İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 14 · 6 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 14

14.Bölüm:Doğruların Pusula Yönü

Uyandığımdan beri dudağımı kemirerek Bartu Karan'a bakıyordum, ne demem gerektiğini seçemiyordum. "Eline kustuğum için özür dilerim," mi diyecektim? "Hasta sen olmana rağmen seni yatağından kaldırdım ve zorluk çıkardım, üzgünüm," nasıldı? İçimden oflarken bakışlarımı ondan ayırmadım.

Duvarda ki akrep ve yelkovandan gördüğüm kadarıyla saat bire doğru geliyordu. Yutkunarak yataktan kalktığımda bedenim uyuşmuştu, koltuğa tutundum.

Bartu Karan, oturduğu yerden ayaklanıp beni omuzlarımdan kavrayarak koltuğa yerleştirdi. Masadaki sürahiden bardağa su koyarken sırtını bana döndü. "Daha iyi misin?"

Onaylayan bir mırıltı döküldü ağzımdan, anlamış gibi bardağı bana uzattığında itiraz etmeden dudaklarıma yasladım. Soğuk su, biraz olsun ayılmama iyi gelmişti. Açık kahve gözlerini gördüğümde tek bir kelime çıktı ağzımdan, elimle altımdaki siyah eteği sıktım. "Kusura bakma."

Başını iki yana salladı, yatağına doğru adımladı sakince. "Kusura bakılacak durum yok ortada," yatağına oturdu. "Yatağa senin uzanmanı söylerdim ama kabul edecek gibi değilsin, en azından battaniye verebilir miyim müsadenle, hava soğuk." Cevap vermemi beklemeden battaniyeyi bana uzattı yatakta eğilerek, bende üstelemeden üzerimi örttüm.

İkimiz de sessizliğe büründüğümüzde rahatsız olarak konuyu başlattım. "Kardeşin ve arkadaşların gelecekti, Atlas bana içeriye girdiklerini söyledi. İyi geçti mi?" Özel bir soru olmaması için kelimelerimi seçerek konuştum.

"Evet, teşekkür ederim." Başını salladığında yatağında yerini almıştı. "Teşekkür etmene gerek yok, telafi edebildiysem ne mutlu bana. Anlatmak ister misin biraz, tabii zorunda değilsin."

"Anlatırım," odada gezindi bakışları, ardından gözlerime odaklandı tekrardan. Göz teması olmadan konuşmaktan nefret ederdim, bu benim için önemliydi.

"Arkadaşlarımla liseden beri tanışıyoruz, benim için kıymetliler. Ailemi kaybettiğimde bana destek çıktılar, kardeşimi bir nevi onlar sayesinde büyütebildim." Yastığı arkasında yumuşatıp yaslandı.

"Üzgünüm, aileni kaybettiğini bilmiyordum. Başın sağ olsun." Sorduğum soru yüzünden pişmanlık bedenimi ele geçirdi, konuyu uzatmak istemeden yorganın uçlarıyla oynamaya başladım.

"Hayır," ses tonu değişti, "özür dilemene gerek yok." Boğazını temizledi öksürerek. "Annemi kaybettim henüz on sekiz yaşındayken, babam hayatta ama bizim için değil." Oldukça rahat konuşuyordu. Tepkisine şaşırsam da içimde tuttum.

Konuşmadığımı fark ettiğinde devam etti. "Bana, 'Bana olanları anlatmazsan tedavi edemem,' demiştin değil mi, Doktor?" Başımı salladım ve yarasını işaret ettim. "Onun için demiştim."

Bu kez o onayladı. "Haklısın," derin bir nefes verdi, "nefsi müdafaaydı olay." Yutkundu. Kaşlarımı çattım ve ayağa kalkıp yatağının kenarına oturdum.

Kısa süre hareketime baktı ve gülümsedi. "Zeki bir kadın olduğunu biliyordum lakin bu kadar kısa sürede durumu kavrayacağını düşünmemiştim."

Temastan hoşlanmadığımı çoktan fark ettiği için yatakta en köşeye kadar kayıp aramızda boşluk oluşturdu. "Annemi yıllar önce bir araba kazasında kaybettim." Nefes verdi. Devam edemeyecek gibi dursa da anlatımına devam etti.

"Akşama doğruydu, annem uzun zamandır istediğim teleskopu almak için beni mağazaya götürüyordu. Arabada kısık sesli bir müzik açıktı, hala sözlerini hatırlıyorum, annemin sesini hatırlamama rağmen. Birden siyah bir araba çarptı sürücü koltuğunun olduğu bölgeye. Annem," yutkundu, "annem arabanın ön camından..."

Dile getiremediğini anladım, kim getirebilirdi ki? Başımı salladım. Devam etti. "İnsanlar etrafımızda toplandı hızla, ikimizi de arabadan çıkarmaya çalıştılar. Annemi asfalta taşıdı bir adam, yanındaki karısı ise kalp masajı yapmaya başladı. Annemi gördüğüm anda gözlerim kapandı benim, arabadan uzun süre çıkarmamışlar söylenene göre. Bacağım sıkışmış. Gözlerimi açtığımda kaldırımda oturuyordum, birkaç insan bacağıma gömleklerini sarıyordu. Sonra gözüm kırmızı bir bedene çarptı." Elleri titrediğinde sıktı.

Anlatmaması için araya girecektim ki bana konuşma fırsatı tanımadı. "Annemi gördüm, son kez. Kalp masajı yapan kadın bırakmıştı, ağlıyordu. Durumu kavrayabildiğimde anneme ulaştım beni tutmalarına rağmen. Sarıldım, sarmaladım. Nabzına baktığımda ise yoktu. Ağladım, bağırdım, haykırdım. En sonunda ise yine kendimi karanlıkta buldum." Gözleri dolmuş gibiydi ama dolmadı, kendini daha da sıktı. Dişleri birbirine bastırılmıştı. Çenesi gergindi.

"Ben..."

İşaret parmağını dudağımın önünde tuttu, dokundurmadı fakat susmam için yeterli oldu.

"Gördüm o araba sahibini, bize çarpanı. Savcının oğluydu. Şehirdeki herkes tanırdı, ilk görüşümde tanıdım onu. Defalarca kanıtlamaya çalıştım, kimse dinlemedi beni. 'On sekiz yaşında travma geçirmiş bir çocuğun sözleri' dediler, yalan kanıtlar bulup ispatladılar bir şekilde. İlk önce beni bir psikoloğa başlattılar, bir ev vermek istediler, kalacak bir yer. Psikoloğa bir kez dışında hiç gitmedim, arkadaşımın evine taşındım kardeşimle. Bana unutturmaya çalıştılar, unutturamadılar."

Derin bir nefes çekti içine, yakasını çekiştirdi gevşetmek için. "Unutmadım. Bir hastaneye yatırdılar, travma sonrası iyileşmesi lazım dediler. Kardeşime o müddette arkadaşım Kutay ve ailesi baktı. Aradan iki yıl geçti, her seferinde kaçmaya çalıştığım için yurt dışında bir kliniğe yerleştirildim. Unutmadım. Vazgeçmedim. Yaklaşık üç ay önce geri geldim ülkeye. Kanıtlarla geldim bu kez."

Elleriyle saçlarını karıştırdı. "Tehdit ettiler, kardeşimle. Kardeşimi okulunda, dışarıda her yerde takip ettiler. Susmak zorunda kaldım. Sonra elime bir şans geçti, savcı beni yanına çağırdı. Koşarak gittim adeta. Annem konusunda bir bilgi vereceğini söyledi. Ben dinlemek üzereyken...biliyorsun o kısmı." Yarasını gösterdi. "Bende kendimi savunup onu itince nefsi müdafaa oldu. Açık konuşmak istemiyorum. Anlıyorsun."

Nutkum tutulmuştu adeta, benim de ellerim titremeye başlamıştı. Bartu Karan'ın aksine gözlerim doldu, bir damla yaş firar edecekken elimle sildim. "Ben, ne demek gerektiğini bilmiyorum..." Gülümsedi, içindeki acı bedenimi de titretti.

"Kanıtlayamaz mısın nefsi müdafaa olduğunu?" Başını iki yana salladı. "Çok mu zor?"

"Çok zor, onun için şuan hastanede olmamam gerekiyordu."

"Dışarıda olursan ne yapacaktın?"

"Savcının odası olay yeri inceleme tarafından izleniyor ama gece bir şekilde girer o suç aletini bulurdum. Ardından da karakola teslim ederdim, gerçekten tarafsız bir karakola."

"Bana güveniyor musun, Bartu Karan?" Anlamamış şekilde bana baktı. "Ne için?" Kaşları çatıldı. "Güveniyor musun?" Yeniden sorduğumda başını salladı. "Hayatımı sana borçluyum, elbette güveniyorum, Doktor." Gözlerimi hırsla sildim. "O halde suç aletini ben bulacağım."

"Doktor, asla bu işe karışmayacaksın." Gözlerinde bir sertlik belirdi, tavırları sertleşti. "Asla."

"Bartu Karan, bu artık ikimizin davası, senin kadar beni de suçlu görüyorlar."

"Kesinlikle hayır, Doktor. Bu işe karışman demek senin mahvolman demek."

"Bartu Karan..."

"Hayır."

Ses tonu yükselmeye başladığında sustum. Oturduğum yerden kalkıp koltuğa kuruldum. "Peki," battaniyeyi üzerime çektim.

Tavrından pişman olmuş gibi beni izlerken televizyonun kumandasını elime alıp ekranı açtım. Spikerin sesi odada yankılandı. 'Ilgaz Saraçlı, birkaç gündür ortalarda görünmüyor. Halk ise oldukça sinirli. Tahammül seviyeleri azaldı gelmeyen açıklamalar üzerine ve Ilgaz Saraçlı'nın açtığı kütüphane darma duman edildi.' Son cümle beyninde yankılandı. Kütüphanem mi darma duman edilmişti? Görüntüleri yayınladı spiker. Çok sevdiğim mitoloji kitaplarım yırtılmış, insanların okurken oturması için ayırdığım masa kırılmıştı.

"Kütüphane," dudaklarım zar zor aralandı, "kitaplarım..." Başım döndü, koltuğun kenarlarına tutundum. Dün olduğu gibi kontrolü kaybetmek istemiyordum. Derin nefesler alıp vermeye çalıştım fakat göğsüme bir bıçak gibi saplandı hepsi. "Kütüphanem," midem bulandı, gözlerim doldu aylar sonra. "Kitaplarım," ayağa kalktım duvara tutunarak. Bedenimin dengesi bozuldu sonra, biri beni destekledi lakin hissedemedim. Nefes alamıyordum.

"Yine mi Ilgaz," dedi yetiştirme yurdundaki en büyük çocuk. Yaklaşık on beş yaşlarındaydı. "Bu kadar güçsüz müsün?" Ailemin fotoğrafını bana biraz daha yaklaştırdı. Fotoğrafta babamın kütüphanesindeydik, annemle ziyaret etmiş birde fotoğrafımızı çekmiştik. Üçümüz de gülümsüyorduk. Babamın bakışları bendeydi, annemse babamı sarmalıyordu. Aralarında dururken gözlerim gülümsediğim için kısılıydı.

"Ver fotoğrafı," ellerimle çaresizce fotoğrafa uzanmaya çalıştım, geriye çekti. Başım dönmeye devam ederken sendeledim. Sırıtarak izledi. Gözlerim bulanıklaşmaya başladı, bedenim yere doğru süzülmeye başladı.

Düşmeme izin vermeden Atlas geldi arkamdan, kollarını belime doladı ve beni kendine çekti. "Tamam, Ilgaz. Buradayım ben." Vücudum biraz daha gevşedi. Evren, Uraz ve Yunus'a seslendi. Hayatta olmayan Yunus'a.Üçü bizden büyük olan Burak'a yöneldi ve konuşmaya başladılar.

"Atlas," dedim kısık sesimle, hala beni tutmuyor olsaydı yerde olacaktım. Daha sıkı kavrayıp odamıza götürmeye başladı ikimizi de. "Buradayım, kardeşim."

Odaya vardığımızda beni yatağına oturttu. "Şimdi dinle bakalım beni," ellerinin birini kendi kalbine birini de benim kalbime yerleştirdi. "Derin nefes al, benim gibi." Soluklarını sesli bir şekilde alıp verdi.

Nefeslerim birkaç dakika içinde düzenlediğinde, Atlas beni yatağına yatırdı ve üzerimi örttü. "Şimdi sana masal okuyayım mı, baba masalı gibi?" Başımı salladım yanağım yastığa gömülmüşken. Ben onun üst katında yatıyordum ranza olduğu için bu yüzden de beni merdivenden çıkmayla zorlamama adına kendi yatağına yatırmıştı. Elini dizime koydu, masal anlatmaya başladığında gözlerim kapandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.