İçeriğe geç

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 5 · 7 dk okuma

Hayvan Sihirbazı

Bölüm 5

GEÇMİŞTEN GELEN İZLER

Siyah ceset torbası otopsi için araca yüklenirken kimseden ses çıkmaması Hazar’ı oldukça tedirgin bir hale sokuyordu. Normalde bir ceset bulduklarında kurbanın yakını olabilecek kişiler olay yerinin çevresine ördükleri duvara yapışık bir şekilde bekler, ceset arabaya bindirilirken olağan üstü bir güçle polisleri aşar ve can sıkıcı bir görüntünün Hazar’ın belleğine kayıt olmasını sağlarlardı. Ama bugün meraklı birkaç gözden başka kimse yoktu.

Bakışları arabaya yüklenen torbayı film izler gibi izleyen kişilerde oyalandığı sırada Asena yanına doğru adımlamaya başladı. Genç kadın bir yandan telefonla konuşuyor bir yandan da Hazar’a yaklaşmaya devam ediyordu.

“Anladım Rıza. Buradaki işimiz bitti zaten. Yarım saate merkezde oluruz.”

Birkaç adımda ulaştığı yerde durup telefon görüşmesini sonlandırdı.

“Bunun da sicili leş gibiymiş. Adam yaralama, darp, taciz, terör bağlantıları... Tıpkı sabahki kurban gibi. Polisi katile minnettar ediyorlar(!)”

Asena’nın kurduğu son cümle Hazar’ı etkisi altına almış olacak ki bir saniye bile beklemeden “Minnettar mısın gerçekten?” diye sordu. Bakışları hâlâ onları seyreden kişilerdeydi. Gözüne birisi takılmıştı ve onu göz hapsinde tutarak şüpheli bir tavır sergilemesini bekliyor, bir yandan da Asena’ya laf yetiştiriyordu.

Aniden böyle bir soruya maruz kalan kadın gerçekten ne hissettiğini düşündü. Öylesine ağzından çıkan bu cümleyi düşünerek kurmamıştı. Dilinin ucuna gelmiş, beynine uğramadan ağzının yolunu tutmuştu. Minnettar değildi tabii ki. Böylesine bir vahşiliğe kim minnettar olurdu ki?

“Kinaye yaptım sadece, bu kadar ciddi olmayı bırak.” diye cevap verdi.

Hazar, Asena’nın iğneleyici ses tonundan rahatsız olduğunu belli eden bir tavırla omuzlarını dikleştirdi, bakışları genç kadını buldu.

“Bir kere katil olan her zaman olabilir. Bugün kötü birine bıçağını saplayan yarın iyi birine saplayabilir. Bu da beni ciddi yapar.”

Hazar, oldukça renkli bir karaktere sahipken olay yerlerinde büründüğü bu tavır Asena’yı hep tedirgin ederdi. Genç kadın, her ne kadar aynı yaşta olsalar dahi, onunla çalışmaktansa Salih’le arabanın içinde tıklım tıkış çalışmayı tercih ederdi.

Asena çareyi konuyu kapatmakta buldu. “Merkeze gidelim artık. Burada bir işimiz kalmadı.”

Hazar’ın bakışları hâlâ onları seyreden, bu kış gününde alnındaki teri metrelerce uzaktan gördüğü adamda geziniyordu. Sonunda adamla göz göze geldiğinde elini havaya kaldırıp ona seslendi. Hazar’ın adımları adama doğru ilerledikçe tedirgin olan otuzlu yaşlarındaki adam birkaç adım geriledi ve fırsatını bulduğu an kaçmaya başladı.

“Kaçmasan olmaz tabi, kaç. Devletin polisi kovalar ne de olsa!”

Hazar meşhur söylenmeleriyle adamın peşinden koşarken onları ilk andan beri sessizce takip eden Asena da peşlerinden koşmaya başlamıştı.

Hazar, o kadar hızlı koşuyorduki dik olan kahve saçları iyice geriye yapışmış, anında dağınık bir hal almıştı. Koşarken çenesini istemsizce sıkıyor, zaten kemikli olan yüzü iyice taşlaşıyordu.

Ufak bir ağaçlık alanı geçip mahallenin içine girdiklerinde Hazar yön değiştirip gözden kayboldu. Asena hâlâ adamın peşinden koşarken bir yandan da klasik polis tehditlerini savuruyordu.

“Dur! Yoksa ateş edeceğim.”

Birkaç evi artlarında bırakan ikilinin yavaş yavaş araları açılıyordu. Asena adamı gözden kaçırmak üzereydi. Hazar’sa ortalıkta yoktu!

Asena, silahını havaya kaldırıp uyarı ateşi edeceği sırada iki evin arasından bir hışımla çıkan Hazar adamın üzerine atılınca adamla birlikte duvarın dibine doğru yuvarlanmaya başladı. Son hamlede adamı üzerinden attı ve hızla ayağa kalkıp adamı kelepçelemeye başladı.

“Yakalanacağınızı bile bile neden kaçarsınız ki?”

Nefes nefese çıkan sesi yerde çırpınan adamın hareketlerine karışıyordu. Asena ise onlara yaklaştığında iki büklümdü ve bacakları tir tir titriyordu. Bu koşudan sonra uzun süre hareket dahi etmeyecek, öylece duracaktı.

Hazar adamı ayağa kaldırıp yüzünü duvara dayadığında yorgunluğun vermiş olduğu sinirle soluyordu.

“Kimsin sen lan? Adın ne?”

“Acıyor, acıyor, acıyor. Dokunma, dokunma, bırak, acıyor, imdat, imdat...”

Hazar ve Asena duyduğu saçmalıklar yüzünden kısa süre birbirlerine bakakaldılar. Adam tekdüze, kelime kelime cümle kuruyor; anormal davranışlar sergiliyordu.

“Kötü. Kötü. Bırak. Acıyor. Ellerim. Ellerim. Acıyor. Bırak. Bırak...”

Hazar’ın elleri birden gevşedi ve önündeki adamı serbest bırakıp bir iki adım geri gitti. Yüzüne yayılan ifadeye Asena hiçbir anlam veremese de zorla yakaladıkları adam kaçmasın diye ona doğru yaklaştı. Kendilerine dönen adam birkaç adım ileri geri gidip daha da garip hareketler sergileyince Asena adamın engelli olduğunu düşündü.

Adam, Asena’ya yaklaşıp “Çöz beni, acıyor, çöz, çöz...” diye ardı arkası kesilmeyen cümleler kurdu.

Genç kadın göz ucuyla Hazar’a baktığında gerginlikle kasılan ve şoka uğramış bir yüzle karşılaştı. Bakışlarını ondan çekip burnunun dibine kadar girmiş adama baktı. Ellerini adamın başının iki yanına koyarak panik halindeki bir insanı sakinleştirmek ister gibi derin derin nefesler alıp vermesini istedi. Bu adam normal değildi, zeka özrü vardı ve Asena bunca yolu koştukları için pişmanlık duyuyordu.

Adam biraz durgunlaşınca Asena, dakikalardır transa geçmiş halde duran Hazar’a seslendi. Hazar’ın tepki vermesi hayli uzun sürünce tekrar önündeki adama dönüp “Neden kaçtın bizden?” diye sordu Asena.

Ne arkasındaki adamdan ne de önündeki adamdan cevap alamayan kadın küplere binmek üzereydi. Yeniden “Hazar!” diye bağırdı. Bu seferki bir gök gürültüsü misali Hazar’ı titretince kendine geldi. Şoka uğramış bakışları önce Asena’da ardından anormal derecede göz kırpan adamda dolaştı. Az önce geri attığı adımları bu kez ileri atıp adamın tam önüne geldi. Gözlerinin içine bakarak konuştu.

“Ne gördün anlat bize.” dedi Hazar. Engelli adam, bakışlarıyla kendininkileri delen gözlerden özenle kaçınıyordu.

Asena’nın sorusuna cevap vermeyen adam Hazar’ın heybetinden olsa gerek cevap verdi.

“Polisi görünce kaç, polisi görünce kaç, onları buraya getir, hediyemi bulsunlar. Hediye. Hediye. Hediye...” Adam tekrardan elleri arkada kelepçeli bir şekilde voltalar atmaya başlayınca Hazar’ın aklı hediye kelimesine yoğunlaşırken “Katili mi gördü?” diye bir cümle ansızın döküldü Asena’nın dudaklarından. Bunun üzerine adam tekrar panikledi.

“Katil kötü, katil kötü... Siyahlı adam kötü, siyahlı adam kötü...”

Birden cümleler Hazar’ın zihninde değişti ve kelimler yalnız onun duyduğu bir sihre dönüştü.

“Abi kötü, kötü katil, kötü katil, kötü katil, öldürdü, öldürdü, meleğimi öldürdü, kötü katil, kötü, kötü, kötü...”

Hazar’ın zihninde aniden bir şimşek çaktı ve genç delikanlı acı içinde soludu. Bir eli başının yanına giderken iki büklüm bir şekilde sendeledi. Dudaklarından dökülen küfürler beynine batan bıçağın acısını hafifletiyormuş gibi ardı arkası kesilmeden sokakta yankılanıyordu. Önündeki engelli adam sanki bilerek ayarlanmışçasına orda duruyor Hazar’ı çözmeye çalıştığı daha büyük bir mahkeme sevk ediyordu.

Durumdan iyice endişelenen Asena destek çağırmış, adamı korkuluklara kelepçelemişti. Artık ilgi odağı yerde yarı baygın yatan meslektaşından başkası değildi. Hazar’ın hareketsiz bedeninde tüm kıvrımlarına kadar çalışan tek yer beyniydi ve hiç susmadan şunları söylüyordu.

Tanıdık bir erkek sesi: “Abi katil, meleğimi öldürdü, katil, katil...”

Yabancı bir kadın sesi: “Bir tek sen varsın Hazar. Bir tek sen! Bunları söylemek için mi çağırdın beni buraya? Her şeyi çözeriz diye düşünmüştüm.”

Yabancı bir erkek sesi: “Sen benim en büyük deneyim olacaksın, Hazar.”

Tüm bu gürültüye ek Asena’nın endişeyle söylediği ismi yankılanıyordu kafasında. Her şey o kadar gerçekti ki hangisine odaklanacağını bilmiyordu genç adam. Sırtını duvara yaslamış bacaklarını uzatmıştı. Asena’nın soğuk ellerini yanaklarında hissediyor olsa dahi kafasındaki seslerin kaynağına inmek istiyordu. Sanki onlar hayatının bir parçasıymış gibi hissediyordu. Ondan çalınan, geri alması gerektiği bir parça... Ne var ki derine inmeye çalıştıkça acısı katlanıyordu. Yeni sesler duymak istiyordu ama beyni patlayacakmış gibi hissettiğinden Asena’nın endişe içinde onu çağıran sesine odaklandı.

“Hazar, beni duyuyor musun? Bana bak Hazar. Ne oluyor sana böyle? Hazar!”

Yavaşça aralandı ela gözler ve Asena’nın yüzünde takılı kaldı. O anda gördüğü yüz Asena’nınki değilmiş gibi uzun uzun inceledi. Hareketsiz duran eli yavaşça Asena’nın yanağına kalktı ve uzun parmaklıkları genç kadının soğuktan kızaran tenini okşadı. Gözlerindeki ifadeye ilk kez şahit olan genç kadın neler olup bittiğini anlamak için hareketsiz kaldı.

“Hazar, beni korkutuyorsun.” dedi Asena. Sesine endişe ve korku hakimdi.

Yanağını okşayan parmakları saçlarına doğru çıkarken Asena artık rahatsız olup kendini geri çekti ve hızla ayağa kalktı.

“Bu bir şakaysa hiç komik değil.” dedi yüzüne düşen birkaç tutam saçı kulaklarının arkasına sıkıştırarak. Panik olmuştu ve bu çok doğaldı. Yıllardır arkadaşı gözüyle baktığı, onun da kendisini öyle gördüğüne emin olduğu adam bugün sanki sevgilisine bakıyormuş gibi aşkla bakmıştı ona. Bu durum genç kadına garip gelse de korkutmuştu aynı zamanda.

Hazar’ı geride bırakıp hemen karşısındaki kelepçeli adama yöneldi.

“Siyahlı adamın yüzünü gördün mü?” diye sordu dakikalardır sessizce onları izleyen adama.

“Sen beni kandırdın. Kelepçeyi çözeceğim dedin, beni buraya bağladın. Senle konuşmak yok. Kötüsün sen, kötü.”

Asena, derin bir nefes alıp bir iki adım geri gitti. “Kötüyüm öyle mi? Kötüyüm ben. Dün gece gördüğün adam birini öldürdü ve kötü olan benim öyle mi?” diye bağırdı. Sesi boş sokakta yankılanıyor, ağzından çıkan buhar soğuk havaya karışıyordu.

“Siyahlı adam dürüst, sen yalancı.”

“Dürüst mü? Ne dedi sana?” Asena iki büyük adımda adamla arasındaki mesafeyi kapattı ve yüzüne baktı. Her an ağzından önemli bir bilgi dökülecekmiş gibi iştahla baktı adama. “Sen de dürüst ol hadi. Ne dedi sana anlat.”

Adam hırsla Asena’yı itip düşürdüğünde yeniden paniğe kapılmış bir şekilde bağırmaya başladı. Sesine, siren sesi ve korna sesleri karışıyordu.

“Ölmeyi hak edenler ölmeli. Ölmeyi hak edenler ölmeli. Ölmeyi hak edenler ölmeli...”

Kendine gelen Hazar ve Asena’nın şaşkın bakışları duvarın dibinde çırpınan adamda takılı kaldı bir süre. Önce Hazar ayağa kalktı, ardından Asena’yı kaldırdı. Genç kadın şaşkınca ona bakarak “İyi misin?” diye sordu.

Hazar’dan hiçbir cevap alamayan kadın sanki yabancı birinin yüzüne bakıyormuşçasına irkildi. Bugün hiç ama hiç hoşuna gitmemişti.

Tüm bunlar yaşanırken uzaklardan bir çift göz olanları anbean izliyor, kafasında birçok şeyin muhasebesini yapıyordu. Ufak bir tesadüfü öyle etkili kullanmıştı ki... Daha iyisi olamazdı. Yüzünde beliren çarpık gülüş olayların seyrinin tam da istediği gibi gittiğinin kanıtıydı.

Bir konuda daha haklıydı. Geçmişten gelen izler, tetikleyiciydi. Onları da yok etmeliydi. Davasına kaldığı yerden devam etmeliydi ki planladığı büyük proje, günü geldiğinde kusursuz bir hâl alsın.

Bölüm sonu

12 yorum