İçeriğe geç

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 8

KÖŞEBAŞI TANIĞI

İntikam insanı içten içe çürüten bir duygudur; Alınsa da alınmasa da sonuç aynıdır.

Yoğun bir akşam geçiren Asena, asayişteki işlerini bitirir bitirmez evine gitmiş; duşunu alıp güzel bir uyku çekmişti. Yeni bir güne enerjik ve zinde başladığı için kendini şanslı sayıyordu. Yoksa kim böylesine döküntü bir mahalleye cinayet soruşturması için gelirken mutlu olabilirdi ki?

Bugün Salih; İlyas Menteşe’nin ailesi ve komşularıyla konuşacak, Asena kullanılmayan depoda bulunan şahsın -Taner Aygün- yakınlarından bilgi toplayacak, Hazar’sa deponun civarını bir kez daha inceleyecekti. Henüz, dün ifadesini aldıkları Yusuf isimli; zihinsel engeli olan adamın bahsettiği hediyeyi bulabilmiş değillerdi. Akşam olduğu için karanlığa bürünen sokağın, aydınlatma yönünden de yetersizliği işlerini iyice geciktirmişti. Sabah erken, ‘günün ilk ışıklarıyla’ denilen zaman diliminde Hazar bir ekip toplayıp Kurna mevkisinin yolunu tutmuşken bundan saatler sonra Asena elindeki kağıtta yazılı olan adrese ulaşmış, zili olmayan evin kapısını yumrukluyordu. Tek katlı gecekondunun kapısını dakikalardır çalmasına rağmen henüz açan olmamıştı. Asena kolundaki saate baktığında saat 09:25’i gösteriyordu. Acaba uyuyorlar mı diye düşünen genç kadın henüz başka bir şey düşünmeye fırsat bulamadan mavi demir kapı açılmış, karşısında kumral saçlı, kırklı yaşlarda bir kadın belirivermişti.

“Buyurun kime bakmıştınız?” diye soran kadının sesi uykulu çıkmıştı. Asena içten içe mahcup olsa da bunu gizledi.

“Taner Aygün’ün evi mi?” diye sordu genç polis.

“Evet, ben karısıyım. Siz kimsiniz?”

Montunun cebinden kimliğini çıkarıp kadına gösterdiğinde karşısındaki kişinin yüzü şaşkınlıkla şekillendi.

“Eşiniz hakkında bir haber getirdim. Oturarak konuşabilir miyiz?”

Kadın, hızla Asena’yı içeri davet etti ve bir bardak su doldurup uzattı. Koltuğun üzerine yayılan birkaç parça kıyafeti toparladığı sırada evdeki dağınıklıktan ötürü Asena’dan özür diliyordu.

Genç kadın, ince parmakları arasında tuttuğu bardaktaki sudan bir yudum alarak kuruyan boğazını ıslattı ve kendini konuşmak için ayarladı. Hemen yanında duran masaya bardağı bıraktığı sırada hâlâ etrafta saçılmış kıyafetleri toplamakla uğraşan kadına, “Gerçekten önemli değil, bırakın ve oturun artık.” diye bir uyarıda bulundu.

“İnanın böyle dağınık birisi değilim. Çocuklar dağıtmış gece.”

Asena bakışlarını masanın üzerindeki abur cubur paketlerinden ayırmazken “Anlaşılan eğlenceli bir gece geçirmişler. Babaları evde yokken.” dedi. Son cümlesi vurguluydu fakat kadın bunu anlamamıştı.

“Taner biraz serttir. O varken çocuklar odalarından pek çıkmazlar. İki gecedir de eve gelmeyince fırsat bu fırsat deyip eğlenmişler biraz.”

Asena karşısındaki çekyatta oturan kadına doğru eğildi ve dirseklerini bacaklarına yasladı.

“Tuğba hanımdı öyle değil mi?” diye soran polise olumlu anlamda başını salladı Tuğba. Söze başlamadan, getirdiği haberi vermek için hangi kelimelerin daha uygun olacağını düşündükten sonra derin bir nefes alan Asena, bakışlarını karşısındaki kadının kahverengi gözlerine dikti.

“Üzülerek söylüyorum ki, eşinizin cansız bedenini dün gece bir depoda bulduk. Başınız sağ olsun.” dediğinde sesine, bir poliste olması gereken ve ona çokça yakışan o soğukkanlı tını hakimdi.

Tuğba’nın kaşları, aldığı habere tepki olarak hayretle kalktı ve alnında bir iki çizik oluştu. Şaşkınlık kısa bir süre yüzünde oyalandı ardından gözlerinde, gözyaşlarından kaynaklanan ufak bir parıltı meydana getirdi. Eli yavaşça ağzını kapattığında bir damla yaş süzülüp yanağına doğru yol aldı.

“Bunu kimin yaptığını henüz bilmiyoruz. Bu yüzden size birkaç soru sormam gerekiyor.”

Kadının, eliyle orantılı bir şekilde yere düşen bakışları; bir süre karışık desenleri olan halıda takılı kaldı. Asena, sessizce Tuğba’nın duyduğunu hazmetmesini bekliyordu. O esnada içeri girdikleri koridordan bir kapı açılma ardından kapanma sesi duyuldu. Saniyeler sonra oturdukları odanın kapısıdından içeri giren genç bir çocuktu.

Yirmili yaşlardaki çocuğun bakışları Tuğba ve Asena arasında gidip gelirken “Misafirin mi var anne?” diye sordu. Asena, tekrar Tuğba’ya baktığında kadın, oldukça sakin bir tavır takınarak oğluna babasının başına gelenleri ve Asena’nın kim olduğunu anlattı. Asena, az önce duyduklarını ışık hızında hazmeden kadına hayretle bakakalmıştı. O esnada genç adam, Asena’nın; babasının ölümünü araştıran bir polis olduğunu öğrenmişti. Polisin gözleri Tuğba’da oyalanırken gergin bir ruh hâline bürünen çocuktan habersizdi. Habersiz olduğu bir şey daha vardı. Onlar günümüzü konuşurken genç adamın zihnindeki kapılar dört gün öncesine açılmıştı.

Saat akşam on buçuğu gösterirken genç adamın damarlarında dolaşan alkol; sinirlerini bozuyor, dayanılmaz bir intikam hırsıyla yanıp tutuşmasına neden oluyordu. Bir elinde tuttuğu çakı ancak bir insanın şah damarını hedef alırsa öldürebilecek büyüklükteydi. O da öyle yapacaktı. Hızlı ve temiz, tek hamlede bitirecekti bu işi.

Kaşından yanağına süzülen kan, yağmur damlalarına karıştığı için dağılmış; çenesinden aşağı turuncu bir sıvı şeklinde ilerliyordu. Burnunu ve yanaklarını boş eliyle sıvazladığında yüzündeki yabancı sıvılar iyice birbirine karıştı. Sokağın başında, seyrek aralıklarla sıralanmış sokak lambalarının birinin altında hayalinde kurduğu o ânı yaşamak için bekliyordu. Tepesindeki lamba, yanıp sönerek onu uyarıyor gibiydi. Sanki; ‘Bu yaptığın bir hata, durmalısın! Çok geç olmadan durmalısın.” diyordu her defasında. Ama durmak, buraya kadar gelmişken yapılabilecek son şey bile değildi. Birazdan yolun karşısındaki kahvehaneden babası çıkacak, yol boyunca sarhoş adımlarla sendeleyerek yürüyecek, belki de birkaç metre sonra bir duvarın dibine çöküp ağız dolusu kusacaktı. Genç adam tüm bu anları yakından takip ederek son kez babasının ayyaş omuzlarına bakacaktı. Ardından ilk fırsatta elindeki çakıyı, alkolün etkisiyle iki kat hızlı atan şah damarına saplayacak ve daha çok kanaması için geri çekip tekrar saplayacaktı. Sonra tekrar, tekrar, tekrar... Üstü başı kana batana kadar tüm hırsını ceviz büyüklüğünde bir damardan alacaktı.

Sonra da...

Sonrası yoktu. Bir an bile düşünmemişti. Şimdi de düşünmeyi reddediyordu.

Henüz on dakika geçmişti ki babası tam da beklediği gibi sarhoş bir halde çıktı mekandan ve kaldırıma aşağı yürümeye başladı. Genç adam da karşı istikamette, elleri siyah montunun cebindeyken ilerledi. Aralarından geçen arabalar yüzünden bir anlığına babası görüş alanından çıkıyor sonra geri giriyordu. Buna rağmen bakışlarını tek bir yerde, babasının boynunda, tutmayı başarıyordu.

Dakikalarca süren takibin ardından sakin bir sokağa dönen babasını takip etmeye devam etti kararlı adımları. Adamın girdiği sokağa ulaştığında tek gördüğü müşterisiyle ayak üstü sohbet eden bir taksiciydi. Onları da geçtiğinde babası tam da düşündüğü gibi kestirme yoldan eve gitmek için bir köşe daha döndü. Artık hangi yolu kullanacağını biliyordu ve elini çabuk tutmalı, daha fazla tereddüt etmemeliydi. Adımlarını yokuş yukarı hızlandırdığı sırada ıssız sokağı şenlendiren bir müzik sesi duydu. Ardından keskin bir lastik ve gözleri önünde babasına neredeyse çarpacak olan arabanın çıkardığı o kaza sesi. Köşe başına gizlendi ve yerde boylu boyunca yatan adama baktı. Bilincinin açık olduğu yerde yuvarlanmasından anlaşılıyordu. Araba babasına çarpmamıştı, sadece sarhoş adam korkup dengesini kaybetmiş ve düşmüştü.

Bu âna kadar her şey çok normaldi. Şoför inmiş babasının iyi olup olmadığını kontrol etmişti. Koluna girip onu kaldırmış, sarhoş adamdan yumruk bile yemişti. Ama adamın yediği yumruğa rağmen, siyah yağmurluğunun altında kalan kaslı vücudunda herhangi bir sinir belirtisi görünmüyordu.

Genç adam duvarın dibinde iyice gizlendi ve bu adamın bir an önce gitmesi için sessizce tanrıya dua etti. Tam da o sırada tanrı, hiç beklenmedik bir şekilde dualarına yanıt vermişti. Onun hayalini kurup yapamadığı o hamleyi gözünün önündeki kapüşonlu adam yapmış; enjektör olduğunu tahmin ettiği bir şeyi babasının tam boynuna saplamıştı. Saniyeler içince bayılan adamı yaka paça tıpkı yağmurluğu gibi siyah olan arabasına bindirdi. Gizlendiği köşeden geldiği yöne baktığında taksicinin arabasına bindiğini ve gitmek için harekete geçtiğini gördü. Hızla koşarak hareket halindeki taksiyi canı pahasına durdurdu ve babasını kaçıran cipin peşine takıldı.

Ve işte buradaydı, terk edilmiş bir depoda babasının ölmek üzere olan cesedinin tam karşısında!

Bölüm sonu

10 yorum