İçeriğe geç

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 15 · 6 dk okuma

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 15

ŞANS

***2 Gün sonra

Gittiğimiz geziden döner dönmez Nazım dedeyi görmeye geldim. Alaz bu sefer benimle gelmemişti. Sonradan gelecekti. Telefonumdan gelen zil sesiyle telefonumu elime aldım.

"Efendim anne?"

" Gece akşama bize uğrar mısın? Teyzene haber verdim. Konuşmamız gereken bir konu var."

" Peki." Dedim ve kapattım. İçeri girip Nazım dede'nin kapısını açtım.

" Merhaba?"

" Hoş geldin kızım." Gülümseyerek ona elimde tuttuğum kitabı uzattım.

" Bu ne?"

" Sevdiğim bir kitap okumanı isterim."

" Bir İdam Mahkûmunun Son Günü?"

" Rica ederim." Dedim gülümseyerek.

" Alaz ile daha önceden tanışıyor muydunuz?"

" Hayır neden?"

" İlginç." Dedi gülümseyerek onu ilk defa böyle görüyordum.

" İlginç olan ne?"

" Ah siz gençler..." Dedi gülerek.

" Nazım dede sen yanlış anladın-"

" Haklısın benim torunum da tanımadığı bir kız gel deyince gelecek birisi. Üstüne üstlük o kızla hep konuşup derin derin bakan birisi haklısın ben yanlış anladım." Dedi bu sefer kahkaha atarak. Mosmor olmuştum.

"Bu gün hikâye yok mu?"

" Olmaz mı?" Dedi mutlu mutlu ve hikâyeye başladı.

""Anne seni çok seviyorum."

" Nereden çıktı bu?" Dedi kadın gülerek büyüleyici bir güzelliği vardı.

" Söylemek istedim sadece. Babam hep derdi ki bir insana fırsatın varken sevdiğini söylemelisin." Altı yaşında olmasına rağmen çok akıllı bir çocuktu Azra.

" Nedenmiş o?"Dedi kadın sorgularcasına.

" Hayat diye biri varmış o beklemezmiş. Babamı da beklemedi zaten." dedi küçük kız. Annesi eşinin adını duyunca ayrı bir hüzünlenmişti. Onu geçen yıl şehit vermişlerdi.Yine de minik kızını üzmemek için ona sarılmıştı.

" Ben de seni çok seviyorum güzelim benim." Küçük kızın saçının tepesinden öpüp saçlarını okşamıştı. Küçük kız ona sarılan meleğin kokusunu içine çekti. Annesinin yanağından öptü. Annesini çok seviyordu. Annesi de onu...Uzaklaşıp annesinin elini tutup yürümeye başladılar.

***

Kulağında yankılanan patlama sesiyle küçük kız irkildi. Elindeki beyaz zambakları daha sıkı tutmaya başladı. Annesini bu kalabalıkta , koşuşturan insanlar yüzünden bulamıyordu oysaki az önce elini tutuyordu. Herkes oradan oraya konuşturuyor bağırıp çağırıyorlardı. Küçük kız kuş misali titriyordu. " Anne!" ses veren olmadı.

" Anne nerdesin!" önünden koşarak geçen bir kadın ona çarpıp yere düşmesine neden oldu. Önüne gelen onu eziyor onu görmüyordu.

" Anne nerdesin? Korkuyorum!" küçük kız ayağıya kalkıp annesini aramaya çalışıyor ama küçük boyu ona pek yardımcı olmuyordu. En sonunda annesini ona koşarken gördü.

"Anne!" koşarak annesine sarıldı.

" Kızım gidelim burdan." Annesi kızının elini tutup koşmaya başladı.

"Anne bir daha sözünden çıkmayacağım." Küçük kızın adımları kulağında yinelenen patlama sesiyle durdu. Bu sefer ses çok yakından gelmişti. Annesine dönüp baktığında yerde çöktüğünü gördü. Elindeki beyaz zambaklar annesinin üzerine düşmüş kırmızıya boyanmıştı. "Anne neden yerde yatıyorsun?" Annesin üstünde kırmızı bir boya vardı. Küçük kız bu rengi annesinin üstünde görmeyi sevmemişti. Annesinin yanına çöküp kafasını kucağına koydu. "Anne hadi kalk gidelim burdan sevmedim burayı."

Annesi avcunu kızının yanağına koyup onu öptü.

"Bir şey yok meleğim korkma."

" Anne kırmızı boya akıyor." Dedi Azra ağlayarak.

" Ağlama bana bak. Benim üzülmemi ister misin?"

" Hayır."

" O zaman sakın ağlama sen ağlarsan ben üzülürüm."

" Anne ayağa kalk gidelim. Babam gibi beni bırakma ben çok korkuyorum."

Bir anda birinin gelip onu taşımasıyla çığlık attı. Beyaz-kırmızı renginde olan zambaklar elinde öylece annesine bakıyordu.

" Hayır dur! Annem! Annem kaldı!" Dedi hıçkırarak ağlamaya devam ederken.

" Asker amca annemi bırakmayalım orda tek başına korkar."

" Alacağız anneni önce seni götürelim." Dedi genç asker.

" Amca annem yerde kaldıralım onu bizimle gelsin." Asker küçük Azra'ya bir şey demeden onu taşıyıp güvenli alana götürdü.

" Burada kal ben geleceğim tamam mı?"

" Amca dışarda bir şeyler patlıyor sen de mi uyuyacaksın?"

" Burada bekle sakın dışarıya çıkma."

Küçük Azra orada dışarıdaki tüm sesleri dinleyerek yere oturmuştu. Dizlerini kendine çekip cenin pozisyonu almıştı.Annesinin üzerindeki boya birçok kişinin üstünde vardı. Neden herkes aynı boyayı kullanıyordu? Aradan geçen zamandan sonra genç asker dönmüş Azra'yı oradan çıkarmıştı.

" Asker amca biz annemle akşam yemeği yapacaktık. Annem orada kaldı. Annem nerde?"

" Şimdi seninle bir oyun oynayalım mı?"

" Ne oyunu?"

" Şimdi seni bir kaç arkadaşın arasına götüreceğim ve sen sessizce kafanı kaldırmadan çömeceksin tamam mı?"

" Çömmek ne demek?"

" Kafanı ellerinin arasına alıp ördek gibi yürümek."

" Tamam o zaman."

" Yanımdan ayrılma." Genç asker elindeki iple küçük kızı kendine bağlayıp çömelerek o gürültünün arasından görünmeden geçtiler. Küçük kızı merkeze götürdüklerinde bilgilerini sorgulamak için yanlarından ayrıldılar. Küçük kız genç askerin yanına gidip " Benim babam da senin gibi onu tanır mısın? Annem onun ölümsüz olduğunu söylüyor ben de ölümsüz olmak istiyorum." diye sordu tatlı tatlı. Genç asker küçük kızın söylediklerini duyunca üzülür gibi olsa da bunu çok iyi gizledi. Küçük kıza gülümseyerek şimdi sen burda otur ben hemen geleceğim dedi.

"Asker amca annemi almadık o da gelsin yanıma?"

"Eğer uslu uslu oturursan gelecek." dedi.

" Haydar buraya gel oğlum." Genç asker üsteğmenin yanına gitti.

" Emredin komutanım."

" Oğlum çocuğa neden annen gelecek diyorsun?"

"Komutanım o daha çok küçük annen yok diyemem ki"

"Oğlum ama böyle umut veremezsin." dedi üsteğmen. Küçük kızın yanına gitti.

"Merhaba küçük adın ne senin?"

" Ben küçük değilim ama adım Azra."

" Demek küçük değilsin o zaman sana bir şey söyleyebilir miyim?"

" Elbette efendim." Küçük kızın kafa sallayışı çok tatlı gelmişti üsteğmenin gözüne.

"Azra hiç çiçek besledin mi?"

"Evet ama su vermediğim için soldular. Annem çok üzülmüştü. Annem nerde?"

" Peki hayvan besledin mi?"

" Hayır ama denizin kenarında bir balık bulmuştum uyuyordu ve ben de onu alıp su kabımın içine koymuştum."

" Sonra ne oldu?"

" Balığın çok uykusu vardı.Önce çok ağladım ama annem her canlı uyumalıdır dedi. Ben de onu annesinin yanına bıraktım."

" Annenin çok uykusu varmış evlat."

" Anneler uyumaz ki? Onlar çocuklarının koruyucuları değil mıdır? Onlar uyursa çocukları yalnız kalır?"

" Belki de annen annesini özlemiştir?"

" Ama o benim annem ben de onu özlerim." Küçük kızın gözleri dolunca üsteğmen çaresizce etrafına baktı.

" Annenin üzülmesini ister misin?"

" Hayır. Annesine gidince mutlu mu olucak?"

" Belki de."

" Tamam o zaman annem mutlu olsun." Dedi Azra kocaman gülümseyerek.

" Sen?"

" Ben de anneme giderim zamanı gelince." Elindeki kırmızıya bulanan beyaz zambakları üsteğmene uzattı. Anlamıştı küçük kız aslında anlamıştı. Üsteğmen içi burkularak ona baktı. Genç asker Haydar küçük kızı himayesi altına aldı. Ona bir baba gibi oldu. Çoğu zaman Haydar asker göreve gittiğinde Azra tıpkı eskiden annesiyle babasını beklediği gibi beklerdi bu anlarda annesini daha çok özlüyordu. İçten içe şanslıyım diyordu. Ben annemi tanıyorum diyordu. Benim annem melekti diyebiliyordu. Annesinin sözleri hâlâ aklındaydı. Ağlama demişti ona. Vatanı annesi vebabası için TSK 'dan Yarbay Rütbesiyle atandı. Hiç kolay olmamıştı ama sonunda istediğini elde etmişti. Binlerce çocuğa ümit olmak istemişti. Korumak, kollamak ve savunmak... Bir çok şehit çocuğuna ışık tuttu. Vatanını canını dişine takarak savundu. Yıllarca durmadan çalıştı. Babasının da annesinin de mezarının yerini bilmiyordu. Herkesi titreten Yarbay anne ve babasının mezarını öğrenmeye cesaret edemiyordu. Onları çok özlüyordu. Günün sonunda cesaret edip anne ve babasının mezarını sordu. Vakit kaybetmeden anne ve babasının yanına gitti. Elinde kağıttan yaptığı Lale çiçeği vardı. Annesi beyaz Laleleri cok severdi. Solmasını istemedigi için kağıttan yapmıştı. "Anne ben geldim. Bak sana beyaz Lale yaptım. Güzel olmuş mu? Anne ben hiç ağlamıyorum. Bak çok mutluyum. Anne ben çok şanslıyım çünkü ben son kez de olsa seni sevdiğimi söyleyebildim. Pişman değilim. Sana sarıldım, sen de bana sarıldın. Ben sadece babama sarılamadım ama onun da beni sevdiğini biliyorum. Bazı çocuklar bu lükse sahip değillermiş sizi çok seviyorum. Kızınız çok güçlü." Eğilip anne ve babasının mezarına o solmayan çiçeği dikti sonra da oradan gitti."

Nazım dede susunca bana baktı. "Şansın varken vazgeçme Gece şansın varken konuş, sev, bırakma ama eğer bunları yapmazsan pişman olursun"

" Şansını elinden almışlar gibi konuşuyorsun?"

" Şansını kendi kendine yok eden bendim Gece. Kimsenin yapamadığını kendime kendim yaptım."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

16. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.