen bile göster, var mı?" Öyle şiddetli yaşlar süzülmeye başladı ki yanaklarından donakaldım.

"Bartu," kısık sesinden ismimi duyunca odaklandım. "Söyle Ilgaz, ne istersen söyle." Öksürükleri ard arda gelince sırtına hafifçe vurdum. Tekrar rahatladığında dudakları aralandı. "Hatırladım, hatırladım Bartu."

"Hatırladın?"

"Hatırladım kazayı," aniden gülmeye başladı, "hatırladım, Bartu." Kahkaha atarken anlatmaya başladı. "Benim doğum günümdü, babam bana sürpriz yapmak için bizi dışarıya çıkarmıştı. Araba kazası yaptık, araçlara çarpmamak için babam direksiyonu kırdı." Yanaklarını silmeye başladı gülerken.

Ellerimi dizlerine koydum. "Ilgaz?" Kendinde değil gibiydi, tepkisi normal değildi. "Ilgaz?" Kahkahaları kesilmiyordu, yalnızca gülüyordu. Hızla yanına oturdum. "Ilgaz?" Bakışları bana döndü gülümserken. "Hatırladım, Bartu. Kaza." Kollarımı onun bedenine doladım, sıkıca sarıldım.

Gülümsemesi soldu, ağlamaya başladı. "Ağlayabilirsin, buradayım. Bu sefer hasta sensin." Yüzünü omzuma gömdüğünde ıslaklığı hissettim. Sırtını sıvazladım. "Tutma kendini, her insan ağlayabilir."

"Burnum kanıyor...omzuna bulaşacak." Başını kaldırdığında geriye çekildi. Burnuna az önce bastırdığım kumaşı alıp bastırmaya çalıştı. Elleri titrerken yardımcı oldum bastırmasında. Parmağım tenine değdiğinde sıcaklık derimde yayıldı.

"Ateşin var," boşta kalan avcumu alnına yerleştirdim. "Yanıyorsun, Ilgaz." Üzerindeki kabanımı daha sıkı sardım. "Yüzünü de temizlememiz lazım."

"Ben halledebilirim."

"Biliyorum, halledebilirsin. Sadece yardımcı olacağım." Dolu gözleri ay ışığında parlıyordu. "İstersen içindekileri tamamen boşalt önce." Başını aşağı yukarı saklarken zorlandığını fark ettim. Omzuma yaslayıp biriktirdiklerini bırakmasını bekledim.

"Ilgaz, kalkalım mı artık, herkes hastaneye girdi. Sende üşüteceksin." Yanıt alamayınca eğilerek ona baktım. Uyuyakalmıştı, yüzündeki huzurlu ifadesini gördüğümde yarım yamalak gülümsedim. Kabanımın arasında kaybolmuş gibi görünüyordu. Kısa bir kadın değildi lakin bana göre kısa kalıyordu. Koyu saçları yüzüne dökülmüştü. Yüzümde hala dumanın izleri vardı. Burnunda oluşan kızarıklığı gördüğümde uyandırmak zorunda kaldım.

"Ilgaz, hava soğuk, üşüdün kalk hadi. Hastaneye girmemiz gerek." Kirpikleri aralandığında doğruldu. "Kusura bakma," cıklayarak ayağa kalktım. Elimi uzattım kalkması için. Avcunu koyarak ayaklansa da dengesi henüz yerine tam olarak gelmemişti. Elimi omzuna doladım. "İyi mi böyle?" Tepkisiz kaldığında yüzüne baktım. Gözlerini onaylar şekilde kırpıştırdı.

"Sakin adımlarla, kimse göremez zaten arkadan dolaşacağız." İkimizi birlikte ilerletirken dikkatli hareket ediyordum. "Başın ağrıyabilir, dönebilir ya da miden bulanabilir. Herhangi biri olursa söyle bana."

"Bende tıp okudum, unutuyorsun." Gülümsedim binaya girdiğimizde, arka merdivenler acil durum dışında kullanılmazdı. Ilgaz'ı merdivenlerden çıkarmaya başladım. Ayakları birbirine dolanıyordu, başının döndüğü aşikardı lakin söylemiyordu. "Müsaade edersen yardımcı olmak istiyorum."

Tekrardan ifadesiz kaldığında omzundan hafifçe kaldırarak basamakları kullanmasını sağladım. İkinci kata geldiğimizde hastaların kullandığı ortak lavaboya girdik. Arkamızdan kapıyı kitledim.

Ilgaz'ı lavabo tezgahına yasladım. Havlu kağıttan peçete koparıp suyla ıslattım. Yüzüne hamle yaptığımda onaylamasını bekledim. Elini kaldırmaya çalıştı kendisi yapmak için, kaldıramadığında başını salladı. Peçeteyi yüzünde gezdirdim is izlerini silme amacıyla. Sildiğimde çöpe attım.

"Ellerini yıkamak ister misin?"

"Olur."

Bu kez tezgaha dönük şekilde yasladığımda arkasından onu destekledim. "Yıkayabilirsin." Ellerini sabunladı, suyla ıslanan ellerini yüzüne sürdü. Boynuna ve ensesine de değdirdi. "Daha iyiyim, teşekkür ederim."

Kolumu omzuna doladım, yattığım odaya ilerlerken sık sık onu kontrol ettim. "Herhangi bir problem olursa söyle."

Yüz yirmi dokuz numaralı odanın önünde vardığımızda içeriye girdik. Kapıyı arkamızdan kilitledim. "Dinlenmeye ihtiyacın var," yatağın yanına vardığımızda Ilgaz'ı yatırdım. Her ne kadar dirensende üzerine battaniyeyi çektim. "Bartu!"

Onun ağzından isimlerimin teker teker çıkışına hala alışamamıştım. "Ilgaz," alaycı tavırla battaniyeyi daha da üzerine çekerek koltuğa oturdum. "Bugün hasta sensin."

"Bartu, hasta olan sensin!" Yataktan kalkmaya çalışsa da gücü yetmiyordu. Öksürmeye başladığında ayağa kalktım. "İyi misin?" Dik oturtup sırtına nazikçe vurdum. Öksürükleri bittiğinde bana sertçe baktı, bense gülümsedim.

"Birileri görürse büyük sıkıntı çıkar."

"Göremezler, unuttun mu kapıyı kilitledim."

"Bartu!"

"Ilgaz."

"Bartu!"

"Bak, makaraya vuruyorum olayı fakat gerçekten dinlenmeye ihtiyacın var. Hastanede iznim olmadığı için yapamıyorum lakin serum yemelisin ya da hava maskesi takmalısın."

"Bartu."

"Lütfen," kaşlarını çattı, bende çattım ve soğukkanlı halime geri döndüm. "Yorgunsun, dinlenmeye ihtiyacın var."

Gözleri dolduğunda şaşkınlıkla ona baktım. "Yanlış mıydı cümlem? Özür dilerim, ağlama. Gerçekten fark etmedim." Yatağının kenarına oturdum. "Özür dilerim, iyi misin?"

Göz yaşları yanaklarından süzüldü. "Senlik bir durum yok. Sadece," nefes alıp yüzünü sildi, "kazayı hatırladım." Soğukkanlı ifademi kırdığında Ilgaz'ın kırılmış halini gördüm. Kollarımı bedenine sıkıca doladım. Sarılmam karşısında donup kaldı. "Temastan hoşlanmamana rağmen bunu ikinci kez yapıyorsun."

"Şuan benim ne sevip ne sevmediğimin önemi mi var sence, Ilgaz?" Sarılmaya devam ettim. Annem küçükken bir sarılışın tüm yaralara merhem olacağını söylerdi.

"Rahatsız oluyorsun ama..."

"Sen olmuyorsan bende olmuyorum, Ilgaz."

O da kollarını benim gövdeme doladı. "Sana suçlu diyenleri hiçbir zaman anlamayacağım." Ellerim sırtından düştü. Kulağımda cümlesi yankılanmaya başladı. "Ne?"

"Bence sen suçlu olamayacak kadar iyi kalplisin ve bunu başından beri anlamıştım zaten. Temiz yüreği olanın temiz sayfaları olur derdi babam. Senin temiz sayfaların tozlanmış fakat olsun, arkadaşların var süpürür silersiniz."

"Ilgaz, sen ne dediğinin farkında mısın?"

"Evet."

"Bundan emin misin?"

"Sonuna kadar."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.