İçeriğe geç

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 13 · 8 dk okuma

HAYATIN BİNBİR YÜZÜ

Bölüm 13

ANKA KOLYESİ

Dinlediğim hikayelerin gerçekten yaşandığını içten içe biliyordum. Nazım dede bana hikayeyi anlatıp hep yaptığı gibi tepkilerimi ölçüyordu. Kahve gözlerimi yanımda oturan Alaz' a çevirdim. Dedesini büyük bir dikkatle izliyordu. En sonunda konuşmaya başladım.

" Nazım dede ben üç gün boyunca buralarda olamayacağım."

"Sorun değil kızım."

Daha fazla orada kalmadan dışarı çıktım. Yine sahile gidecektim. Her zaman böyle olurdu Nazım dede hikayesini bitirir ben de oradan çıkıp sahile gelirdim. Kulaklığımı takıp kendimi müziğe bıraktım. Huzuru sadece bu anlarda bulabilirdim. Aradan bir saat geçtikten sonra kulaklığımı birinin çekmesiyle irkildim.

"Alaz?"

"Gece?"

Yanıma gelmesine şaşırsamda da yine de mutlu olmuştum. Kulaklığımı çantama atıp ona döndüm.

" Buyrun beyefendi kime bakmıştınız?"

" Ben bir tane kızı arıyordum gördünüz mü?"

" Nasıl biri anlatın tarif edelim." Dedim kocaman gülümseyerek.

" Çok güzel bir kız. Gülüşü sadece ona aitmiş gibi eşsiz bir kız."

Ne diyor lan bu!

"Anlamadım?"

" Kızıl saçlı yeşil gözlü kız."

" Sen kimden bahsediyorsun?"

"Samantha Cormier."

"Ciddi misin?" Ben de ne bekliyorsam. Oyuncudan bahsediyormuş paşamız neyse rezil olmadım.

" O sana bakmaz."

" Ben bakarım ona."

" İyi git bak. Kalk yanımdan!"

"Tamam şaka yapıyordum."

" Küsüm ben sus."

" Gece?"

"Hmm"

" Konuşmayacak mısın?"

" Küsüm."

" Ben de yarın geziye geliyorum yani bizim okul da var gezide."

" Ciddi misin? Bir dakika ya sen bizim okulun geleceğini nereden biliyorsun?"

"Bilmiyordum ama Nazım dedeye üç gün yokum dediğinde tahmin ettim."

" Anladım."

" O zaman kalkalım mı?"

" Bana mı bağlısın al Samantha'nı git."

Alaz'ın gözü kolyeme takıldı. Ayağı kalkıp mavilerinden kaçtım.

" O kolye seni gördüğüm ilk andan beri takiyorsun. Bir anlamı var mı?"

" Hayır."

"Anladım."

" Hadi eve gidelim." Bir kaç dakikanın ardından teyzemin evine yaklaşmıştık.

" Senin evin burada değil diye hatırlıyorum."

" Teyzemin burada."

"Hangisi?"

Ona elimle evi işaret ettim. Yüzündeki tebessüm genişleyerek bana baktı.

" Lara senin teyzen mi?"

" Evet."

" Kendine iyi bak komşu." Dedi gülerek.

"Sende."

***

" Ne gezisi?"

" Ankara. Lara kırk kere sordun ,imza atacak misin?"

" Getir atayım. Daha yeni gelmiştim bana hasret bile gideremedik."

" Daha sonra onu da yaparız."

***

"Gece!?"

Kulağımın dibinde cırlayarak gelen Kaan'a gülmeden edemedim.

" Kaan Allah aşkına bağırma kafam şişti."

" Gece al beni bu suratsızdan sabahtan beri onu yapma bunu yapma şiştim."

Kaan ve Lena her zamanki gibi başımda didişmeye başladılar. Gülerek onları izledim.

" Hadi otobüse binelim artık." Hızlıca arkalarda kendime bir yer buldum Kaan ve Lena hemen arkamdaki koltuğa oturdular. Bir kaç dakikanın ardından yanımda olan hareketlilikle yönümü çevirdim.

"Alaz?"

"Gece?Nasılsın?" Dedi kocaman gülümseyerek.

" Senin ne işin var burda? Zehra nerede?"

" Zehra sevgilisiyle oturmak istedi biz de otobüsleri değiştirdik."

" İyi halt ettin." Dedim gülerek.

" Gece kim bu!?" Dedi Kaan sesindeki iğnelemeyle.

" Alaz. Nazım dedenin torunu."

" Ha hani şu sürekli bahsettiğin memnun oldum ben Lena."

" Gece benden mi bahsediyor?"

" Nazım dede'nin torunusun ya o yüzden bahsetmiştim."

" Gece hani şu mavi gözleri var çok güzel dediğin- " Dedi Kaan tüm patavatsızlığıyla. Elimi ağzına kapatarak susmasını sağladım.

" Kaancığım ne komiksin ya! O hep böyle şakacıdır."

" Memnun oldum ben de Alaz." Dedi gamzelerini göstererek. Yol boyunca sessizlik içerisindeydik. Ankara'ya gitmek beni çok heyecanlandırdığından ve Alaz'ın yanı başımda oturduğunu düşünmekten uyuyamıyordum. Anka kuşu kolyemi tutup sıkmaya başladım. Ne zaman gerilsem bunu yapardım. Kafamı yan tarafa çevirip uyuyan Alaz'ı izlemeye başladım. Mavi gözlerini göremiyordum. Çogu erkeğe kıyasla biçimli ve güzel bir burnu vardı. Saçları simsiyahtı. Bu kadar huzurlu uyuyor oluşu biraz da olsa beni mutlu etmişti. Kafamdaki salakça düşünceleri kenara atıp ciddi olmaya çalıştım. Bu yıl son senemdi ve ben kendime güveniyordum. Sadece bir kaç hafta sonra kurtulacaktım, emeklerinin karşılığını alacaktım.

Uyumayı sevmediğimden kulaklığımı takıp müziğimi dinlemeye başladım. Yan tarafımda hareketlenme olduğunu hissetsem de o tarafa dönmedim. Kulaklığımın bir tanesi çıkarılınca Alaz'a baktım.

"Depresyona mı girdin?" Dedi gülerek kulaklığı alıp kulağına taktı. Şaşkınlıkla suratıma bakıp gülmeye başladı. Hareketli bir müzik dinliyordum. Sadece kafa dağıtmak istediğimde dinlerdim.

" Şarkı listene bakabilir miyim?"

" Al."

" Çok kabasın."

" Kaba olsaydım yanımda oturamazdın." Dedim.

" Şarkı zevkin garip."

" Zevkler ve renkler tartışılmaz."

" Türküden tut Fransızca müziğe Fransızcadan tut Rusçaya. Belli bir zevkin yok mu?"

" Kelimelere değer vermem. Önemli olan benim hissetmem. Hem sen türkü sevmez misin?"

" Severim ama senin kadar değil." Deid gülümseyerek.

" Sen neden uyandın?"

" Sen neden uyumadın."

Omuz silktim aklıma gelen anımla hafif gülümsedim.

" Biliyor musun? Çocukken uyumayı sevmezdim. Korkardım geceden insanlar neden uyuyor ki zaman kaybı diye düşünürdüm."

" Neden?"

" Bilmiyorum ama uyku vakti gelince boşluğa düşer gibi olurdum. Hatırlar mısın hadi çocuklar uykuya yazısı olurdu televizyonlarda."

" Evet o yazıyı bile özledim. Bazen çocuk kalmak istiyorum. Sen hiç çocuk kalmak ister miydin?"

" Hayır." Büyümek için çok beklemiştim tüm yaşamı yeniden yaşamak istemiyordum. Bazılarımıza çocukluk bahşedilmezdi.

" Neden?"

" Sen niye sorgu memuru kesildim başıma iyi şeylerden bahsedelim."

" Peki o zaman Gece hanım. Bana hayallerinden bahset."

" Tamam ama kimseye söylemeyeceksin."

" Tamam."

" Yemin et?"

" Yemin ederim." Gülmeye başladı ama beni bozmadı.

" Bir bisiklet, bir kitap, bir damla yağmur ve aksın gecenin ışığı ben savrulayım Fransa yollarında. Oradan oraya."

" Ne demek bu?"

" Kısacası özgürlük."

" Kolaymış."

"Kolaydır..." Uzun süre gözlerime baktı göz temasını ilk ben kestim.

" Ee senin hayallerin nedir Alaz Bey?"

" Bir sahil kenarı , samimiyet dolu bir yuva. Bir de..."

" Bir de?"

" Gece." Gözlerimin içine bakarak söylemişti bunu.

" Neden gündüzü sevmiyor musun?"

" Son günlerde gecenin yıldızları ilgimi çekiyor." Sesindeki samimiyet beni dumura uğratsa da hafif tebessüm ettim. Nazım dedeye de torununa da alışmıştım ve bu benim için hiç iyi değildi. Kahvelerimi cama çevirdim.

" Alaz bir şey sorabilir miyim?"

" Tabii ki."

" Birkaç hafta sonra mevzun oluyoruz. Hani biz dostuz ya yani dost muyuz? Dostuz bence. Neyse bir daha hiç mi görmeyeceğiz birbirimizi?" Saçmaladığım ve çekindiğim için kızarmadan edemedim.

" Belki yine görürüz birbirimizi veda etmeyiz olur biter."

Alayla kurduğu cümleye gülmeden edemedim. Onunla konuşmak beni mutlu ediyordu.

" Şimdi ben size bir veda edeceğim göreceksiniz! Gece uyusana kızım!" Kaan bana bulaşmaya yemin etmiş gibi kafasını uzatıp bana bakıyordu.

" Kaan yat zıbar!"

" Sen benim gibi ponçik insana neler söylüyorsun öyle cani!" Gece gece başlamıştı gene bu çocuk elimde kalacaktı sahi biz niye arkadaştık hâlâ? En kısa zamanda dostlarımı gözden geçirmeliydim. Kafamı geriye atıp uyumaya çalıştım. Alaz ceketini üzerime bıraktı. Başımı ona çevirerek ceketini ona geri verdim.

" Prenses sen üşütme al ceketini." Dedim gülerek.

"Romeo iken prensese terfi olmamı sağlayan olay nedir Juliet?"

" Romeo olamayacak kadar iyisin." Dedim gülerek.

" Sen de beni prenses yaptın?" Tek kaşını alayla yukarıya kaldırdı.

" Hee hee aynen ondan." Dedim geçiştirerek.

" Uyuyun artık!" Kaan arkadan koltuğumu tekmeliyordu gülerek başımı cama yaslayıp uyumaya çalıştım.

***

Hepimiz hızlıca odalarımıza yerleştik çoğu kişi çok yorgun olduğundan gelir gelmez uyumuşlardı. Bense hocalarla çıkmadan önce kendim bir tür atmak istemiştim. Birinin bana çarpmasıyla yerimde sendeledim. Düşmesin diye bana çarpan kızı tuttum.

" Yalvarırım yardım et bana!" Boğazını yırtarcasına bağırmasıyla korku iliklerime işlemişti.

" Ne oluyor?"

" Ev.. Yanıyor... Yardım etmiyorlar. Söndürelim annem orda lütfen." Dedi içi çıkarcasına ağlayarak.

" Tamam bak bana götür beni oraya." Hiç bir şey düşünmeden kızın peşine takıldım, yaptığım mantıksızcaydı ama umrumda değildi.

Kızla birlikte eve doğru gittik. Bir çok insan evin yanışını seyrediyor kimse söndürmek için çabalıyordu.

" Yardım et annem içeride yalvarırım!"

" Bak bana hortum benzeri bir şey var mı itfaiyeyi arayın!" Telefonumu yanıma almadığımdan ben arayamadım. Kimse umursamıyordu sadece yanan evi izliyor kendi aralarında konuşuyorlardı.Bu insanlar delirmişti! Aralarında video çekenler bile vardı.

Kızın getirdiği hortumla söndürmeye çalışsam da bir işe yaramıyordu tek başıma yapamıyordum. Kız dolu gözlerle bana baktı. İnsanların konuşmaları git gide daha çok yükseliyordu. Kız ne yapacağını bilmiyordu bu yüzden benden yardım istemişti bense ondan daha çok umutsuzdum.

" Şu kıza bak nasıl bağırıyor duyanda kendi yandı sanacak."

" Şovmen!"

" Hakkettiler zaten şimdi niye ağlıyor bu!"

" Tek amacı dikkat çekmek şu hallere bak!"

İnsanların söylediklerini duyunca şaşkına döndüm on yedi yıldır hepsinden uzak durmuştum. İnsanları pek sevmezdim am bu kadar acımasız ve kirli olduklarını bilmiyordum. Öfke tüm hücreme akın etti.

Kimse yardım etmiyordu. Yangın sönmüyordu. Kız gözlerini yanan eve dikti sanki bu anı aklına kazımak ister gibi. Kızın yanına gittim. Bu görüntüyü görmesini istemediğim için kafasını omzuma gömdüm. Omzumda ağlıyordu istemsizce kızın gözyaşlarına dayanamamıştım. Ne yapacağımı ya da ne diyeceğimi bilemedim içimdeki koruma iç güdüsüyle kızı kollarımın arasına aldım. Ona ne olacaktı şimdi? Annesini kurtaramamıştım. Bir kaç dakika daha benim kanatlarım altında ağladı. Ardından ayağa kalkıp dik bir şekilde durdu.

" Kusura bakma. Seni buraya getirmek istemezdim.

"Ne saçmalıyorsun? Nereye gideceksin?"

" Amcamın yanına gideceğim."

Yeşil irislerini kahvelerime kilitleyip elini uzattı. Gözlerinde hâlâ enkaz kalıntıları vardı.

" Alara ben."

" Gece. Bir şey olursa bu adrese gel." Çantamdan kağıt çıkartıp ona teyzemin adresini yazmıştım. Garip bir şekilde bu kıza bir bağlılık hissetmiştim.

" Gerek yok."

" Zorlamamı mı istiyorsun?"

" Tanımadığın bir insana karşı fazla samimi değil misin?" Dedi.

Omzumu silkerek onu umursamadım. Arkama dönüp gidecekken bana seslenmesiyle durdum.

" Gece?"

" Efendim?"

" Seni bir daha görebilecek miyim?"

" Sanmıyorum." Yüzüme üzüntüyle baktı.

Boynumdaki anka kuşunun benzerini ona uzattım.

" Sadece sende kalsın istiyorum. Çok değer verdiğim biri küllerinden dogman için nedene ihtiyacın yok derdi." O kızın gözlerinde yıkım vardı. İçimdeki boşluk hissiyle kaldığımız otele geri döndüm. Sadece birkaç dakikadır tanıdığım bu kızı sanki yıllardır tanıyor gibiydim. O annesini kaybetmişti. Bense ona yardım edememiştim. Boynumdaki kolye ve ona verdi

ğim kolye hemen hemen aynıydı. Tek istediğim ona tutunacak bir dal uzatmaktı. Dalgın dalgın yürürken bir şeye çarptığımda çığlık attım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.