İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 17 · 7 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 17

17.Bölüm:Sürecin Bekleyiş Pusulası

Yatağımda uzanırken ekranı seyrediyordum. Sağ elimi kıpırdatamadığım için sol elle tutmaya başlamıştım kumandayı. Televizyonda açık olan haberleri izlerken kapım tıklatıldı. Başını çevirdim, Atlas olacağını düşünürken seslendim. "Gel," kapı aralandı, içeriye süzülen beden Evren oldu.

Evren'in elinde mavi çiçeklerle dolu bir demet vardı. Yüzündeki gülümsemesi beni görünce genişledi. Geçen yıl ona aldığım kazağı üzerine geçirmişti. Altındaki pantolonuysa kırışıklıklara taviz vermiyordu. Dağınık saçlarını eliyle karıştırıp yatağımın yanına ilerledi. "Benim güzel doktorum kaza geçirmiş duyduğuma göre."

Yanıma ulaştığında çiçekleri masaya koyup bana doğru uzandı. Sol elimi açıkta bırakacak şekilde sıkmadan sarıldı. Kokusunu içime çektim, sol elimi sırtına yerleştirdim. "Çok özlemişim seni," gülümsemesi bana da bulaştı.

Geriye çekildiğinde yatağımın kenarına oturdu. "Atlas anlattı bana," cebindeki sakızı kucağıma bıraktı. "Çok korkuttun beni, Ilgaz." Tekrardan sarmaladı. "Bende seni çok özledim, kardeşim." Yumruğunu uzattığında aramızdaki çocukluktan kalan selamlaşmayı gerçekleştirdik.

"Ne zaman çıkacakmış bakalım alçı?" Elini çenesine koydu koltuğa yerleştiğinde. "Henüz belli değil ama bir hafta daha durur diyorlar en az." Dudak büzdüm. Benim yüz ifademi görünce o da dudak büzdü. İkimiz de kıkırdadık.

"Yaramazlık yapmaman gerektiğini sana daha kaç kez söylemem lazım," dedi alayla. Düşünüyormuş gibi yaptım. "Belki bir beş kez daha?" Kalbini tuttu. "Bunu kaldıramam," yine ikimiz de güldük.

"Ilgaz, bir şey olursa bana anlatabilirsin, biliyorsun değil mi?" Tekrar yatağımın kenarına oturdu, elini sol elimin üzerine koydu. Başımı salladığımda devam etti. "Hala hatırlamıyor musun?"

Yüzümdeki gülümseme soldu. "Hayır," umutsuz bir sesle mırıldandım. "Olsun, Ilgaz. Her şerde bir hayır var derler, kardeşim. Önemi yok." Omzumu sıvazladı.

"Ilgaz," gözlerime baktı. "Neden yaptın bunu," işaret parmağı ile sağ elimi gösterdi. "Evren, Bartu Karan'ı kurtardığım için hedef gösterilen bendim, eğer almaya çalışmasaydım delili yok edeceklerdi, ben de Bartu Karan da suçlu gösterilecektik. Şimdi peşinde birileri olduğundan kolay kolay yok edemezler kanıtı. Bu da bize zaman kazandırdı."

"Kendini bu kadar paralamaya, bu kadar zarar görmene gerek var mıydı, Ilgaz?"

"Evren, anlattım biliyorsun."

"Tamam, tamam o zaman. Sakızını çiğne." Gülümsedim. "Unutmamışsın." Kınar şekilde bana bakınca ağzıma attım, çileğin tadı damağımda kayarken yayıldı. Evren de ağzına attı.

"Hastanede mutlu musun gerçekten?"

"Kurtarmam gereken bir hayat var."

"Devam mı edeceksin birde bu işe? Ilgaz, bırak şu adamın peşini seni derde sürüklemekten başka yaptığı bir şey yok."

"Evren, yirmi dört yaşındayım artık, ne yaptığımı biliyorum."

"Sana zaten güveniyorum ama..."

"Evren!" Sitemimle kahkaha attı. "Tamam, tamam." Telefonu çaldığında kulağına dayadı. "Ilgaz, gitmem gerek. Seni çok seviyorum bunu sakın unutma. Çiçekleri de önceki aldıklarımın arasına koy." Göz kırptığında son kez ona sarıldım. Odadan çıkarken ise arkasından izledim.

Bakışlarım tekrar televizyona çevrildiğinde Bartu Karan'ın fotoğrafını gördüm. Alt yazıda eskiden spiker olduğu yazıyordu. Hakkında edindiğim yeni bilgiyi aklımda tuttum. Televizyon izlemeye devam ettim. Haberlerde bir çok kötü olaya yer verilmesine rağmen en çok bizimkine veriliyordu.

Kapı tıklatıldı yine doğrulduğumda seslendim. "Gel," Atlas içeriye girdi. Elindeki sıcak çikolata ve yastık gülümsememe neden oldu. Akşam saatlerine doğru geliyordu ve dışarıdaki fırtına beni geriyordu.

"Ilgaz, bak sana neler getirdim." Köşede duran hasta masasını önüme çekti. Üzerine koyduğu sıcak sütün kokusu burnuma dolarken yastığı yanıma koydu. "Bir sürprizim daha var sana, ilk önce gülümsemeni görmek istiyorum ama, rüşvet olsun."

Gülümsediğimde yanağımdan makas aldı. "Beklediğim gülümseme buydu," odadan çıkıp kısa sürede elinde bir peluşla geri döndü. Tavşan. Hayranlıkla ona bakarken peluşu kucağıma koydu. "Mutlu olursun diye düşündüm, sana ne zaman peluş alsam sürekli gülümsüyorsun."

Kolundan tutup kendime doğru eğdiğimde kocaman sarıldım. "Sen bir tanesin!" Saçlarımı okşadığında kıkırdayarak tavşanı göğsüme yerleştirdim.

"Kendini yalnız hissetmezsin, değil mi? Arada da olsa yanında olmuyorum çünkü. Sonuçta hastalarım var." Benim yoktu, Bartu Karan'ı ameliyat ettiğimden beri yoktu.

"Hissetmem," sıcak sütümü içerken alçım hakkında sorular sordum. Eğer hızlı iyileşirsem haftaya alçı çıkarmış, dikişler ise birkaç gün daha kalırmış. Yine de işime dönebilirmişim. "Atlas," dedim çekingen bir tavırla.

Ses tonuma şaşırıp bardağı destekledi daha rahat içebilmem için. "Söyle, kardeşim."

"Bartu Karan'a kim bakıyor?" Çenesi kasıldı, elini elimin üzerine koydu. "Onu düşünme," başımı iki yana salladım. "Hayır, doktorluğunu yapmaya devam edeceğim haftaya, kim bakıyor şuanda?"

"Kimse."

"Ne? Atlas, evet iyileşmek üzere ama dikişleri patlayabilir ya da bir fenalaşma riskiyle karşı karşıya gelebilir!"

"Ilgaz, ben elimden geldiğince bakıyorum zaten lakin benim de hastalarım var, bazı zamanlar ona yetemiyor olabilirim. Üstelik sende varsın, benim dışımda da kimse seninle ilgilenmiyor. Benim önceliğim kardeşim."

Konuşmama izin vermeden bardağı dudaklarıma yasladı, sıcak sütüm bittiğindeyse bardağı geri çekti. Dışarıya bakarken çekmeceden bir kulaklık çıkardı. "Şimşekler başlayacak birazdan, istersen biraz müzik dinle ne dersin?" Başımı salladığımda telefonuma bağladı kulaklığı.

Şimşeklerden ve fırtınada oluşan seslerden korktuğum için küçüklükten beri bana bu çözümü uygulamamı söylerdi, Atlas. Gerçekten de iyi gelirdi. Kulaklığı başıma taktığımda sakin melodi kulaklarıma doldu.

Atlas ise hastalarının muayenelerini geciktirmemek adına odadan çıktı. Müziğin rahatlatıcı etkisi yüzünden birkaç dakika içinde uyuyakaldım.

Gözlerim aralandığında kulağımdaki ritim değilmişti. Oda kararmaya başlamış, içeriye ışık sızmamaya yemin etmişti. Elimi uzattığımda florasanlar tavanda yanmaya başladı.

Televizyonda yayınlanan çizgi dizi dikkatimi çekti. Ben animasyon açarak uyumamıştım, aksine haberleri seyrediyordum en son. Başımı çevirdiğimde elinde kumandayla ekranı izleyen Bartu Karan'ı gördüm.

"Bartu Karan?" Sorgulayan sesimi duyduğunda bana baktı. "Uyanmışsın," televizyonu gösterdi. "Sen seviyorsun diye açmıştım, bir baktım bende sevmişim." Nereden bildiğini sorgulayacaktım fakat aklıma ona daha önce çizgi film açtığım geldi.

"Ne işin var burada, Atlas görürse..." Başını iki yana salladı. "Görürse görsün, seni bu hale getirdikten sonra konuşma hakkımın olduğunu düşünüyorum."

Göz devirdim, "Bak ben senin için yapmadım bunu, dolayısıyla senin suçun da değil," cıkladı dilini damağına vurarak. "Benim davamda yaralandın sen, Doktor." Devam etti konuşmaya.

"Pes etmediğin için teşekkür ederim."

Cümlesi odanın fırtınalı sessizliğinde asılı kaldı. Bir süre sadece ikimizin nefes sesleri ve televizyondan gelen cılız çizgi film müzikleri duyuldu. Sırtımı yatak başlığına rahatça yasladım, sol kolumla alçılı sağ elimi hafifçe desteklerken dudaklarımda yorgun ama meydan okuyan küçük bir tebessüm belirdi.

Kızgın değildim. O depoya girerken de, o kasanın altına elimi koyarken de neyi göze aldığımı çok iyi biliyordum. Bir cerrahtım; gerektiğinde bir hayatı ya da gerçeği kurtarmak için kendi ellerini gözünü kırpmadan ateşe atacak kadar gözü kara bir cerrah. Aynı kargaşa bugün yine çıksa, o el yine o kasanın altına girerdi.

"Teşekkürlük bir durum yok Bartu, Karan" dedim sakince. Ne zaman Bartu Karan desem kaşları çatılıyordu, bunun farkındaydım. Sesimdeki pürüzsüz özgüven odayı kapladı. "Benim işim bu. Bir mesleğim, korumam gereken bir adalet anlayışım var. O dosyalar yok olsaydı sadece sen değil, ben de kaybedecektim. Aldığım riski bilerek aldım, faturasını da ben öderim."

Bartu Karan oturduğu koltukta doğrularak geriye yaslandı. Yüzündeki o alışıldık soğuk ve mesafeli maskenin ardında, ilk kez kontrol edemediği koyu bir saygı kıvılcımı çaktı. Gözlerini bir an bile benden ayırmadan, kumandayı komodinin üzerine sakince bıraktı. Ardından başını hafifçe yana eğip alçıya alınmış koluma baktı.

Duygusallığa yer bırakmayan, tamamen buz gibi ve kurumsal bir ciddiyetle konuştu.

"Oraya yalnız girmene zemin hazırlayan bendim. İnisiyatifin sende kalacağını düşündüm ama o anın bütün fiziksel yükünü üstlenmek zorunda kaldın. Planın bu aşamadaki aksaklığı benim sorumluluğumda. Özür dilerim."

Bu, çaresizce dileyen bir adamın af talebi değildi. Kendi stratejik hatasını soğukkanlılıkla kabul eden, benim kendimifeda edişimi bizzat tescilleyen profesyonel ve ağır bir kabullenişti.

"Özür dilemene gerek yok," dedim sol elimi yatağın kenarına koyup dikleşerek. "Bir cerrah ameliyathanede nasıl anlık kararlar alıp riski göğüslemek zorundaysa, ben de orada o kararı aldım. Şimdi bana geçmiş olsun nutukları çekmeyi bırak da asıl konuya gel. Depodaki izler ne durumda?"

Bartu Karan’ın dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı; bu onun zekaya ve cesarete duyduğu o tekinsiz saygının ifadesiydi. Oturduğu yerden ağır ağır ayağa kalktı. Boyu odada karanlık bir gölge oluştururken, adım atıp yatağın tam yanına geldi.

"Kutay’la her şeyi kontrol altına aldık," dedi sesi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar keskin çıkarken. "Soğutucu sprey, kanlı sargı bezi izleri silindi. Güvenlik kameralarındaki o beş dakikalık boşluk için de gerekli müdahaleyi yaptım. O taraftan açık vermeyeceğiz."

"Bir sonraki adım?" diye sordum, doğrudan gözlerinin içine bakarak. "Nasıl alacağım o delili?"

"Sen bir an önce o elleri iyileştirmeye bak, Doktor."

"Haftaya dikişler sökülüyor," dedim hiç tereddüt etmeden. "O neşteri tekrar elime alacağım. Kimsenin beni bu masadan uzaklaştırmasına izin vermem."

Bartu kapıya doğru adım atarken duraksadı. Yüzünü bana dönmeden, buz gibi sesiyle odaya son noktayı koydu.

"O neşter tekrar senin eline geçecek, Doktor. En çok senin eline yakışıyor çünkü."

O sırada koridordan hızlı ve hiddetli adım sesleri yükseldi. Atlas geliyordu. Bartu Karan en ufak bir panik belirtisi göstermeden, gölgelerin arasına süzülüp Atlas içeri girmeden hemen önce kapıdan sessizce kayboldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.