İçeriğe geç

Hazansaye

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Hazansaye

Bölüm 11

11.Bölüm: Kara Lekede Aydınlanır

Bartu Karan Adalı'nın ağzından...

Ilgaz, beni sevdiklerimle buluşturacağını söylediğinden beri onu gözlemliyordum. Telefonda arkadaşından gelen çağrı sonrasında sosyal medyaya bakarken uyuyakalmıştı, sayfasına atılan yeni mesajlar ekranda bildirim olarak parlıyordu.

Yatağın başına tutunarak ayağa kalktım, verdikleri ilaç yüzünden uzuvlarımda hafif bir ağrı vardı. Koltuğa adımladım, Ilgaz'ın uyuyan yüzüne akşamları oluşan ay ışığı vuruyordu, yanındaki kedi ise ona sokulmuş dinleniyordu. İkisinin de huzurlu mırıltıları odadaki tek canlı sesiydi. Dolaplara sessizce bakmaya başladım.

Ilgaz'ın yedek steteskopunu çekmecedeki yerinde gördüm, elimi kulak kısmında biraz dolaştırdım. Ne çok isterdim benim de doktor aletlerimin olmasını. Ne kadar da çabalarımıştım gerçek olması için.

Steteskopun yanındaki kaleminde elim ilerledi. Belli belirsiz gülümsedim ucuna bakarken.

"Anne," demiştim henüz liseye yeni geçmişken, "kararımı verdim ben, çok çalışacağım ve doktor olacağım." Annem saçlarımda gezdirmişti elini, gülümsemişti bana. "Yaparsın, canım oğlum benim." Babama ilerlemiştim bu kez koşarak, her zamanki çalışma odasında oturuyordu. Yanında arkadaşları da vardı.

"Baba, ben doktor olacağım. Anneme söyledim gülümsedi bana, sence de olur muyum?" Yanına oturmak için hareketlendim ancak sandalyeyi uzağa itti tüm arkadaşlarının gözünün önünde. "Senden hiçbir şey olmaz Bartu Karan, sen sadece bana parası yiyerek bir aile kuracaksın. Sen böyle mi çocuksun."

"Gerçekten olmazmış baba," elimi kalemden çektim. Dolapları karıştırmaya devam ettiğimde elime gelen yumuşak dokuyla bir zafer kazanmışım gibi avuçlarımda sıkıca kavram bir oldu. Hafif ince bir battaniyeydi, mavi kareleri vardı.

Koltuğun önünde durup Ilgaz'ın üzerine uyandırmadan örttüm. Kucağında duran telefon bildirim ile titreyince uyanmaması için nazikçe örtünün altından telefonu elime aldım. Köşesini çekiştirdiğimde kedi de yorganın altında kaldı.

Ekran yine parladı, bu kez bakışlarımı istemsizce çevirdim yazılara. Yorumlarda oyalandı gözlerim. Her birinde durduramadım kendimi, daha fazla okudum.

'Ilgaz utanç kaynağı.'

'Meslektaşım diye takip ederdim şuan ülkesine ihanet ettiğini öğreniyorum. Rezil.'

'Gülmeye bile hakkı yok.'

'Yanındaki arkadaşını da bozmasa bari, internette rastladığım kadarıyla çok düzgün biri.'

'Ailesinin yerinde olsam evlatlıktan reddederim, kara leke gibi.'

Altındaki bir yorum dikkatimi vermeme neden oldu.

'Ailesi yok ki, hak etmiyor zaten.'

Kaşlarım çatıldı, uykuda olan Ilgaz'a baktım göz ucuyla. Siyaha kaçan saçları yorganın üzerinde ne kadar da köyü duruyordu. Yüzündeki ifade dinlenirken bile huzurlu değildi.

Ortak yönlerimiz vardı, onun da ailesi yoktu, onun da sevmeyenleri vardı, onun da eksikliği olduğu barizdi. Ilgaz, sıradan bir doktor değildi ve bunun başından beri farkındaydım. Beni ameliyat masasında bırakmalarını söylemelerine rağmen beni kurtardığından beri onun ne kadar cesur biri olduğunu kavramıştım.

Aileyi hak etmeyen insan olabilir miydi, herkes bir sevgiye muhtaç değil miydi? Annem bana hep, "Sığınacak limanı olmayan çıplak kalır," derdi. Aileyi hak etmeyen çocuk olur muydu? Ailesiz sadece yaş olarak büyünürdü.

Ilgaz'a baktım her yorum okuduğumda, onun bu denli nefret edilmesine ben sebep olmuştum. Ellerim yumruk şeklinde sıkıldı. Dişlerim birbirini kırmak istiyor gibi çarpıştı, çenem bir sıkacak gibi gerildi.

'Ilgaz daha kendini iyileştirememiş, insanları mı iyileştirecek?'

Koltukta uyuyan bedenine baktım, bir insanın bu kadar sevilmemesine ben mi neden olmuştum? Ilgaz'ın benden önceki mutlu hayatını ben mi mahvetmiştim.

'Yanındakiyle küçüklükten beri fotoğrafları var, zorla mu tutmuş?'

Yazının altında bir görsel vardı, Atlas'ın ve Ilgaz'ın küçüklük halleri. Ilgaz'ın şuankinden de esmer bir teni vardı görünene göre. Gözlerinde birçok duygu saklanmıştı, sevinç, özlem, umutsuzluk, karamsarlık, şüphe... Küçücük bir çocukta olan bu bakış normal miydi?

'Kalbi pis olanın görünüşü de çirkin olurmuş. Doğuştan belliymiş kötü bir kadın olacağı.'

Ilgaz, yazıların aksine asla çirkin bir kadın değildi. Burnu tam onun için yapılmış gibiydi, saçları ten rengiyle uyum içindeydi, dudakları sanki yaptırılmış gibiydi yüz şekli ile. Çirkin değildi, aksine doğal bir güzelliği vardı. Manzarayı anımsatan, manzara izlemeyi sevdiren.

Yatağıma uzandım, masada duran kendi telefonumu aldım, Ilgaz'ın hesabına girdim incelemek için. Telefonunu mahremiyet açısından koltuğa geri bırakmıştım.

İlk karşıma çıkan spor yapan bir paylaşımı oldu. Üzerinde siyah bir tişört, altında da siyah bir şort vardı. Çorapları mavi renkliydi, üzerinde çizgi film karakteri vardı. Kocaman gülümsüyordu kameraya. Aynadan görüldüğüne göre Atlas çekmişti onun bu halini.

Bir sonrakinde ikisi vardı, Atlas elindeki gitarı çalıyor, Ilgaz da gülümseyerek onu izliyordu. Bir sahilde gibilerdi, ikisinin de üzerinde ince giysiler vardı. Atlas'ın başındaki pembe tacı kimin taktığı belliydi. Ilgaz her ne yaşadıysa sonrasında hiç büyümemişti.

Bu kez karşıma bir video çıktı, Ilgaz melodiye eşlik ediyordu, Atlas da yine gitar çalıyordu. Sesi çok güzeldi, duru ve temiz bir tınısı vardı. Altına düşülen notta Atlas'ı etiketlemişti. 'Herşeyim,' yazıyordu, belliydi ki ikisinin arasındaki arkadaşlık çok büyüktü. Atlas'ın profiline tıkladım.

Ilgaz'ın başına bir çizgi film tacı vardı, iki büyük kulağı olan cinsten. Atlas onu koltuk altına almıştı, onda da bir taç vardı. Belli ki ikisi de taçları seviyorlardı, ya da sadece Ilgaz seviyordu.

Paylaşımlarında dolandım. Bir sürü Ilgaz ile olan fotoğrafı, Ilgaz'ın tek kadrajdaki görselleri, Atlas'ın bir iki tane Ilgaz tarafından çekilmiş fotoğrafı.

Sosyal medyadan çıkıp, mesajlaşma uygulamasına girdim. Kutay'ın numarasına tıkladım ve tuşlara basmaya başladım.

Bartu Karan: Kutay, işim düştü sana, acil.

Kutay: Hastanede bir problem mi oldu? Bekle dedin zaten zor bekliyoruz.

Bartu Karan: Hayır, Ilgaz Saraçlı'nın hesabındaki bütün kötü mesajları silmemiz lazım, acil diyorum bak.

Kutay: Ne kadar acil?

Bartu Karan: Fazlasıyla, anlasana.

Kutay: Hepsini mi silmem gerek?

Bartu Karan: Kutay, bütün hepsini. Bir tane bile kalmayacak.

Kutay: Neden?

Bartu Karan: Ne zamandan beri beni sorguluyorsun, güven bana.

Kutay: Yarın sabaha kadar hallederim.

Bartu Karan: Bu haber kanallarının gönderilirini de silebilir miyiz?

Kutay: İşin içinde bizim olduğumuzu anlarlar, en azından senin.

Bartu Karan: Anlasınlar.

Kutay: Kardeşim, şimdilik anlamasınlar aklında ne varsa vazgeç, sabaha kadar da hallederim. Senin ihtiyacın olan ya da istediğin birşey var mı?

Bartu Karan: Bizimkiler iyi mi?

Kutay: Evet, ama seni özlediler. Hızlı iyileş.

Bartu Karan: İyileşmemem lazım.

Kutay: Ne?

Bartu Karan: Yarın geliyorsunuz, anlatacağım.

Kutay: Nasıl geliyoruz, senin için yasak demişler.

Bartu Karan: Doktor hallediyor.

Kutay: Delirdin mi? Senin için aksini iddia edemem ama doktor delirdi mi? Kimsenin görmemesi gerek.

Bartu Karan: Ona güveniyorum, halledebilir.

Kutay: Neden?

Bartu Karan: İdil ve Bora iyiler mi?

Kutay: Bartu.

Bartu Karan: İyi geceler. İdil'le Umay sana emanet.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.