Kar taneleri camın dışına vuruyordu. Oda sıcacıktı. Ve uzun zamandır ilk kez ikisi de geleceği düşündüklerinde korku hissetmiyordu. Belki hayat hâlâ belirsizdi. Belki yarın ne olacağını bilmiyorlardı. Ama o an önemli değildi. Çünkü yıllar boyunca birbirlerini kaybetmiş, özlemiş, aramış ve sonunda yeniden bulmuşlardı. Ve bazen bir insanın ihtiyacı olan tek şey buydu. Kendini ait hissettiği yere geri dönebilmek. Kış ilerledikçe günler daha sakin geçmeye başladı. Jisung artık geceleri ağlayarak uyanmıyordu. Ev artık mezar sessizliğinde hissettirmiyordu. Koridordan geçerken kalbinin sıkıştığı anlar azalmıştı. Çünkü artık yalnız değildi. Bir akşam Jisung mutfakta sıcak çay hazırlarken Minho salonun halısına uzanmıştı. Başını koltuğun kenarına yaslamış, gözlerini kapatmıştı. Jisung onu birkaç saniye izledi. Sonra istemsizce güldü. Minho gözlerini açtı.
"Ne oldu?"
"Hiç."
"Kesin bir şey oldu."
Jisung çay kupasını masaya bıraktı.
"Yine kedi gibi yatıyorsun."
Minho'nun yüzü buruştu.
"Artık insanım."
"Hayır değilsin."
"Nasıl değilim?"
Jisung kahkaha attı.
"Bir insan normalde halının ortasında uyumaz."
Minho birkaç saniye sustu. Sonra omuz silkti.
"Rahat."
Jisung tekrar gülmeye başladı. Ve o an fark etti. Uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat gülüyordu. Hiç düşünmeden. Kendini zorlamadan. Sadece mutlu olduğu için. Gece ilerledikçe sohbetleri daha kişisel bir hâl aldı. Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Ev sessizdi. Minho birden konuştu.
"Ben öldükten sonra çok ağladın mı?"
Jisung'un eli durdu. Sorunun gelmesini beklemiyordu. Birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonra gözlerini kupasına indirdi.
"Evet."
Minho sessizce dinledi.
"İlk birkaç hafta her gün."
Boğazı düğümlendi.
"Mama kabını kaldıramadım."
Minho'nun kalbi sıkıştı.
"Odanın kapısını açık bıraktım."
"..."
"Belki geri gelirsin diye."
Sessizlik çöktü. Minho gözlerini kaçırdı. Çünkü o anda ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Jisung devam etti.
"Saçma olduğunu biliyordum."
"Değildi."
"Öyleydi."
"Hayır."
Minho ona baktı.
"Çünkü ben gerçekten geri geldim."
Jisung'un gözleri doldu. Ve ilk kez o an ikisi de aynı anda ağlayıp güldü. Çünkü yaşadıkları şey mantıklı değildi. Ama gerçekti. Ve bazen gerçekler mantıklı olmak zorunda değildi. O gece Minho eve gitmedi. Saat çok geç olmuştu. Jisung kanepenin üzerine battaniye bıraktı.
"Burada uyuyabilirsin."
Minho battaniyeye baktı. Sonra Jisung'a. Sonra tekrar battaniyeye.
"Ben senin odanda uyumaya alışkınım."
Jisung'un yüzü birkaç saniye boş kaldı. Sonra bir yastık fırlattı.
"Defol."
Minho kahkahaya boğuldu. Ama o gece uzun süre uyuyamadılar. Çünkü ikisi de karanlıkta tavana bakarken aynı şeyi düşünüyordu. Birbirlerini yeniden buldukları gerçeğini ve bunun ne kadar mucizevi olduğunu düşünerek uykuya daldılar. Sabah olduğunda ilk uyanan Jisung oldu. Gözlerini araladığında birkaç saniye boyunca tavana boş boş baktı, sonra dün olanları hatırladı. Minho. Gerçek. İtiraflar. Ve yeniden başlayan hayatları. Yatağından doğrulup odasının kapısını açtı. Salon sessizdi. İlk başta Minho'nun gittiğini sandı ama sonra koltuğun arkasından çıkan koyu renk saçları gördü. Minho gece boyunca kanepede uyumak yerine yere kaymıştı. Battaniyenin yarısı üstündeydi, yarısı yerdeydi. Jisung birkaç saniye ona baktıktan sonra istemsizce gülümsedi.
"Gerçekten kedisin sen."
Minho gözlerini açmadan konuştu.
"Duyuyorum."
Jisung irkildi.
"Uyumuyor muydun?"
"Uyuyordum."
"Bu mantıklı değil."
"Benim bütün varlığım mantıksız zaten."
Jisung kahkahasını tutamadı. Minho sonunda gözlerini açıp doğruldu. Bir anlığına bakışları buluştu. Eskiden böyle anlarda Jisung'un içi acırdı, şimdi ise göğsünün içinde sıcak bir şey hissediyordu. Bir aidiyet duygusu, bir eksikliğin tamamlanması gibi. O gün birlikte kahvaltı yaptılar, markete gittiler ve sonra hiçbir şey yapmadan saatler geçirdiler. Ama günün sonunda ikisi de mutluydu çünkü birbirlerinin yanında olmak yetiyordu. Akşamüstü dışarıda yürürlerken hava oldukça soğuktu. Jisung ellerini montunun cebine sokmuştu, Minho ise her zamanki gibi etrafa bakıyordu. Bir anda yol kenarında duran küçük bir kedi gördü ve adımları durdu. Kedi de ona baktı. Birkaç saniye boyunca birbirlerini izlediler. Jisung bunu fark edip gülümsedi.
"Ne oldu?"
Minho gözlerini kediden ayırmadı.
"Bilmiyorum."
Kedi yavaşça ona doğru yürüdü ve hiç çekinmeden bacağına sürtündü. Minho olduğu yerde donup kaldı. Jisung bunu görünce gülmeye başladı.
"Kediler seni seviyor."
"Sanırım."
"Sanırım mı?"
Minho başını eğdi.
"Belki hissediyorlardır."
"Neyi?"
Minho birkaç saniye sustu, sonra küçük bir gülümsemeyle cevap verdi.
"Onlardan biri olduğumu."
Jisung tekrar kahkahaya boğuldu ama gülüşü yavaşça kayboldu. Çünkü o an Minho'nun yüzündeki ifadeyi fark etmişti. Orada özlem vardı, hüzün vardı ve biraz da yalnızlık vardı. Jisung sessizce yanına yaklaşıp parmaklarını onun parmaklarına dokundurdu. Minho ona baktı.
"İyi misin?"
Minho başını salladı.
"Evet."
Ama bu kez yalan söylediğini ikisi de biliyordu. O gece eve döndüklerinde Jisung dayanamadı.
"Eski hayatını özlüyor musun?"
Minho durdu. Sorunun cevabı kolay değildi. Uzun süre konuşmadı. Sonra yavaşça kanepeye oturdu.
"Bazen."
Jisung sessizce dinledi.
"Güneşte uyumayı özlüyorum."
"..."
"Pencerede oturmayı özlüyorum."
"..."
"Sen ders çalışırken masanın üstüne çıkıp seni sinirlendirmeyi özlüyorum."
Jisung'un dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. Minho da gülümsedi ama gözleri aynı şekilde gülmüyordu.
"Fakat..."
Jisung başını kaldırdı.
"Şimdi sahip olduğum şeyleri kaybetmek istemem."
Jisung'un kalbi hızlandı.
"Ne gibi?"
Minho birkaç saniye sustu, sonra dürüstçe cevap verdi.
"Seni."
Oda sessizleşti. Jisung'un nefesi düzensizleşti. Minho bakışlarını kaçırdı çünkü hâlâ buna alışamamıştı; bir insan olarak sevmeye ve bir insan gibi sevilmeye. Jisung yavaşça yanına oturdu. Omuzları birbirine değdi. Hiçbiri geri çekilmedi. Bir süre boyunca sadece sessizce oturdular. Sonra Jisung başını yavaşça Minho'nun omzuna yasladı. Minho'nun kalbi neredeyse yerinden çıkacaktı ama kıpırdamadı çünkü bu anı bozmak istemiyordu. Dışarıda rüzgâr esiyordu, saat ilerliyordu ama ikisi de zamanı umursamıyordu. Çünkü yıllar boyunca birbirlerini kaybetmişlerdi. Şimdi ise ilk kez gerçekten aynı yerdeydiler. Ve ikisi de içten içe aynı şeyi düşünüyordu. Eğer bu bir rüyaysa... Lütfen henüz uyanmayalım.