" Ay! Alaz ne yapıyorsun?"
" Önüne bak düşecektin. Dalgın mısın sen?" Dedi gülerek.
" Yok." Hızlıca bana ayrılan odaya çıktım. Akşam olmak üzereydi. Lena yatıyordu. Elime desfeterimi alıp biraz karalama yaptım.
***
"Çocuklar buraya gelin!"
Hepimiz led ışıkların aydınlattığı bahçede çember olduk. Tanımadığım bir çocuk elinde gitarla şarkı söylüyordu.
" Ne yani bende söylerim!" Dedi Kaan sinirle. Onun bu haline gülmeden edemedim.
" Söyle o zaman!" Dedi Lena.
Kaan ayağıya kalkıp gitarı aldı. Birkaç parça da o çalmıştı. Bacaklarımı kendime çekip başımı dizime yasladım.
"Al." Dedi Alaz tüm dikkatini bana vererek.
" Ne bu?"
" Solmayan çiçek." Elindeki kağıttan yapılan çiçeği aldım. Bu çiçeği kesinlikle saklayacaktım.
Kocaman gülümseyerek ona döndüm.
" Çok güzel çok teşekkür ederim." Ayağa kalkıp yürümeye başladım. Biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.
" Yanında durabilir miyim?"
"Tamam."
" Gece neden bu kadar durgunsun?"
" Alaz Nazım dedenin çocukları neden onu görmeye gitmiyor?"
" Bunun nedenini ben de bilmiyorum Gece sadece annem ve babam dedemle pek görüşmemi onaylamıyor."
" Anladım."
" Dedemi çok önemsiyorsun. Neden?"
" Dedeni anlıyorum sadece kim onca yıl bir akıl hastanesinde kalmak ister ki? Üstelik dışarıdakilerden daha akıllıyken. Bence bir insana yapılabilecek en büyük eziyet özgürlüğünü elinden almaktır."
"Sanki yaşamış gibi konuştun."
" Yaşamadım. Unuttun mu ben bir prensesim." Dedim gülerek bu sefer o gülmemişti sadece beni izliyordu.
Bulduğum ilk yere oturup gökyüzünü izlemeye başladım. Yıldızları ilk defa bu kadar parlak görüyordum. Rüzgarın serinletici etkisi aklımı başımdan almıştı. Fark ettiğim düşünce ile ürperdim en son ne zaman kendime vakit ayırmıştım? Uzun zamandır ya tablo yetiştiriyor ya da ders çalışıyordum. Ellerimi başımın arasına alıp bu anın tadını çıkardım.
Hayallerim vardı onları gerçekleştirmek için hayatımı kenara atıyordum. Ben hayatın trenini çoktan kaçırmışım. Birkaç gündür ne annem ne de babam aramıştı. Sahi hiç mi merak etmemişlerdi beni?
" Ne düşünüyorsun?" Dedi Alaz. Konuşana kadar onun yanımda olduğunu bile unutmuştum.
" Hiç." Kaan ve Lena bize doğru geliyordu. Yana kayıp onlara yer açtım ama onlar karşımıza oturdu.
" Hadi oyun oynayalım." Dedi Lena
" Ne oynuyacağız?" Dedim.
" Bilmiyorum ki?" Dedi gülerek.
" Sohbet edelim." Dedi Kaan üstün zekasıyla.
Tam bir şey söyleyecektim ki Lena' nın telefonu çaldı. Ekrana donuk bir şekilde bakıp ayağa kalktı. Bizden uzaklaşıp telefonla konuşuyordu. Telefonu kapatıp yanımıza geldiğinde keyfi kaçmıştı.
" Benim uykum geldi de siz oynayın sabah görüşürüz." Dedi ve kalkıp gitti. Kaan bana sorgularcasına bakıyordu.
" Ben Lena' ya bakarım merak etme." Dedim ve Lena'nın peşinden gittim. Lena yukarı çıkmak yerine bahçenin diğer ucuna gitti kimsenin olmadığı bir yerde yere çökmüş, ağlıyordu.
" Lena?"
"Gece? Ne yapıyorsun burda?"
" Asıl sen ne yapıyorsun bak bana."
" Gece gider misin lütfen?" Onu dinlemeyip yanına oturup ona sımsıkı sarıldım.
" Tamam konuşma. İstediğin kadar ağla soru sormayacağım." Yaklaşık bir saat boyunca Omzumda ağladı. Ne olduğunu az çok tahmin ediyordum ama ona sormak istemiyordum.
" Yine yapmış yapacağını oturmuş o kumar masasına kaybetmiş. Annem çok ağlıyordu Gece kadın perişan oldu o adam yüzünden." Dedi iç çeke çeke. Lena'nın babası iki yıl önce vefat etmişti. Annesi tek başına tüm evi geçindirmeye çalışıyordu. Kumarbaz bir dayısı vardı ve bu yüzden geçinirken zorluk geciyordu. Lena ne zaman üzülse gelip bana anlatırdı bir ara ikimiz birlikte çalışıp annesine yardım etmeye bile çalışmıştık oysa şimdi ben yanına gelmesem belki de bana anlatmayacaktı.
" Neden bana söylemedin?"
" Nasıl söyleyebilirim Gece? Ne yapabilirdin ki? Elinden bir şey gelmiyor diye ne kadar üzüldüğünü biliyorum."
" O adamı neden şikayet etmiyoruz?"
" Yine bir şey fark etmez bulaştığı adamlar polis mi dinler? Annemden alacaklar parayı annem nasıl ödeyecek? Şimdi ödedi diyelim peki ya bunun sonrası? O adam ölmeden hiç bir şey çözüme ulaşmayacak." Dedi daha çok ağlayarak.
" Lena... Şikâyet ederiz atarlar hapise bir çare vardır. Ne zaman bulmadık bir çaresini?"
" Gece her seferinde hapisten çıkıp gelmedi mi? Ne yapacağım bilmiyorum annem çok ağlıyor. Beni buraya bilerek gönderdi uzaklaşmam için..." Hıçkırarak ağlamaya başlayınca kalbimin ezildiğini hissettim ona daha sıkı sarıldım.
" Kimdi arayan? O adam mıydı ? Ne istiyor?"
" Bir kaç güne parayı ona vermemizi sanki var da biz saklıyoruz o Allah'ın cezasından!"
" Ne kadar?"
" Bir milyon."
" Ne!"
Lena kafasını omzuma gömdü. Ben de sadece onu izledim. Eğilip omzundan öptüm. Tüm yüklerini paylaşmak ister gibi...
" Bu benim hayatım gece bu cehennemi ben seçmedim ama bu cehennemi ben yaşamak zorundayım." Dedi boğuk bir sesle.
"Bir çözüm buldum ama bunun olma ihtimali çok düşük."
" Neymiş bu çözüm?"
" Buradan gideceğim. Sınavdan hemen sonra belki yurt dışına giderim bilmiyorum."
" Peki biz Lena? Ben ve Kaan'ı bırakacak mısın? Hayır tabii ki her şey bitene kadar biraz orada kalacağım ama her şey düzelince yanına geleceğim. Sen benim için kardeş gibisin Gece."
Cevap dahi veremedim sadece sustum. Bu haksızlık değil mi? Neden başkalarının günahlarını, günahsız insanlar çekmek zorundaydı? Satranç tahtasına dahil edilmeyen bizken o tahta neden sadece bizim üstümüze yıkılıyordu. Biz neden o enkazın altında kalıyorduk? Lena biraz daha Omzumda ağladıktan sonra onu yukarıya götürdüm. Durdugum yerde nefes alamıyorum duvarlar üstüme üstüme geliyordu. Bahçeye çıkmak yasak olmadığından bahçeye indim. Çoğu hoca ve öğrenciler uyuya kaldığından bahçede az kişi vardı. Kafamı müptelası olduğum geceye çevirdim. Omzuma yediğim minik taşla kaşlarımı çattım.
" Hey çakma Juliet bu gece rahat bırakmadınız yıldızları."
" Alaz ne yaşıyorsun gece gece. Ayrıca ben orjinal Julietim. Juliet diye biri beni taklit ediyor."
" Neden bu kadar meraklısın Juliet olmaya bütün gece seninken?"
" Üç günüm vardır belkide, ben de alışmışımdır bir Romeo' ya."
" Bu hikaye hiç güzel değil."
" Neden?"
" İmkansız çünkü hiç kavuşamıyorlar."
" Kavuşsalardı Romeo ve Juliet olmazdı. Tüm engelleri bırakıp kaçsalardı hikaye olmazdı. Hikâyeler yarım kalanlar içindir."
" Aşk hikayelerini sevdiğini bilmiyordum."
" Aşk değil trajedi."
" Senin sevdiğin biri mi var?"
" Yoo sadece insanların birbirini sevmesini seviyorum."
" O nasıl oluyor öyle?" Dedi gülerek.
" Kitaplar saf duygular içerir. İnsanların şuan kirlettiği duygular kitaplara ulaşamadı."
" Bu yüzden kitaplara bağımlısın?"
" Kitapların içindeki yuvama bağımlıyım."
" Ne tür okuyorsun?"
" Klasik, edebi, fantastik, macera, aksiyon, bilim kurgu ve daha nicesi... Kitabın hangi tür olduğuna bakmıyorum duyguyu yansıtıp yansıtmadığına bakıyorum. "
" Önerebileceğin kitap var mı?"
" Tolstoy insan ne ile yaşar. Dostoyevski'nin tüm eserleri... Bazıları hepsini çok severken bazıları sadece suç ve ceza yer altından notları seviyor. Maksim Gorki ana bir tek o eserini okumuştum. George Orwel hayvan çiftliği çocuk kitabı gibi gözükse de genel olarak çocuklara okutmaktan çekinirler. Aynı zamanda 1984 inanılmaz bir eser. Bir de..."
" Bir de?"
" Şeker portakalı okumuş muydun?"
"Onu yüreğimde öldüreceğim,artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek."
Alıntı yaptığı cümleye şaşırsamda da içten içe mutlu olmuştum. Herkesin bildiği bir kitaptı ama beni yine de mutlu etmişti.
" Suç ve ceza okudun mu?"
" Hiç insan öldürmediği halde bir katilden daha cani insanlar gördüm. Umudumuzu öldürenleri gördüm."
" Ay,Sen kitap okuyorsun!" Kendimi tutamayarak kahkaha attım. Ciddi anlamda çok mutlu olmuştum uzun zamandır birileriyle kitaplar hakkında konuşmamıştım. İçimdeki çocuksu heyecan kendini belli etmişti.
" Hoşuna gidecekse kitaplar hakkında konuşabilirim."
" Çok isterim." Dedim kocaman gülümseyerek.
" Siz aşağı kesim hayvanlarınızla uğraşmak zorundasınız biz de bizim aşağı sınıfımızla uğraşmak zorundayız."
" Eric Arthur Blair( George Orwel )Hayvan çiftliği. E ama sen okumuşsun bir de bana tavsiye versene diyorsun."
" Ciddi bir kitap okuyarak veya ciddi bir meşgale bularak yakın geçmişin büyüsünü bozmaktan korkar gibiyim..."
" Kumarbaz. F. Dostoyevski."
" Sonunu hatırlıyor musun ?"
" Neden olmasın ki..." Dediğimde güldü.
"“En basit bir konuda dahi ufacık bir şüphe insanı kahreder…”
" Dava. Franz Kafka."
" Okumazsın sanıyordum." Dedi gülerek.
" Hava atmayı kesin bayım." Dedim ben de gülerek.
" Dur düşüneyim aklıma gelsin." Dedi.
" Hiç bir yararı olmayacağını bile bile insan kalmanın çok önemli olduğunu düsünüyorsan onları yendin demektir." Dedim en sevdiğim alıntıyı okuyarak.
" Hangi kitap?"
" George Orwel 1984. Geri döndüğümüzde sana getireceğim."
"Tamam. Hep yabancıları biliyorusun. Türk edebiyatindan bildiğin var mı?"
" Sabahattin Ali'nin eserleri var onları okuyacağım ama önce yabancıları bitirmek istiyorum. Lena ile biz hep okuma listeleri yapardık hâlâ bitmedi okumak istediklerim."
" Çok mu seviyorsun okumayı?"
"Evet."
" Geç oldu hadi gidelim artık."
" Tamam." Bir an sarılacak gibi oldum ama son anda kendimi durdurdum. Bunu fark ettiği için daha çok utanmıştım.
" Ay sinek var onu kovuyorum kış kış!" Dedim çevirmeye çalışarak. Söylediklerime gamzelerini göstererek güldü.
" Ben de sarılacaksın sandım." Dedi.
" Estağfurullah!" Dediğimle kahkahayı bastı. Şu an yerin dibine girmek istiyorum!
" İyi geceler." Dedim ona bakarak.
"Binlerce kez beter olsun gece senin ışığın yoksa!" Hâlâ dalga geçiyordu.
" He aynen aynen." Dedim ve hızlıca Lena'nın yanına gittim. Yarın her yeri hocalarla gezecektik bu yüzden erken kalk
acaktık. Defterimi elime alıp tarih yazıp kapattım.
" Üç günüm var ve ben bir Romeo' ya alıştım."