İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 18 · 8 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 18

18.Bölüm:Ekran Arkasında Görünmeyenler

Aradan bir hafta geçmişti, alçılarım çıksa da dikişlerim duruyordu. Atlas, Evren'in annesini kaybetmesi üzerine apar topar şehir dışına çıkmıştı. Bense Bartu Karan'ın tedavisine bugün yeniden başlamak zorunda olduğum için hastanede kalmıştım.

Evren'in derdi benim de üzerime kara bulutlar gibi çökmüşken yüz yirmi dokuz numaralı odanın kapısına doğru ilerledim. Önümü Yavuz kesti. "Ilgaz, konuşabilir miyiz?" Yeşil gözleri yüzümü taradı.

"Müsait değilim, kusura bakma." Yürümeye devam ederken tekrar yoluma girdi. "Ilgaz, konuşmak istiyorum."

"Müsait değilim," tekrarlayarak yanından geçiyordum ki kolumdan tuttu. Kolumu geriye çekip elini savurdum. "Ne yaptığını zannediyorsun sen?" Sesim olduğundan yüksek çıktı.

"Konuşmamız lazım diyorum," tekrar bana uzandığında Yavuz'u geriye doğru ittim. "İstemiyorum diyorum, bir daha da bana dokunma."

"Ilgaz," aramızdaki mesafeyi kapattığında geri çekildim. "Ilgaz, konuşmak istiyorum."

"Anlamıyor musun, Yavuz? Ben istemiyorum." Tekrar koluma elini koyduğunda onu geriye şaşırtıcı bir güçle savurdum. "Dokunma bana!"

Bartu Karan, penceresindeki perdenin ardından ikimizi izlemeye başladı. Görünmemek için fazlasıyla çaba sarf ediyordu.

"Ilgaz..." Yavuz arkamdan konuşmaya devam ederken yüz yirmi dokuz numaralı odaya girip kapıyı arkamdan kilitledim.

"Doktor, problem mi var?" Bartu Karan, pencerenin yanından ayrılıp yanıma geldi. "Hayır, geç otur yatağına. Pansuman yapmak lazım, bir haftadır yapılmıyor."

Yatağa girip bacaklarını öne doğru uzattı. "Alçın çıkmış," merhemleri ve pamukları çıkarırken elimi izliyordu. Başımı sallayarak solumda tuttuğum malzemelerle yatağının yanına oturdum. "Aç yarayı."

Üzerindekini yukarıya doğru sıyırdığında yarasını gördüm. Dikişli kesik izi. Derin bir nefes alarak pamuğa merhemi döktüm. Sağ elimle tuttuğum pamuk hafifçe titriyordu. "Doktor, zorlama." Yanıt vermeden pamuğu yarasında gezdirdim. Dişlerini sıktığında dokunuşum yavaşladı.

"İyileşmek üzeresin, mikrop kapma riskin en fazla bir hafta sürer. Haftaya yeni bir rapor hazırlamam gerek."

Cevap vermeden beni dinlemeye devam etti, bakışları sağ elimde takılıydı. "Dikişlerin çıkmamış daha, zorlama kendini ben yaparım." Elimi nazikçe kucağıma bıraktı. Pamuğu elimden alarak yarasını silmeye başladı.

"Bartu Karan, saçmalıyorsun. Bu benim işim." Yeni merhemi dökmek için uzandığımda beni kolumdan tutarak durdurdu. "Doktor, yapma. Benim yüzümden bu haldesin zaten."

"Bartu Karan, sen ne olursa olsun hala hastasın, kontrollerini de yapmam gerek." Gazlı bez aldığımda ikimiz birlikte yarasına pansuman yapmaya başladık.

Bitirdiğimizde malzemeleri çöpe atarak dil çubuğunu önlüğümün cebinden çıkardım. "Aç ağzını," dudakları aralandığında dilinin üzerine koydum. Minik fenerimle incelerken biraz bastırdım. "Tamam, gayet iyi." Ateşini ölçmek için elimi alnına yasladım. "Ateşin de yok."

Kontrolleri bittiğinde koltuğa yerleştim. "Bir haftadır neler yapıyorsun bakalım," önüme gelen saçlarımı düzelttim. Ayaklarımı birbirinin üzerine birleştirdiğimde merakla ona baktım. "Planı ayarladın mı?"

"Doktor, iyileşiyorsun daha ne planı?"

Sessizliğe gömüldüm, fark ettiğinde konu açtı. "Atlas nereye gitti?" Yüzüm girdiğimden beri asık olmasına rağmen daha da asıldı. "Yetiştirme yurdunda birlikte kaldığımız bir arkadaşımız vardı, Evren. Annesinin vefatı üzerine yanına gitti."

"Annesi mi, yetiştirme yurdu demiştin?"

"Evlat edindiler Evren'i," başımı salladım. "Gerçek ailesinin yokluğunu aratmazlar, Evren sayelerinde iyileşti."

"İyileşti mi," kaşları havaya kalktı. "Nasıl bir iyileşme?" Yanındaki bardağa uzanıp dudaklarına yasladı. İçi artık boş olan bardağı tekrar çekmecenin üzerine bıraktı.

"Yetiştirme yurdu," nefes aldım ve devam ettim, "pek temiz değildi." Yutkundum. "En azından Z grubunda olan çocuklar için."

"Sende Z grubundaydım dememiş miydin, Doktor?" Başımı sallayarak onayladım. "Sen nasıl iyileştin?"

Sorusunu duyduğumda soluğum kesildi, sanki üzerime karabasan çökmüş gibiydi. "Atlas sayesinde," gülümsedim anımsayarak. "Atlas olmasaydı burada olmazdım."

"Doktor," çekinerek ensesini kaşıdı. "Hiç ailen olmadı mı?"

"Senin kastettiğin gibi bir ailem olmadı lakin aileden öte üç kardeşim oldu." Üç. Uraz da dahil üç. Kasıldığımda koltukta oturuşumu düzelttim. Bartu Karan, beni izlerken gözlerini üzerimden ayırmadı. "Üç mü?"

"Üç. Evren, Atlas ve Uraz," ellerimi yumruk halinde sıktım. Dişlerim birbirlerini kırarcasına birleşmişti.

"Anlatmak istersen, dinlerim." Rahatsız olduğumu düşünmüş olacak ki parmaklarıyla oynamaya başladı. Onu izlerken gülümsedim.

"Rahatsız olmadım," başını kaldırıp bana baktı. "Anlatmamı istersen, anlatırım." Dikişsiz elimi köşede duran çantama sokup bir fotoğraf çıkardım. Bartu Karan'ın yatağının hemen yanına ulaştığımda, fotoğrafı onun avcuna bıraktım.

"Uraz, benim solumda oturan." İşaret parmağımla Atlas'ı daha sonra da Evren'i gösterdim. "İkisini tanıyorsun zaten, Uraz da bizimle birlikteydi. Kaybettik."

Gölgem üzerine düşerken bakışlarını havaya kaldırıp gözlerime baktı. "Sokak kavgası," yutkundum. "Benim yüzümden." Gülümsemeye çalışsam da başaramadım. Yatağının kenarına oturup anlatmaya başladım.

"Uraz, benden üç yaş büyüktü. Henüz on beş yaşındaydım, o da yeni on sekiz olacaktı. On sekiz olduğunda zaten yetiştirme yurdundan ayrılıyordun ve çalışarak kendine bir konut tutuyordun. Bizi de alacaktı yaşasaydı yanına. Çalışmamıştı henüz biliyor musun? Ben olmasam belki de çalışırdı. Hangi evi tutmak istediğine bile karar vermişti." Gözlerim dolsa da yaşlar yanaklarımdan süzülmeden önce sildim. Tekrar dolmalarına izin vermeden bastırdım.

"Yurda ekmek almam için beni markete göndermişlerdi, akşam saatleriydi sanırım. Kaldırıma çıktım, markete az yolum kalmışken önümü kestiler. Sokaklar pistir, biliyorsun. Ailesi olanlar çocuklarını korur, bizim gibi olmayanlar ise sokağa alışmak zorunda kalır."

"Önce para istediler, yetiştirme yurdunda kaldığımı öğrendiklerindeyse kolumdan tutup sürüklemeye başladılar. Dört kişilerdi karşılık veremedim, Bartu Karan."

"Uraz, takip etmiş beni arkamdan. Atlas da yanında gelmiş, Evren'i yurtta kalmaya zorlamışlar." Yutkundum, içime öyle bir nefes çektim ki sanki bir daha çekemeyecektim. "Uraz, adamlardan beni çektiğinde ona saldırdılar. Atlas'la engel olmaya çalışsak da tuttular bizi. Son gördüğümüzse Uraz'ın yerde yatışıydı."

"Yetiştirme yurdundaki görevlileri çağırdığımızda öğrendik ki, kaybetmişiz Uraz'ı." Gülümsedim zar zor. "Benim yüzümden. Şimdi anladın mı neden bir tane daha benim yüzümden can kaybetmek istemediğimi?" Başımı iki yana salladım, gülümsemem silindiğinde ellerimi birleştirdim. "Anladın mı?"

Elini omzuma koydu, rahatsız olmamama dikkat ederek hafifçe sıktı. "Anladım," başını salladı. "Anladım, Doktor."

Omzuma bakıp hızla ayağa kalktım. Gözlerimi son kez silerek koltuğa yerleştim. Ağlamadığım için içten içe gülümsedim. Ağlamaya hakkım mı vardı? Elime telefonumu alarak gezmeye başladım.

Birkaç dakika sonra karşıma çıkan haberle dudaklarım yukarıya kıvrıldı. "Bartu Karan, en yakın zamanda hastaneden çıkarılacak, tedavisinin bitmesini bekliyoruz." Savcının oğlunun yaptığı açıklamayı sesli okuyarak yatağa çevirdim başımı.

Bartu Karan'ın adını zikrettiğimde çoğu zaman kasıldığını görmüştüm fakat şimdi daha da kasılmıştı. Telefonumu kapatarak yanımdaki yastığın üzerine bıraktım. Kedi yine koltukta uzanıyordu. "Sevdi senin yanını."

"Yanımı ilk defa seven bir canlı görmek hoşuma gidiyor, keşke hastaneden çıktığımda da benimle birlikte olsa."

"O ne demek," anlamamış şekilde dudaklarım aralandı. "Yanını ilk defa seven bir canlı mı? Arkadaşların ve kardeşinin seni sevdiğini düşünüyordum."

"Beni seviyorlar, yanımı değil."

"Yanlış düşünüyorsun, Kutay'ın sana bakarken içindeki sevgiyi hissetmemek imkansız. Ayrıca yanını sevmeseydi benimle o depoya gelmezdi."

İçten bir şekilde gülümsedi, genelde sayılı oluyordu bu tebessümleri. "Öyle mi dersin," sesi küçük erkek çocukları gibi çıkıyordu. "Sen söylersen inanırım, Doktor."

"O zaman söyleyeyim," bende gülümsedim. "İnanabilirsin Bartu Karan, Kutay sana çok değer veriyor. Hem yanına hem sana."

Tebessümü bir müddet sonra soldu. "Doktor," yatağının yanına geçip ona yukarıdan baktım. "Ne oldu? Ağrın mı var?" Elimi tansiyon aletine götürecekken beni kolumdan tutarak yatağın kenarına oturttu.

"Bana 'Bartu Karan' diye hitap etmesen olur mu?" Parmaklarıyla örtünün kenarıyla oynadı. "Saçma bir istek olacak ama rica ediyorum, lütfen 'Bartu Karan' diye hitap etme bana."

Başımı aşağı yukarı salladım. "Sen nasıl rahat edeceksen, hangi ismi kullanmamı istersin?"

"İkisini de kullanabilirsin." Dudaklarının kenarları yukarı dikildi. "Sana bağlı tamamen."

"Sakıncası yoksa neden kullanmamı istemediğini öğrenebilir miyim? Özelse anlatmana kesinlikle gerek yok." Çekingen tavrımı fark ettiğinde gülümsemesi daha rahat bir hal aldı.

"İçimde birikenleri anlatmak konusunda her zaman berbatımdır fakat daha fazla içimde tutamayacağım, sana anlatmak istiyorum."

"Elbette, eğer senin açından sıkıntı yoksa benim açımdan da sorun yok."

"Biliyorsun, Yıllar önce bir savcının oğlu, gözlerimin önünde ailemi katletti Ilgaz," dedi buz gibi bir tonla. "Ama elimde kanıt yoktu. Güç onların elindeydi. Yıllar sonra o stüdyoda spiker olarak ekran karşısına geçtiğimde, önüme konan metni okumak zorundaydım." Nefeslendi.

Ekranda 'Bartu Karan' yazıyordu. Ben kendi sesimden, ailesini bir kaza sonucu kaybeden ve kendisi de akıl hastanesine yatırılan o küçük çocuğun haberini sundum dünyaya. Bu nedenle nefret ediyorum iki ismim birden kullanıldığında sanki o günlere dönüyor gibi hissediyorum.

Kardeşime bakamadım ben, Doktor. Kutay'a emanet ettim Maral'ı daha altı yaşındayken. Kardeşimle yeni yeni kavuşuyorum. Ben abilik yapmadım ona, Kutay yaptı."

Elimi omzuna yerleştirdim hareketimden emin olamayarak. Başını avcumu koyduğum omzuna çevirdi. Derin bir nefes verdi. Geri çekip çekmemem konusunda karar veremedim. "Karan, senin suçun değil."

Gözleri omzundaki elimdeydi. "Rahatsız olduysan çekebilirim," cevap vermediğinde yutkundum. "Karan, gerçekten senin suçun değil. Kardeşin için böylesi daha hayırlıymış. Her şerde bir hayır var derler sonuçta." Ensemi kaşıdım. "Biraz saçmaladım sanırım, bu işlerde berbatım."

"Doktor, her seferinde nasıl bu kadar iyimser olabiliyorsun?" Başını bana çevirdiğinde kehribar gözlerini gördüm. İçindeki duyguyu ilk defa çözebildim. Kardeşini büyütememiş bir abinin acısı ve buna neden olanlara beslediği ateşli bir öfke.

"Bazen iyi tarafından bakmalısın, Karan. Olan oldu biten bitti sonuçta, değil mi? Samimi olmam gerekirse kardeşini tanımıyorum lakin seni anlayacağını düşünüyorum." Başını iki yana salladı.

"Hayır, benden nefret ediyor. Defalarca kez açıkladım, Doktor. Dinlemiyor beni, istemiyor da. Haklı aslında, yıllar sonra karşıma biri abinim diye çıksa bende sevmem."

"Hayır, yanılıyorsun. Kardeşine biraz zaman ver. Daha yeni öğrendiğini söyledin." Diğer elimi de omzuna koydum, geriye doğru yasladım onu. Yatakta tamamen uzandığında bende ayağa kalkıp koltuğa oturdum. "Şimdi dinlen, kendini toplaman için uykuya ihtiyacın var."

Birkaç dakika yalnızca etrafa baksa da sonunda gözlerini kapattı. "İyi geceler, Doktor." Karşılık verdiğimdeyse kısa sürede uykuya dalmış olduğunu gördüm.

Telefonuma gelen mesajla bakışlarım ekrana döndü. Gülümseyerek okudum.

Atlas: Ilgaz, burada her şey yolunda, kardeşim. İhtiyacın var mı bana? Sanırım iki gün daha buradayım. Evren'i de merak etme kendini epeyce toparladı.

Ilgaz: İyiyim, hiçbir problem yok. Evren sana, sen Evren'le emanetsin. İkinizi de çok seviyorum kardeşlerim. İki gün sonra görüşecek olsak bile seni çok özledim. Keşke Evren de gelse.

Atlas: Belki gelir?

Ilgaz: Bu ne demek oluyor, ciddi misin!

Atlas: Düşünceleri içinde bulunuyor en azından. Bir ihtimal.

Ilgaz: Tamam, zorlamayacağım. İyi misin sen orada? Hava soğukmuş hava durumundan baktım. Üşüdün mü?

Atlas: Sen benim için hava durumuna mı baktın. Kardeşlerin en güzeli sensin, biliyorsun değil mi?

Ilgaz: Hemen şımarma Evren'e de önem vererek araştırdım biraz. Üşütmeyin sakın.

Atlas: Eskiden sana bu cümleyi ben kurardım. İlk tanıştığımız günü hatırlıyor musun?

Ilgaz: Unutur muyum?

Akşama doğruydu, ilk günüm olmasına rağmen oldukça korkuyordum. Yatağımda örtünün altında sinmişken biri kolumu dürttü. Sıçrayarak doğruldum.

"Korkma, ayakların çıplaktı üşürsün diye düşündüm." Kendi ayaklarından çorapları çıkarıp benimkilere geçirdi. "Üşütme."

Atlas: Ilgaz, Evren çağırıyor kapatıyorum. Seni çok seviyorum dünyanın en güzel kardeşi.

Ilgaz: İkinizi de çok seviyorum. İyi uyuyun.

Atlas: Sende iyi uyu.

Ilgaz: Kapat hadi.

Atlas: Tamam tamam. İyi geceler!

Ilgaz: İyi geceler ikinize de.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.