2.Bölüm
Mutluydum. Hem de fazla mutluydum. Okul müdürü genelde asla böyle şeyler yapmazken nedense yapacağı tutmuştu. ‘Eski kafalı’ tabirine tam uyan tiplerdendi.
Ezgi mutluluklardan havalara uçuyor, yerinde duramıyordu. Bense sadece gülümsüyordum. Kerem acaba bundan mı bahsediyordu? Peki bu yüzdense bize neden söylememişti? Yakında öğrenirdim.
“Cidden bu kadar mı? Sadece gülümseyecek misin? Neşen biraz. Dalıp gitmişsin.”
“Evet. Ne bekliyordun ki?”
“Ne düşünüyordun?”
“Önemli bir şey değil.”
Ezgi’nin yüzüne yaramaz bir gülümseme yerleşti. “Baş harfi Akın olabilir mi?”
Şaşkın gözlerle ona baktım. Rüyam da görsem uyanmak isteyeceğim türden bir şeydi.
“Ne alaka ya. Allah göstermesin. Onun yüzü bile bu hayattan daha da nefret etmeme sebep oluyor.”
“Düşmandan aşka işte daha güzel. Tam filimler deki gibi. Cidden bak çocuk senin için deli oluyor. Bak demedi deme. Şu kadarcık da mı bir şey hissetmiyorsun?”
“O kadarcık bile bir şey hissetmiyorum.”
Göz devirmekle yetindim. Ama tam o sırada kapüşonumun kafamdan aşağıya indiğini hissettim. Arkamı döndüğümde Kerem’i bekliyordum çünkü bu şakayı hep o yapardı.
Ama gördüğüm kişi Akın’dan başkası değildi.
Ne istiyordu bu çocuk benden? Zaten bir nefes alışı bile beni sinir ediyordu. Beraber bir saat geçirsek sonunda olacağım yer muhtemelen mahkeme olurdu.
“Ooo! Kusura bakmayın kulak misafiri oldum konuşmanızın sonuna kulak misafiri oldum. Söyle bakalım Eslem. Kimmiş bu şanslı çocuk.”
“Siktirip gider misin Akın? Bak hem bundan böyle rakibiz unuttun mu?”
“Bir kerede küfür etmeden konuş kızım be! Hem bilmez miyim? Ama rakip olarak görmüyorum sizin grubu ne yapayım elim de değil.”
Kapüşonumu kafama geçirdim. Sinirlenmeye başlıyordum. Rakip olarak görmüyormuş da böyleymiş de şöyleymiş de çok umurumdaydı sanki. Yarışmada sizi ezince görürsünüz siz.
“Ezgi sende bir ses duydun mu? Birileri şarkı mırıldanıyor galiba.”
“Öyle olsun, kapüşonlu kız. Yarışmada görüşürüz.”
Cevap vermeden Ezgi’nin kolunu tutup sınıfa doğru ilerlemeye başladım. Allah’a bin şükür aynı sınıfta değildik. O 11-B’de, ben 11-D’deydim. Çoklu evrende bile ayın sınıfta olduğumuz bir evren yoktu.
Sınıfa gidene kadar hiç konuşmamıştım. Bu günü sağlam geçirme sebebim bir yarışma olmasıydı. Başka hiçbir neden yoktu.
Sınıf dolabında asılı olan programa baktım. Ders İngilizceydi. İngilizce hocası Dilek hoca bizim sınıf öğretmenimizdi. Dersin ilk saati genelde rehberlik yapar, ikinci saatte ders işlerdi. Ben genelde rehberlik de ya hocayı dinlemezdim yada uyurdum. Ama ders işlerken notlarımın hepsini alır dersi iyi dinlerdim. Dersi dinlemediğim tek ders matematik olurdu.
Sırama oturduğumda İngilizce kitabını çıkardım. Kitabın kapağını açıp bir şeyler çizmeye başladım. O an sıramda tek oturduğum için sevinmiştim. Bunun sebebi ne zaman bir sıra arkadaşıyla yan yana gelsem - Ezgi hariç- kavga ediyordum.
Dilek Hoca sınıfa girdiğinde yanında biri vardı. Akın. Yine Akın, yine Akın. Niye bu gün bu kadar çok karşılaştığımıza anlam verememiştim. Ayrıca neden bizim sınıftaydı ki?
“Evet, çocuklar bu gün sizlere bir haberim var. Bu arkadaşınızın adı Akın. Kendisi yan sınıftaydı ama artık bizim sınıfımızda okuyacak.”
Ne!? Bu gün gerçekten bok gibi bir gündü. Neden ben? Açıkçası bunu bilmiyordum.
Hoca sınıftaki boş yerlere bakmaya başladı. “Lütfen benim yanım olmasın.” Dedim sessiz bir şekilde. Böyle dememle birlikte hoca benim yanımı işaret ederek “Akıncım bak Eslem’in yanı boş oraya geçebilirsin.”
Ezgi bana bakarken gülmemek için zor duruyordu. Akın’sa yaramaz bir çocuk gibi gülerek yanıma oturdu.
“Bir hoş geldin yok mu?”
“Yok. Benden uzak dur. Bir de benimle konuşma bana yeter.”
“İyi. Öyle olsun.”
Fazla erken konuşmuştum. Artık çoklu evrende Akınla aynı sınıfta olduğumuz -Hatta yan yana oturduğumuz.- bir evren vardı. Katil olmazsam iyiydi.
Yazım hataları için özür dilerim.