İçeriğe geç

Hayatla Barış

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Hayatla Barış

Bölüm 2

Değişen Bir Şeyler

"Offf yaa, hiçbir şey anlamıyorum. Bu sorunun d olduğuna emindim oysaki nasıl cevap b çıkar." " Hayat, kızım bak Aslı geldi." "Tamam anne geliyorum hemen." Odamdan çıktım, Aslı yine her zamanki gibi gülümsemesiyle bana kendimi iyi hissettiriyordu. Aslı'ya sıkıca sarıldım. "Hoşgeldin Aslı!" "Hoşbuldum canım benim." "Nasılsın?" "İyiyim, ya sen?" "Bende iyiyim, sorularla boğuşuyordum." "Bende sorulardan bunalım kendimi sokağa attım ve sonra buraya geldim, sizin mahalleye birileri taşınıyor." "Yaa öyle mi?" "Evet, iyi birilerine benziyorlar." "Onlarla tanıştın mı?" " Hayır, sadece oradaki kızla konuştum ve o da bana kardeşiyle beraber oturacaklarını söyledi." "Anne, babaları yok mu? Sadece ikisi mi olacak?" "Yani onu sormadım ama evet sadece ikisi oturacak, istersen gidip tanışalım hem eşya falan taşır yardım ederiz." "Olur ama önce şu baykuşlu pijamalardan kurtulayım. Geliyorum hemen." "Tamamdır aşk." Odama geçtim ve dolaptan yıldızlı bir penye çıkardım, onun altına da siyah kot pantolon giydim. Saçlarımı tarayıp hafif üstten topladım. İşte hazırım, tanışalım bakalım şu yeni komşularla. "Ben hazırım, hadi çıkalım." "Çıkalım hem kardeşide geldi galiba, ikisiyle de tanışırız şimdi." Dışarı çıktım ve karşımda gördüğüm manzarayı şaşkınlıkla karşıladım. Bu oydu o günkü çocuk. Buraya gelmiş ama neden? Yoksa buraya benim için mi geldi ama bu çok saçma olurdu. Yani beni sadece bir kere gördü ve sadece adımı biliyor, beni nasıl bulmuş olabilir ki eminim sadece bir tesadüftür. "Merhaba! Sen o günkü kızsın, Hayat." "Evet o benim, o günkü davranışım için üzgünüm. Mahallemize hoşgeldin yani hoşgeldiniz." "Hoşbulduk, ayrıca sorun değil sanırım gergindin biraz." "Evet, bu sene sınava gireceğim de onun gerginliği" "Sorun değil, baştan başlayalım mı? Bu sefer daha anlayışlı." "Olur, o zaman ben Hayat, senin adın ne?" "Benim adım Barış, tanıştığıma çok memnun oldum." "Bende öyle, bu arada arkadaşım Aslı." "Merhaba! Ben Barış bu da ablam Bade." "Merhaba Barış ve merhaba Bade, mahalleye hoşgeldiniz tekrardan." "İkinizle de tanıştığıma memnun oldum kızlar, demek kardeşimin etkilendiğini söylediği Hayat sensin. Seninle tanıştığıma daha çok memnun oldum." "Nasıl yani, ablana benden mi bahsettin?" "Eee evet, yani ilk defa bir kız bana bu kadar ön yargılı yaklaştı da o yüzden. " "Hmm, anladım. Yardım edilecek bir şey var mı?" "Size zahmet olmasın, Barış ile hallederiz biz." "Yok hayır, zahmet olmaz. Yardım etmek istiyoruz." "Peki o halde, eşyalar içeriye taşındı, şimdi sadece düzenlenmesi kaldı." İçerisi geniş ve ferahtı, kapının yanında yan yana iki tane oda vardı. Kapıya en yakın o da Barış'ın odasıydı. Barış'ın odasındaki pencereden bakıldığı zaman benim odamın penceresi görülüyordu. Kapıdan girince hemen karşı da banyo ve tuvallet, odaların tam karşısında ise mutfak vardı. Salondaki koltuklar ve halı ve perde birbiriyle uyumlu şık bir görüntü elde etmiş, televizyon ünitesi Barış ve ablasının fotoğrafları ve birkaç biblo ile çok samimi ve sıcak görünüyordu. Mutfakta duvarların rengi siyah beyazdı ve eşyalarla birlikte mutfakta yemek yapma isteğini arttıracak bir hava yaratıyordu. Bade'nin odası bulutlu duvar kağıtları ile kaplıydı ve yatak, başlığı camın hemen yanında olacak şekilde yerleştirilmişti ve yanındaki komedinin üzerinde yıldızlı bir gece lambası vardı. Odanın genel anlamda gökyüzüne hayran bırakan bir havası vardı. Nedenini sorduğumda bana sevdiği kitaptan ilham aldığını ve sevgilisini adının "Bulut" olduğunu söyledi. Tesadüfe bak ki benimde çok sevdiğim bir kitap, Nagihan Kabal'ın "Hepimiz Gökyüzü Olmak İstedik" serisi. Bana Aslı önermişti ve çok severek okumuştum, kalemine sağlık N.G. Kabal. Barış'ın odası güvercin desenli duvar kağıtları ile kaplıydı. Eşyalar, Bade'nin odasında olduğu gibi dizayn edilmişti ama tek bir farkla. Barış'ın penceresinin önünde sallanan bir sandalye ve onun önünde üzerinde kitap bulunan bir sehpa vardı. "Odan çok güzelmiş ama neden güvercin?" "Çünkü güvercin barışı simgeler, ayrıca teşekkür ederim." "Hem hoş hem de mantıklı, neden ailenizden ayrı yaşamak istediniz?" "Annemle babam, biraz meraklıdır. Eve bir arkadaşımız geldiği zaman onları soru yağmuruna tutuyorlar. Bizde arkadaşlarımızla daha rahat takılalım diye ayrı eve çıkma kararı aldık. "Bende sana fazla soru sordum, sıkıldın mı?" "Hayır asla, senden sıkılmam. Yani sen şimdi beni daha yeni tanıyorsun. Sorman gayet doğal." "O zaman sende bana bir şeyler sor." "Tamam o halde, hmm hobilerin neler?" "Klasik bir soru oldu ama neyse. Kitap okumak, müzik dinlemek, piknik yapmak, şarkı söylemek ve çocuklaşmak fakat bunu her zaman yapamam." "Neden ki? Bana kalırsa çocuklaşmak çok güzel ve gerekli bir şey, hem insan kimin yanında çocuklaşırsa o kişi onun evi olurmuş. Hayat, benim yanımda istediğin kadar çocuklaşabilirsin. Ben seni asla yadırgamam, hatta bu beni çok mutlu eder." dedi Barış, gözlerini Hayat’tan ayırmadan. Hayat bir an donakaldı. Sanki o cümlede kendisini yakalanmış gibi hissetti. Gözlerini kaçırdı ama içindeki bir parça, ilk defa anlaşılmış olmanın utangaç huzurunu yaşıyordu. “Bu…” dedi sessizce, “çok tanıdık ama çok yabancı bir cümle gibi.” Barış hafifçe gülümsedi “Çünkü bazen kendimize bile yabancılaşıyoruz. Çocuk yanını saklamak kolaydır; kırılgandır çünkü. Ama biri çıkıp da seni o hâlinle sevebilirse... işte o zaman evdesindir.” Hayat derin bir nefes aldı. Gözleri biraz dalgındı, belli etmemeye çalışsa da sesi biraz titrekti: “Ben uzun zamandır evimde hissetmedim.” Barış cevap vermedi. Bazen sessizlik, anlayışın en net hâlidir. Sadece başını eğdi. Bir anlık boşlukta, ne gülme vardı ne açıklama çabası. Sadece an. “Ben… mutfağa bakayım. Bir şey lazım mı?” Barış, onun bu ani geçişini fark etti ama üzerine gitmedi. “Hayır. Ama istersen biraz daha kalabilirsin.” Hayat başını salladı ve gülümsedi ama arkasını dönerken gözlerinde hafif bir gölge gezindi. Barış’ın odasından çıkarken kalbinin sesini bastırmaya çalıştı. Gözleri hâlâ o cümlenin gölgesindeydi. “İnsan kimin yanında çocuklaşırsa, orası evidir.” Ne zaman son kez çocuk gibi hissetmişti? Hatırlamıyordu bile. Mutfaktan gelen seslere yöneldi. Aslı’nın bir şeyler karıştırdığı duyuluyordu, bardakların tıngırtısı Bade’nin mutfakta olduğunu gösteriyordu. İçeri girdiğinde ikisi de çoktan hazırlanmakla meşguldü. Hayat, her ne kadar mutfakta da olsa bir parçası hâlâ odadaydı — Barış’ın sözleriyle baş başa. “Aslı, şu buzları da getirir misin?” dedi Bade neşeyle. “İçerisi sıcaktan bunaldı, buzlu kahve herkese iyi gelir.” Hayat, Aslı’nın yanına gidip bardaklara göz attı. Sonra hiç düşünmeden ağzından şu cümle çıktı: “Bade abla… biz yavaş yavaş kalksak mı?” Sesi kendi kulağına yabancı geldi. Yorgundu evet, ama bu yorgunluk günün değil, duyguların ağırlığıydı. İçindeki bir şey kıpırdamıştı; tanımadığı, korkutucu bir şey. Bade başını kaldırdı. “Saçmalama,” dedi samimiyetle. “Bu kadar yardım ettiniz, kahve içmeden gönderirsem vicdan azabı çekerim. Hem zaten hazır, içip gidersiniz.” Hayat bir şey demedi. Gözlerini yerdeki fayanslara dikti. Sanki karar vermesi gereken bir şey varmış gibi. Ama ne olduğunu bilmiyordu. Aslı yanına yanaştı, sesi neredeyse fısıltıydı. “Ne oldu sana?” Hayat kısa bir an tereddüt etti, sonra başını iki yana salladı. “Bilmiyorum. Belki de çok şey birikti. Her şey çok hızlı oluyor.” Aslı elini onun koluna koydu. “Barış mı?” Hayat hemen cevaplamadı. Ama gözlerini kaçırması, Aslı’ya yeterince şey anlatmıştı zaten. Tam o sırada Bade içeri döndü, elinde tepsi vardı. “Haydi kızlar! Bu kahveler dökülmeden masaya gelin. Şekerini eklemeden içen varsa şimdi söylesin!” Aslı hafifçe Hayat’a gülümsedi. "Yavaş yavaş çözülür her şey, acele etme.” Hayat başını eğdi. Ama bu defa içindeki sıkışıklık biraz gevşemişti sanki. Hâlâ tam olarak ne hissettiğini bilmiyordu ama o mutfakta, o anda, yalnız olmadığını fark etti. Bade, tepsidekileri koyarken ortam daha da sıcaklaşmıştı. Buzlu kahveler terli bardaklarında duruyordu. Aslı, Bade’ye yardım ediyordu. Bense , bardaktaki buzları izleyerek ayakta bekliyordum. İçeriye taşınan bahar havası gibi bir şey vardı bu evde; tanıdık değil ama rahatsız da etmeyen. Bade bir an herkesin oturduğundan emin olup sordu: “Siz ne zamandır arkadaşsınız?” Aslı döndü, gülümsedi. “9. sınıfta tanıştık. Aynı sınıftaydık.” Hayat başını salladı. “İlk başta çok farklıydık. O çok konuşkandı, ben biraz… soğuk ve sessizdim.” Aslı kahvesini karıştırırken bir an Hayat’a baktı. “O kadar da değil. Sadece insanlara hemen güvenmiyordun. Ama zamanla alıştık. Özellikle kitaplardan sonra.” Barış kaşlarını kaldırdı. “Kitaplar mı?” Aslı keyifle anlatmaya başladı: “Hayat aslında pek okumazdı. Ben sürekli bir şeyler getirirdim okula. Bir gün ona zorla bir kitap verdim. ‘Okumazsan konuşmam seninle’ falan dedim hatta.” Hayat göz devirdi ama gülümsedi. “Ben de o zamanlar bu kadar etkilenebileceğimi düşünmemiştim. Sonra alıştım. Kitaplar bana kaçmayı öğretti.” Barış başını hafifçe eğdi. “Kaçmayı mı?” Hayat kısa bir sessizlikten sonra iç çekti. “Gerçeklik bazen fazla yorucu oluyor. Kitaplar daha sessiz. Daha az yargılayacı.” Bade gözlerini yumuşatarak baktı onlara. “Ne güzel bir bağ kurmuşsunuz. Birbirinizi değiştirmişsiniz. Olumlu yönde.” Aslı Hayat’a dönüp gülümsedi. “İyi ki o kitabı verdim sana.” Hayat da gülümsedi. “İyi ki o sınıfta sen vardın.” Barış ve Bade, kapıya kadar bize eşlik etti ve sonra kapıyı kapatıp içeri geçtiler. Evlerinin kapısı kapanınca sessizlik çöktü. Hayat, kendi evlerinin kapısına döndü ama hemen basmadı zile. Aslı onun yanında durmuş, yüzünü süzüyordu. “Bir şey var sende, anlarım ben.” dedi hafifçe. Hayat gülümsedi ama yorgunca. “Bazen… sadece birinin yanında durması bile iyi geliyor.” Aslı başını eğdi. “Barış mı? Bence öyle çünkü onunla konuşmadan önce böyle değildin, çok düşüncelisin.” Hayat bir süre sessiz kaldı. Sonra omuz silkti. “Bilmem belkide öyledir.” Aslı kolunu Hayat’ın koluna doladı, beraber evin kapısına döndüler. “Yarın anlatırsın.” Hayat başını salladı. “Teşekkür ederim.” "Seni çok seviyorum, yarın görüşürüz." sesi, ikisinin de arasındaki cümleleri örttü. Akşamın sessizliği, sözsüz bir anlaşmaya evrildi. Hayat eve girdi ve direkt odasına gitti. Yastığın altındaki günlüğünü aldı ve masanın başına geçti... Günlük – 29 Mart Bugün onunla yeniden karşılaştım. Piknikteki o sessiz, karanlık bakışlarını hatırlıyorum. Ama bugün farklıydı. Bu sefer sessiz değildi — ama hâlâ sakindi. Aslı’yla, Bade’nin evine yardım etmeye gittik. Evleri bizim evin karşısındaymış, tuhaf bir rastlantı. Yardım etmek için gitmiştik ama sanki ben bir şeylerin içine sürüklendim. Sessizce. Barış’tan piknikteki o kaba hâlim için özür diledim. Beklediğimden farklı bir tepki verdi. Ne alay etti ne de unuttuğunu söyledi. Sadece dinledi. Sonra bir şey söyledi. “İnsan kimin yanında çocuklaşırsa, orası evidir.” Sanki o cümle, kalbimde bir yere yerleşti. Bugün kendimi ne yetişkin gibi hissettim, ne çocuk gibi. Ama ilk kez... birinin beni anladığını düşündüm. Aslı da fark etti sanırım. Hiçbir şey sormadı ama yüzü öyle söylüyordu. Bazen bir cümle, bir bakış ya da sessizlik insanın içinde uzun süre kalıyor. Bugün olanlar da öyle. Ne olduğunu tam bilmiyorum. Ama bir şeyler değişiyor gibi... — Hayat

Bölüm sonu

1 yorum