Bartu Karan'ın ağzından...
Ilgaz, başını vurmak üzereyken sırtından destekleyerek ayakta tutmaya çalıştım. "Doktor," başımı hafifçe eğerek yüzüne baktım. Dünden de boş bakıyordu. Bedeni öyle bir gevşemişti ki bıraksam düşecekti. "Doktor," bakması için seslensem de boşluktan farkı yoktu gözlerinin.
Göğsünün inip kalkarken çok hızlı olduğunu, bazense yavaşlayıp neredeyse hiç hareketlenmediğini fark ettim. Ten rengi solmuştu, o esmer teni yerini solukluğa bırakıyordu. "Doktor," başı yere doğru eğildi sallanarak. Adeta cansız bir beden gibiydi.
Koltuğa tekrar oturtmak istesem de ayakları yerde sürükleniyor, zemine doğru kayıyordu her seferinde. Onu yukarıya doğru çekerek kendime yasladım. "Doktor, bir tepki ver." Tamamen hareketsizdi.
Yavaşça ikimizi birlikte parkeye doğru indirmeye başladım. Dizlerimin üzerindeyken Ilgaz'ı duvara yasladım. Elimi alnına yerleştirdiğimde bir sıcaklık yoktu. "Dissosiyatif stupor," dedim kollarımla omuzlarından desteklerken. Çenesinin altına parmağımı koyup biraz yukarıya kaldırdım başını dik tutabilmesi için.
Nefes almıyordu, bakışları boşluktaydı hala. Endişelenmeye başladım. "Doktor, duyabiliyor musun beni?" Elini tuttum. "Duyabiliyorsan sık," beklesem de herhangi bir hareketlenme olmadı, aksine bedeni kaymaya devam etti.
Kapı tıklatılınca Ilgaz'ın bedenini ayağa kaldırdım sıkıca sararak. Koltuğa doğru ilerlettim ayakları yerde sürünürken. Kapı açıldı, omzumun üzerinden başımı gelen kişiye çevirdiğimde Ilgaz'ı sıkıca tutuyordum.
Atlas, saçları hafif dağılmış, üzerindeki önlüğüyle bize bakıyordu. Daha doğrusu Ilgaz'a. "Ilgaz," birkaç adımda yanımıza ulaştı. Gözleri benimle buluştuğunda ellerini Ilgaz'ın beline doladı arkasından. "Tamam, Ilgaz. Geçecek, dayan."
Göğsüne çekti önce, daha sonra koltuğa oturttu sakince. Önünde diz çökerken bir avcunu Ilgaz'ın göğsüne diğerini de kendi kalbinin üzerine koydu. Tekrar kaymaya başladığında ise bana baktı, Atlas. Onaylayarak Ilgaz'ın yanına oturdum. Omzu omzuma değiyordu, bana yaslanırken başını dik tuttum elimle tutarak.
"Ilgaz, derin nefeslerle," Atlas nefes aldığında Ilgaz da kesik bir soluk çekti içine. "Harika gidiyorsun," teşvik ederek tekrar nefes aldı.
Omzuma yaslanan bedeni düzenli nefes almaya başladı lakin hala aklı bulanık gibiydi. "Ilgaz'ım, canım kardeşim anlat bana, ne gördün veya ne duydum?" Avcunu ikisinin de kalplerinden çekerek ellerini tuttu. "Buradayım, anlatabilirsin hazır olduğunda." Gamzeleri gülümsediğinde belirgin bir şekilde çenesinde oluştu.
Ilgaz, başını dik tutamadığı için elime yaslanmaya devam ediyordu, bedeni gevşekti. Omzumun sert olduğunu biliyordum, rahatsız olmaması adına kasılan bedenimi yumuşattım.
"Atlas," dudakları aralandığında karşısındaki dostunun adını bir duaymış gibi mırıldandı. "Kütüphanem..." Dilini gezdirdi ıslanıp daha rahat konuşabilmesini amaçlayarak.
"Kütüphanen mi, birlikte dizayn ettiğimiz mi? Ne olmuş kütüphanene, kardeşim?" Atlas'ın bir eli Ilgaz'ın önüne düşen saçına doğru uzandı ve kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Dağıtılmış," sesi kısıktı. Bedenini doğrulttuğunda başından desteğimi kopardı. Derin bir nefes çektiğinde bakışları sertleşti. Ellerini, Atlas'ınkinden kurtarıp ayağa kalktı. Duvarın önüne geçmesiyle duvara yumruğunun çarpması bir oldu.
"Dağıtılmış," öfkeyle haykırdı. "Dağıtmışlar! Kitaplarımı yırtmışlar! Dağıtılmış, Atlas!" Ard arda vuruyordu duvara. "Her yerinde emeğimiz olan kütüphane yıkılmış, Atlas! Gece gündüz uğraştığımız kütüphaneden bahsediyorum, yıkılmış!"
Atlas, hızla duvarla arasına girdi Ilgaz'ın, bense hala koltukta oturup izliyordum. Ayağa kalkmak istiyordum fakat haddim olmadığını da biliyordum. "Ilgaz," dedi Atlas, Ilgaz bu kez yana doğru kayıp duvara vurmaya başladı, Atlas yine önüne geçti. "Ilgaz," yüzündeki gülümseme çoktan kaybolmuştu, yalnızca durdurmaya çalışıyordu.
Ilgaz bu kez hırsla Atlas'a vurmaya başladığında, Atlas karşılık vermedi. "Rahatlayacaksan," bedenini önünde tutmaya devam etti. Ilgaz'ın tamamen hayal kırıklığından doğan öfkeyle duvara vurarak elini incitmesindense kendisine vurmasına izin veriyordu.
Yaklaşık on dakika boyunca devam etti Ilgaz, en son Atlas'ın yüzüne değen yumruğuyla başını kaldırıp ona baktı. Yüzündeki ifade bu kez kendine olan bir hayal kırıklığına büründü. Elini Atlas'ın yanağına koydu. "Özür dilerim," gözleri dolacak gibiydi. Atlas, yanıt vermeden kollarını Ilgaz'a doladı. "Önemi yok, Ilgaz."
İkisine bakıyordum öylece, Ilgaz sanki güvenli bir limanmışcasına Atlas'a sarılıyordu, bana bu zamana kadar kim böyle sarılmıştı? Kardeşime bile bu güveni verememiştim. Onları izlerken kıskanmadım, yalnızca imrendim.Aklıma gelen anıyla uzaklara daldım.
Babam, beni arkadaşlarının çocuklarından biriyle tanıştırmaya çalışıyordu. Kız, sarı saçlara, mavi gözlere, zayıf bir vücuda sahipti. Oldukça samimiydi ve benimle arkadaş olmaya çalışıyordu ancak ben odadaki resimler tablolarını inceliyordum. "Bartu Karan," dedi kız. "En sevdiğin renk ne," ellerini birbirine çarptı, benden bir yaş küçüktü, on iki yaşında olmasına rağmen daha küçük görünüyordu. "Ben sarıyı çok severim," hevesle kolumdan çekiştirse de geriye çekilip önümdeki tabloyu incelemeye devam ettim. "Bartu Karan, beni dinliyor musun?"
Kız susmadan sorular sormaya devam etti, en sonunda onunla ilgilenmediğimde ağlamaya başladı. Başımı ona çevirdim. Salonun kapısı açıldı, içeriye onun ve benim babam girdi. Kızı sakinleştirip dışarıya çıkardıklarında babam beni kolumdan tutup salondan çıkardı. Peşinde öyle bir sürükledi ki bahçedeki arabaya ulaşana kadar kolumda kızarıklık oluştu.
Koltuğa oturduğumda hayatımda hiç unutmayacağım o cümleyi kurdu bana. "Seni bu hayatta kimse sevmeyecek, hiç arkadaşın olmayacak," dedi ve kapıyı yüzüme kapattı.
Ilgaz, önümde durmuş, merakla bana bakıyordu. "Daldın, iyi misin?" Atlas da yanındaydı, kolunu omzuna dolamıştı. Ayağa kalkıp başımı salladım, yatağıma ilerleyip oturdum.
"Bartu Karan," derin bir nefes verdi Ilgaz, "sana yardım edeceğim, gördüğün üzere artık sadece senin davan değil, beni de etkiliyor." Yatağımın yanındaki sandalyeye oturduğunda ellerini birbirine kenetledi. "Suç aletini bulacağız, masum olduğun kanıtlanacak." Atlas öksürerek araya girdi. "Her konuda Ilgaz'ın arkasındayım, yardımcı olmaya da hazırım. Tek şartım Ilgaz'ın başına hiçbir kötülük gelmemesi. Saçının teline zarar gelirse, başka yüzümle karşılaşırsın."
"Şimdi, dosyanda yazana göre iki gün sonra taburcu oluyorsun. Bunu uzatmak için bir plan yapsanız iyi olur." Yanıma gelip elini omzuma vurdu Atlas. "Konuşmanız gerekenler olabilir, sizi yalnız bırakayım." Bana son kez bakarak Ilgaz'ı başı ile işaret etti. Ne demek istediğini anlayarak gözlerimle onayladım.
Atlas, Ilgaz'a sarılıp odadan çıktı. İkimiz odada yalnız kaldığımızda derin bir sessizlik oluştu. "Senin için kütüphane neden bu kadar önemli, Doktor?" Sorduğum sorunun özel olmamasına dikkat ediyordum.
"Haklısın, sende benim hakkımda bilgi edinmek istiyorsun doğal olarak." Telefonumu cebimden çıkardım, haberlerde paylaşılan fotoğrafları teker teker gösterdim. "Bak," yırtılan kitaplar, yerlere dağılmış sayfalar, etraftaki tozlar...
"Benim babamın ufak tefek de olsa kütüphanesi vardı. İçinde en çok mitolojik kitapları bulundururdu, onlarca türün arasından yalnızca mitolojik olanları okurdu. Efsanelere inanmaktan asla vazgeçmezdi. Babam ölmeden iki gün önce annemle ziyarete gittik, biz geldiğimizde babam öyle bir gülümsedi ki sanırsın güneş doğdu.
Annem, yepyeni fotoğraf makinesini çıkardı çantasından, ilk önce babamı çekti. Ardından masaya kamerayı yerleştirip üçümüzü yan yanayken çekti.
O fotoğraf, annemden kalan tek armağan oldu bana. Neden öldüğünü bile hatırlamıyorum, bir kaza geçirdik üçümüz, nasıl olduğunu bilmiyorum. O kaza, benim aklımdan silindi ancak babamın silinemedi. Annemin vefatından kısa süre sonra babamı da kaybettik. Benim yollarım da yetiştirme yurduna düştü.
Yetiştirme yurdunda tüm çocuklar sınıflandırılıyordu. Atlas'la orada tanıştık. Onları sevip saymayanları Z grubuna alıyordu, adam. İsmini dile getirmiyorum. Z grubuna alındım bende, dört çocuk birlikte büyüdük. Ben, Atlas, Uraz, Yunus."
Bartu Karan, pür dikkat beni dinliyordu. "Hiç mi hatırlamıyorsun?" Cıkladığımda başını salladı. "Hatırlamaktansa hissetmek önemlidir, Doktor. Hatırlayıp hissizleşmek acının ta kendisidir."
"Doktor," sessizliği bozan Bartu Karan oldu tekrardan. "Bunu yapmak istediğinden emin misin?"
"Evet," başımı salladım. "Bartu Karan, eğer suç aletini bulamazsak yani sen aklanamazsan olacaklar hepimizi etkileyecek. Ben işimi kaybedeceğim, Atlas belki de burada hoşnutsuz karşılanacak benim arkadaşım olduğu için, sen zaten cezaevine gireceksin. Bırak, ben halledeyim. Ne olursa olsun bulacağım, söz veriyorum."
"Doktor, başına bir şey gelebilir. Zarar görebilirsin, ifşa olabilirsin. Başına ne gelirse benim yüzümden geliyor zaten."
"Hayır, senin yüzünden değil. Ben kendim seçtim bu yolda yürümeyi, mezun olurken yemin ettim. Sözümden dönmekten de nefret ederim."
Bartu Karan, gözleri yüzümde dolaşırken çekinerek dudaklarını araladı. "Doktor, ailen için üzüldüm, başın sağ olsun."
Gülümsedim yalnızca. Konuyu geçiştirerek değiştirdim. "Nasıl gireceğim suç aletinin bulunduğu yere, nerede saklanıyor, nasıl alabilirim?"
"Belirli bir binada değil, gizleniyor ama nerede olduğunu biliyorum. Benim gibi bilen arkadaşım Kutay var, onunla gidersen daha güvenli. Eğer onunla birlikte gitmeyi kabul edersen, seni engellemeyeceğim."
"Beni engellemek mi, beni zaten engelleyemezsin," göz devirdim. Bartu Karan ise gülümsedi. O kadar güzeldi ki izlemesi, benim de yüzümde tebessüm oluştu onun yüzünden. "Neden gülümsüyorsun?"
"Sen neden gülümsüyorsun?" Meydan okur şekilde kaşlarını havaya kaldırdı lakin tavrı hiç değişmedi.
"Çünkü sen gülümsüyorsun." Odaya Atlas girdiğinde ikimiz de başımızı kapıya çevirdik. Yanıma gelip oturdu, kolunu omzuma doladı. "Kararınız ne oldu?"
"Doktor gidecek fakat yanında benim yokluğumu hissettirmeyecek bir arkadaşımı göndereceğim," dedi Bartu Karan.
Atlas'ın bakışları bana kaydı. "Ilgaz, bu iyi bir fikir değil. Senin yerine ben gideyim." Başımı iki yana salladım. Böyle bir riski alamazdım, almazdım. "Hayır, güven bana." Bu kez Bartu Karan'a çevirdi gözlerini. "Saçının teline zarar gelirse işler değişir."
Bartu Karan, cebinden telefonunu çıkarıp tahminimce Kutay'a mesaj yazmaya başladı. "Yarın için hazır mısın, Doktor?"
"Hazırım." Atlas, omzuma daha da doladı kolunu. "Konuşalım mı biraz?" Onayladığımda ikimiz de kapının önüne çıktık. Ellerini kollarıma yerleştirdi. "Ilgaz, zarar görürsen mahvolurum, biliyorsun değil mi? Tekrar düşün, lütfen. Bak iyi bir fikir değil."
Kollarımda duran ellerini avuçlarımla kapattım. "Atlas, ne olursa olsun yanındayım bunu zaten biliyorsun fakat eğer ben oraya gitmezsem hepimizin hayatı zehir olacak."
Beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Başını omzuna gömdüğünde derin bir nefes aldım. "Dikkatli olacaksın," sesi her zamankinden daha yumuşaktı. "Olacağım," bende onu sardım.