mlTaha: yani desene benim ablam da zengin.
İzem: aynen canım.
En son onlar geldiği için bekelmeden eve geçtiler. Yarın için hazırlık yapıp erkenden yattılar. Herkes az çok heyecanlı olsada İzem Dalya yine aynıydı uyuyamadığı için boş boş karanlığı izledi. Önceden ne kadar korkardı karanlıktan oysa karanlık onu görünmez yapıyordu, koruyordu. Bende bencilim diye düşündü karanlığa haksızlık yapmıştı. Ama artık alışmıştı sevmişti karanlığı.
Çünkü sadece karanlıkta baba onu görmezdi
Çünkü sadece karanlıkta anne ona kızmazdı
Çünkü sadece karanlıkta büyük abi ona dokunmazdı
Çünkü sadece karanlıkta küçük abi onu yakalayamazdı
Çünkü sadece karanlıkta kardeş onu suçlamazdı
........
İzem Dalya'dan
Uyandığımda beni yine karanlık karşıladı. Bir iki saniye tavanla bakışıp kalktım. Banyoda rutin işleri mi yapıp çıktım. El yüz yıkamak ve dişlerini fırçalamak. Off banyo ile uğraşmazdım suyu zerre sevmiyorum. Pardon suyun hatırlattıklarını. Yüzümü de hızlı hızlı yıkıyorum hep. Gerçekten bana bunu neden yaptılar.
İçimdeki çocuk " çünkü kızsın kimse kız çocuklarını sevmez ki" diyordu. Hayır seni ben seviyorum demek istesemde olmuyor o kız çocuğuna neyse diyemiyorum.
Uzun uzun baktım aynaya gözlerimde diğerlerinki gibi bir ışıltı yoktu. Saçlarım darma dağındı ama bu halini seviyordum. Herkes çirkin desin ben böyleydim. Duş aldıktan sonra 1 kez tarardım o da yeterdi. Kıvırcık olmasını sevmiyordum o yüzden hep sıkıca bağlardım yine öyle yaptım sıkıca bir topuz yaptım. Ama gözüm kulağımdan çeneme doğru uzanan ince çok dikkatli bakmasan görünmeyecek ize takıldı. Onlar görür müydü? Neyse dedim hemen valizden bir tişört ve rahat bir siyah kargo pantolon giydim. Valizi yerleştirmedim yoksa şimdi onu toplamaya uğraşacaktım.
Saate baktığımda daha beş olduğunu gördüm. Masanın üzerinde duran matematik test kitabı ile bakışıp oturdum biraz çalışalım bari. 1 saat süre tutup başladım. Süre dolduğunda tam 124 soru bitirmiştim iyi idare eder birde doğu yanlışa bakalım dimi? 5 yanlışım vardı kulaklığı takıp video çözümünü izledim. Ve bugünlük yeter. Şuan saat 7 olmuş herkes yavaştan uyanıyor herhalde.
O zaman gidip rahat rahat Han'a bulaşabilirim.
Han'ın kaldığı odaya gelip kapıyı yavaşça açtım daha uyanmamış. Ne yapsam ki ben buna? Ben bunları düşünürken içeri Sinan girdi. Kısık bir sesle " ne düşünüyorsun kız kardeşimin başında". Aynı kısık sesle" ne yapsam daha çok sinirlenir diye düşünüyorum". " Ee neye karar verdin" dedi. Bende odaya şöyle bir göz atıp" izle tatlım" dedim Sinan arkamdan " tatlım ne be " diye homurdanıyordu.
Yataga yaklaşıp Han'ın en sevmediği şeyi yaptım. Yanağını sulu sulu öptüm. Han hemen uyandı beni görmesine izin vermeden perdenin arkasına saklandım. Han "öğk ağbiiiii ne yaptın yaaa annee , babaaaa"
-sus lan ne bağırıyorsun ben öpmedim İzem öptü bak arkanda.
- nerde o bu sefer kimse alamaz elimden .
- perdenin arkasında bak ayakları kesinlikle görünmüyor.
" Yaaa oğlum sen ne pis bir satıcı çıktın yaşından başından utan Han açıklayabilirim"
- açıkla lan
" Bak canım kardeşim benim sen uyan diye öptüm bugün Antep'e gideceğiz ya hazırlan diye."
- iyi tamam bı an Sinan abim öptü sandım ölecektim lan ay aklıma geldi yine sulu sulu
Diyip yüzünü buruşturarak Sinan'a baktı eliyle yanağını sildi
- ben sana çok meraklıyım ya sen dua et
Akif amca: neye dua etsinler Sinan
Dedi hesap sorar bir şekilde. Ve evet intikam soğuk yenir diyerekten: amcaa bu bizi tehdit ediyor.
Han da hemen yancım oldu tabii: evet babaaaa birde bizi tehdit ediyor
Sinan: ulan ben sizi
Serap: Sinan çocuklarla uğraşma
Selin: hadii kahvaltı yapacağız daha. Annem de arayıp duruyor çıkmadınız mı daha diye. Geç kalacağız.
Kenan: kalmayız canım merak etme İzem kızım sen hazırsan eşyalarını indirelim Demirhan da hazırlanır o zamana kadar.
Ben: hazır ben indiririm siz yorumlayın.
Kenan:yok kızım sen bana yaşlı demeye çalışıyor gibisin ama daha o kadar yaşlanmadım gel bakalım.
Kolunu çekinir bir şekilde belime koydu. Bu öz babamla ilk temasımız galiba aman neyse. Onun adımlarına ayak uydurarak kaldığım odaya geldik. Ben küçük valizi ve sırt çantamı alınca kenan bey de bu valizden biraz daha büyük olanı aldı. Beraber indirip bir arabanın bagajına koyduk. Sırt çantam bende kaldı zaten içinde bir telefon bir iki eşyam var o da bende kalsın.
Eve girerken Han ile karşılaştık. Lan bu bizim evi tamamen boşaltmış ya. 4 kocaman valiz nedir be.
Ben: Han ev yerinde degil mi?
Han: abartma be birkaç eşyamı aldım sadece.
Kenan: oğlum oradan da alırdık neyse hadi gel yerleştirelim.
Bir valizi ben aldım iki valizi han diğerini de Kenan bey alınca hemen yerleştirip kahvaltıya geçtik. Kahvaltıda Karan bana hep yaranmaya çalıştı bu vallahi bipolar Allah'ım bitmedi mi çilem.
-İzem bak ekmeğe reçel sürdüm
- İzem uçakta benim yanıma otursana
- İzem sana Dalya mı diyeyim İzem mi?
- bak çaydan da iç
Kerem'in hâlleri de bir değişikti öncekine nazaran daha kibar ve düşünceli.
Kahvaltı bitince herkes hazırlanıp arabalara geçti. Dede Bey'in uçağı ile gidecekmişiz. Lan dede diyince ben Yücel'i unuttum ya. Off ya! Boş kalınca ararım artık.
iki saat sonra
Uçaktan inince çok oyalanamadan arabalara geçtik. Kocaman taştan duvarlı otantik bir konağın önünde durduk. Lan burası saray gibi 100 kişi rahat yaşar burda. Neyse.
Biz daha içeri girmeden silahlar patlamaya başladı. Ohh en sevdiğim.
Karan: bak yeğenim şu koç benim adağım dur bekle beni burda.
Baran: güzelim korkmassın dimi?
Ben: yok da Han?
Han: İzem sakın bırakma beni bu ne ya?
Diyip koluma yapıştı.
Sinan: ne o korktun mu lan?
Serap hanım: uğraşma Sinan benim oğlumla.
Karan parmağına kan sürümüş bize doğru geliyordu daha ne olduğunu anlayamadan gelip anlama sürdü. Off yaa ağlamak istiyorum. Yüzüne iğrenir gibi baktım o da sırıtıyordu.
Karan: adettendir yeğenim.
Onunla muhattap olmayım diye arkamı dönmüştüm ki tam arkamda kocaman deveyi kesiyorlar. Han'ın tam karşısında.
Han: Dalya tut beniiii ölüyommm
Diyip üstüme düştü bende onunla beraber yere düştüm.
Ben: Sinan ne bakıyorsun kardeşin bayıldı bir el at sana
Sinan: banane sabah beni babama ispikleyince düşünseydiniz.
Diyip arkasını bakmadan gitti.
Akif amca olsaydı böyle diyemezdi şerefsiz.
Aslan , Karan Selin hanım, Serap hanım, Kenan bey de Akif amca ile gitmişti.
Baran'a baktım: sen bari al şunu yaa
Baran: tamam dur geldim.
Han'ın bir kolunu tutup omzuna aldı bende peşlerinden gitmeye başladım. Kapıdan geçince konağın önünde biyolojik aile vardı galiba. Onlara doğru ilerledik. Bizi görünce Serap hanım hemen koştu bir yandan da Sinan'a kızıyordu: Sinan hani sadece fenalaşmıştı. Bayılmış çocuğum.
Akif amca: kızım senin anlına ne oldu.
Elimi anlıma atıp ovdum: canım amcamın işleri işte.
Karan: yok ya yeni nesile iyilik yaramıyor bak Demirhan'a değil sana sürdüm az kıymetimi bil kız.
Bipolar manyak ne olacak.
Önde duran yaşlı adam: gel hele torunum şöyle
Dedi lan elindeki silahla beni yanına çağıryor.
Tabikide gitmiycem bir elindeki silaha bir adama baktım. Silaha bakarak tek kaşımı kaldırdım.
- bilemedim şimdi siz başka torununuzu çağırın bence.
Aslan: ne o kız silahtan mı korktun.
Ben: yani namlu sana dönük ama sen bilirsin Aslan.
Aslan: babam beni vurmaz ama degilmi baba.
Yanında duran yaşlı hanım (maşallah çok güzel): Mehmet çocukları kapıda tutma haydi içeri geçelim.
Dedi Kerem belimden tutup beni yönlendirmeye başladı adımlarımı hızlandırsamda belimi daha çok kendine çekti. Allah'ım yaaa bunlar hep kafadan kontak. Büyüm bir solana geçtik ben Han'ın yanına geçmek istesem de belime yapışmış bir Taha ve Kerem ile bu çok zordu ikisinin ortasına oturdum.
Taha: abla gel istersen bir yüzünü yıka.
Ben: olur.
Buraya gelemek isteyen Han'dı yanlarıda tek kalsa sorun olmaz bence. Taha koluma girip beni bir odaya getirdi.
Taha: abla burası benim odam aklında bulunsun şurası banyo.
İşaret ettiği yere girdim kapıyı aralık bırakıp elimi yüzümü yıkadım kan kuruduğu için zor çıkmıştı. Suyu fazla sürmek istemediğim için ovdum anlım kızarmıştı ama neyse. Elimle biraz yellendirdim şimdi daha iyiydi.
Taha: abla istersen senin odanıda gösteriyim.
Ben: yok Taha önce Han'a bakalım.
Taha: tamam.
Aynı yere geldiğimizde, bir kadın elindeki soğanı ikiye bölmüş ve Demirhan'ın yüzüne tutuyordu. Biraz kilolu kadın pastırma ve sucuk gibi görünen şeyleri soğanı iterek Han'a koklatıyordu. Başka bir kadın bileklerine kolanya döküyordu.
Bir adam Han'a yaklaşıp: durun hanımlar öyle olmaz o bana bırakın
Diyip Osmanlı tokadını yapıştırdı.
Ben: off nasıl vurdu be idolüm bu adam.
Han uyanıyordu Taha benim duyacağım şekilde: abla senin idolün bizi de döver bak.
Dedi, Han ayılmış alık alık etrafına bakıyordu.
Han: Dalya nerdesinnn beni burda tek mi bıraktın baağkk dövüyorlar beni. Allah belanı vermesin nereye gittin yaaa
Ben: bağırma lan burdayım gitmedim bir yere
Han: niye bıraktın beni bak bana vurdular. Kim vurduysa sen de ona vur.
Ben: banane baban vursun.
Taha: hayırdır abla sen Demirhan abinin dediklerini hemen yapardın.
Ben: sus lan şu ortamda yanımda duran çocuk bile akraba çıkabilir şu yaşlı adam da beni öteki tarafa postalar. Baksana bu adamda o potansiyel var.
Yanımızda duran çocuk duymuş olmalı ki: zaten akrabanım kuzen ben Kerim.
Ben: bak demiştim ben akraba çıktı lan benim burda ne işim var ya.
Kerim: niye kız bak ne güzel anlaşıyoruz.
Diyip kolunu omzuma attı.
Ben: ulan ben senin o kolunu bir taraflarına neyse bu adamlar niye bize bakıyor lan.
Kerim: ayakta fısıldadığımız için olabilir yani toplum içinde hoş karşılanmaz ya ondan.
Taha: gerçekten mi hocam biz bilmiyorduk.
Ben: oğlum bu nasıl toplum herkes ayrı bir cani
Kerim: kuzen biraz daha böyle durursak bu caniler bizi ham yapar.
Üçümüz birbirimize baktık gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk. Ham yapar ne lan. Ben bunu sevdim hee.
Yaşlı hanım: hayırdır çocuklar ne kaynatıyorsunuz siz orada.
Han: bak babaanne şu ortadaki melek görünümlü şeytan beni nasıl sattı birde o kadar laf etti gelmem etmem diye.
Ben: hanım senin çene yine düştü.
Kerem geçen az güldüğü için resmen anırarak gülüyordu.
Serap hanım: Dalya gel otur şöyle sizi tanıştıralım biraz zor olacak ama ezberlersiniz.
Kerim: yenge ben bile ezberleyemedim bu ne yapsın.
Mehmet bey: sus ulan sen babası kılıklı sen anlat kızım.
Serap hanım: bakın şimdi bu deseniz Mehmet, yanındaki babaaneniz Gülhan, bizi biliyorsunuz, bu Veysel amcanız ve eşi Melek, şu Ali amcanız ve eşi Hatice , Karan'ın eşi Elif, halanız Mehtap. Çocuklara gelince Murat, Tolga, Taner, Metin benim oğlum, Veysel amcanızın çocukları Hakan, Kerim, Tarık, Oğuz Kağan, Ali amcanızın çocukları Caner, Gökhan, Serkan, Özkan ve karan'ın çocukları Arda ve Berk Han bittiii.
Han: maşallah anne nazar değmesin
Gülhan hanım: he öyle çocuklar ama şimdi yemek vakti haydi.
Hep beraber başka bir odaya geçtik bayağı uzun bir masa bizi karşıladı büyükler baş tarafa oturunca bizde Han ile Kerem'in yanına oturduk.
Han benim duyabileceğim şekilde: ben hepsinin adını unuttum.
Aynı şekilde: benden de okadar ama bunlar niye beni yiyecekmiş gibi bakıyor lan.
Bilmem der gibi omuz silkti.
Neyse bugün de yaşarsak şu Yücel'i arayayım bari öteki tarafata beynimi patlamasın.
Mehmet Bey yemeğe başlayınca bizde başladık. Ama üzerimde sert bakışlar vardı. Ben onlara hiç bakmadım bakarsam kesin kavga ederim ben.
Kerem: dede müsaadenizle ben odama çıkıyorum İzem ve Demirhan'a da odalarını göstereyim dinlensinler.
Mehmet Bey: tamam oğlum çıkın siz yol yorgunusunuzdur.
Merdivenleri çıkarken Kerem'e yandan bakıp: pek düşüncelisiniz beyfendi ama bu çakma abilik oyunlarına hiç gerek yok.
Kerem: çakma ya da oyun değil içimden geldiği için öyle söyledim.
He he der gibi kafa salladım oda uzatmadı. Odalarımızı bize gösterip gitti.




