İçeriğe geç

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 2 · 5 dk okuma

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 2

HATALARI AFFEDEN

Gelmiştim işte dört numaralı odanın önünde duruyor, içeri geçmek için kapıyı çalıyordum. "Gel" dedi tanıdığım o ses. "Merhaba?" Dedim. "Yoksulken garip bir şekilde zengin olan ama çocukları tarafından terk edilen ailenin hikayesini bilir misin?" Dedi Nazım dede. "Hayır" dedim ama içimdeki merak beni çoktan sarmıştı. "Otur" dedi. Kafamı sallayıp sandalyeye yerleştim. "Ali Bey erdemli ve gururlu bir adamdı. Yaşamı boyunca hep onurlu ve iyi işler yaptı ve yasak olan hiçbir şeye elini uzatmadı. Şeytan ise bu adamı kendi yoluna çekmek için başına türlü türlü İşler açardı. Ali Bey hiç yılmaz hep sabırla geçmesini beklerdi. Ali Bey'in eşi Serra Hanım her zaman ona destek olurdu. Günün birinde Ali Bey'in işleri düzeldi ve maddi durumu iyileşti aynı zamanda da Serra Hanım bir kız çocuğu dünyaya getirdi. İkisi de bu duruma çok sevinip hayatlarına doğan bu güzelliğe Güneş adını verdiler. Güneş ne isterse yapıp onu tüm olumsuz durumlardan korudular. Güneş ise büyüdükçe daha çok kibirlenmeye, insanlara üstten bakmaya başladı. Bunu gören şeytan gülmeye ve yeni planını hazırlamaya koyuldu. Güneş on dokuz yaşına basınca, Ali Bey'in işleri kötüleşti ve iflas ettiler. Serra Hanım Ali Bey'i destekleyip onun yanında oldu. Eski evlerine taşındılar. Durumları kötü olmasına rağmen Serra Hanım hiç dert etmiyor neşesini eksik etmiyordu. Güneş ise öfkeleniyor ve her gün kavga çıkartıyordu bunu gören şeytan zevkten dört köşe oluyordu. Güneş bir gün daha fazla dayanamayıp bağırmaya başladı. " Sizin bu neşeniz neden anlamıyorum!" Dedi. "Anlamadım kızım." Dedi Serra Hanım. " Neyini anlamadım saçma sapan insanlarla bir evde yaşıyoruz alt tabaka insanlarla aynı şeyi yapıyoruz ne kadar kötü hissettiriyor biliyor musunuz?" Dedi Güneş. "Güneş kızım ne diyorsun sen öyle o nasıl sözler sen de etten kemiktensin onlarda ne demek alt tabaka." Dedi Serra Hanım. "Anne polyanacılık oynamayı bırakın artık gerçekleri görün!" Dedi Güneş. "Güneş! Annenle doğru konuş!" Dedi Ali Bey. "Baba ben burda kalmak istemiyorum. Sen ne yapıyorsun bizim için sabahtan akşama kadar iş arıyorsun ama bulamıyorsun ne yapmamı bekliyorsun gülerek ay ne güzel işsisiz dememi mi bekliyorsun ?" Dedi Güneş. Ali Bey başını eğdi ne diyeceğini bilemedi. "Kızım baban bizim için çabalıyor o bizim için tüm hayatını harcadı neden böyle davranıyorsun?"Dedi Serra Hanım. "Anne hayal dünyasında yaşıyorsunuz burası gerçek hayat sen fazla duygusalsın." Dedi Güneş. Ali Bey eşinin üzüldüğünü görünce dayanamayıp "Güneş! Çok odana elimden bir kaza çıkmasın." Dedi. Ona elini kaldırmaya kıyamamıştı, haddini aşmıştı ama kızıydı işte. Serra Hanım ağlayarak koltuğa oturdu. Ali Bey eşine kocaman sarıldı. "Serra kendini neden bu kadar üzüp duruyorsun yapma böyle yüreğim acıyor."Dedi Ali Bey. "Görmüyor musun kızımızı Ali çok kibirli çok korkuyorum kendi hayatını çürütecek." Dedi Serra Hanım. Zavallı kadın ağlamaktan yorgun düştüğü için uykuya daldı. Ali Bey bütün gece dua etmekten başka bir şey yapamadı. Şeytan ise bu aileyi dağıtmanın planlarını hazırlıyordu. Ertesi gün Serra Hanım uyanınca duyduğu sesle Güneş'in odasına çıktı. Güneş eşyalarını valize tıkıyordu.

"Güneş bu bavul ne kızım ?" Dedi Serra Hanım.

"Gidiyorum anne daha fazla kalmayacağım burada."

" Ne demek gidiyorum saçmalama Güneş." Dedi Serra Hanım korkudan ne yapacağını bilmiyordu bavulun içindeki giysileri çıkardı, elinde tuttu.

" Bırak ben kendi kararlarımı verebilecek yaştayım." Dedi Güneş öfkeliydi ama üzülüyordu da.

"Güneş fevri davranıyorsun hem nereye gideceksin?"

" Burada kalıp polyanacılık oynamayacağım, size oyununuzda başarılar dilerim."

Serra Hanım ne diyeceğinni bilemedi. " Gitme düzeltiriz herşeyi ben çalışırım ama yine de düzelir." Dedi Serra Hanım.

" Anne bu bir masal değil iş bulsan bile nasıl geçineceğiz. Ben yük olmak istemiyorum ." Güneş bavulunu alıp evden çıkıp gitti. Serra Hanım peşinden gitmek için koştu ama yetişemedi. Ali Bey kapının eşiğinde durup olanları izliyordu. Eşinin yanına gitti sımsıkı sarıldı. "Özür dilerim Serra bu hayatı yaşamanı istemezdim." Serra Hanım ağlamaya başladı. Kapıya bakıyordu. Güneşin doğuşu onlara mutluluk getirmişti gidişi ise soğuğu armağan etti."

Nazım dede sustu.

" Peki Güneş gittikten sonra mutlu olabildi mi?"dedim

"Neden Güneşi merak ediyorsun sonuçta o ailesini bırakıp giden nankör bir evlat." Dedi Nazım dede.

"Yani bilmiyorum sonuçta ben yargı dağıtabilecek biri değilim. Ailesini bıraktı diye onu kötüleyemem ama belki de sebebleri vardır. Sen hikayeyi anlatırken ailesinin gözünden anlattın Güneşin ne hissettiğini ve iç dünyasını bilmiyorum ki." Dedim.

Nazım dede güldü. " Evlat insanların çoğu iyi veya kötüyü kendisinin gördüğünü ve kötü gördüğünü yargılamayı sever.Eğer Güneşi yargılasaydın sana devamını anlatmayacaktım. Çünkü başkasını yadırgayan veya eleştiren insan kendindeki eksiği eleştirir."

Nazım dede çok garip konuşuyordu. Kafamı sallayıp onu onayladım.

"Güneş İstanbul'a gitti ,orada kendine yeni bir hayat kurdu. İlk aylarında çok mutluydu. İnsanlarla yeni ilişkiler kuruyordu. Kariyerinde başarılar çizdi fakat içten içe ailesini çok özlüyordu her ay onlara gizlice para gönderiyor ama kendisi gitmiyordu. Korkuyordu Serra Hanım'ı üzdükten sonra onun karşısına çıkmaya utanıyordu. Bu bir ayda bazı şeyleri çok net anlamış ve derinden hissetmeye başlamıştı. Uzun bir süre İstanbul'da kaldıktan sonra orada tanıştığı biriyle evlendi. O adamın ona verdiği ilgi ve sevgi onu çok mutlu etmişti içten içe ailesinin de yanında olmasını ve bu mutluluğu paylaşmayı istedi. Mutluluğu çok uzun sürmedi. Adam Güneşi aldatıp onu terk etti. Daha fazla bu durumlara dayanamayan Güneş ailesinin yanına geri döndü. Geldiği evin kapısını çaldı. Serra Hanım kızını görünce şaşkına döndü.

"Güneş sen misin kızım?"

"Benim anne. Beni affedebilir misin?"

"Hayır." Serra Hanım kapıyı kızın suratına çarptı.

Güneş annesinin tepkisi karşısında şaşırıp kaldı.Tam arkasını dönüp gidecekken kapı açıldı.

"Tamam gel acıdım." Serra Hanım kızına kollarını açtı onu içeri aldı. Ali Bey içerideydi. Güneş utanıp başını öne eğdi. "Bükme boynunu kızım biz hâlâ yaşıyoruz geç kalmadın." Kocaman sarıldılar birbilerine o akşam hep birlikte vakit geçirdiler. Güneş başından geçenleri anlattı. Annesi ve babası yanındaydı en güzeli de buydu onun için şeytan ise kenara geçti ve gelmemek üzere çekip gitti."

"Annesi nasıl kabul etti ki onu Güneş onu üzüp gitmişti." Dedim anlamayarak bu hikaye bana fazla klasik ve dramatik gelmişti.

"Anneler affeder. Onu üzen bir şey olsa da her zaman çocuklarının iyiliklerini düşünürler. Önemli olan bu nimete sahip olabilmekte eğer şanslılarsa Serra Hanım gibi anneleri olur." Dedi Nazım dede.

"Kibir, insanı yönetirse at gözlüklerinden kurtulamaz insan. Serra Hanım çok iyi bir anne ama Güneş kibrine yenilseydi hayattaki en büyük şansını kaybetmiş olmaz mıydı?" Dedim.

Nazım dede gülümsedi, ayağa kalkarak bana kapıyı gösterdi. " Şimdi git ve yarın bana bir not defteri ve kalem getir." Dedi. Kapının eşiğine geldiğimde Nazım dede kapıyı suratıma çarptı.

"Ne kaba ama!" Hızlıca çıkıp eve gittim bugün olanları tabloma aktarıp atölyeye gönderdim. Kafamı kaldırıp annem ile babama baktım sadece bir iç çekmekle yetindim. Not defterime ilk cümlemi yazıp uykuya daldım.

"Şans sadece altın ,para, güç değilmiş ;hatalarını affeden bir aile

ile de olabilirmiş ."

Bölüm sonu

3 yorum