İçeriğe geç

Hayat Kedisi.

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Hayat Kedisi.

Bölüm 5

5. Bölüm

O akşam eve dönerken ikisi de alışık olmadıkları bir sessizliğin içindeydi. Ama bu sessizlik eskisi gibi ağır değildi. Söylenmemiş sözlerle dolu değildi. Tam tersine, söylenecek o kadar çok şey vardı ki hangisinden başlayacaklarını bilmiyorlardı. Jisung yürürken birkaç kez gizlice Minho'ya baktı. Hâlâ inanamıyordu. Karşısındaki kişi gerçekten Minho'ydu. Ama aynı zamanda değildi. Yüzü farklıydı. Sesi farklıydı. Gülüşü farklıydı. Yine de bazı şeyler hiç değişmemişti. Bakışları. Sabırlı oluşu. Sessizce yanında durabilmesi. Ve onu her şeyden daha önemli görmesi. Apartmanın önüne geldiklerinde ikisi de durdu. Normalde burada vedalaşırlardı. Ama bu gece hiçbir şey normal değildi. Minho ellerini cebine soktu.

"Sanırım gitmeliyim."

Jisung başını salladı. Ama kapıya yönelmedi. Minho da gitmedi. Birkaç saniye sonra ikisi de aynı anda güldü.

"Neden hâlâ buradayız?"

diye sordu Jisung.

"Bilmiyorum."

"Aslında biliyorsun."

"Evet."

Bir süre daha öylece durdular. Sonunda Jisung derin bir nefes aldı.

"Yarın gelir misin?"

Minho'nun yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

"Gelirim."

"Söz mü?"

Minho'nun gözleri yumuşadı.

"Bu kez gerçekten söz."

Jisung nedenini bilmeden boğazında bir düğüm hissetti. Çünkü yıllar önce de buna benzer bir söz vermişti kendine. Kedisini sonsuza kadar koruyacağına dair. Ama hayat ona bu şansı vermemişti. Şimdi ise kader sanki ikinci bir fırsat sunuyordu. Sonraki haftalar hayatlarının en tuhaf ama en güzel günleri oldu. Gerçeği öğrendikten sonra her şey değişmişti. Ama aynı zamanda hiçbir şey değişmemişti. Minho hâlâ Minho'ydu. Jisung hâlâ Jisung. Birlikte kahve içiyorlardı. Film izliyorlardı. Yürüyüşe çıkıyorlardı. Ama artık aralarında görünmez bir duvar yoktu. Bir gün Jisung dayanamadı.

"Bir şey soracağım."

Minho koltuğun köşesine kıvrılmış halde ona baktı.

"Sor."

"Öldüğünde ne hissettin?"

Odanın havası bir anda değişti. Minho birkaç saniye sustu. Yüzündeki gülümseme kayboldu. Jisung hemen pişman oldu.

"İstemiyorsan cevap verme."

"Yok."

Minho yavaşça başını salladı.

"Sorabilirsin."

Derin bir nefes aldı. Sonra tavana baktı.

"Canımın yandığını hatırlamıyorum."

Jisung sessizce dinledi.

"Sadece yorulmuştum."

"Yorulmuş mu?"

"Evet."

Minho hafifçe gülümsedi.

"Son gördüğüm şey sendin."

Jisung'un kalbi sıkıştı. Minho devam etti.

"Ağlıyordun."

"..."

"Ve ben üzülmüştüm."

"Çünkü gidiyordun?"

"Hayır."

Minho ona baktı.

"Çünkü sen üzülüyordun."

Jisung gözlerini kaçırdı. Bir şey söyleyemedi. Çünkü bu cevap tam da ona aitti. Minho'nun her zaman yaptığı şey buydu. Kendinden önce onu düşünmek. Bir süre sonra Jisung eski fotoğraf albümlerini çıkarmaya başladı. Tozlanmış kutular. Eski oyuncaklar. Yıpranmış battaniyeler. Ve yüzlerce fotoğraf. Minho ilk başta bakmak istemedi. Ama sonunda Jisung onu zorla yanına oturttu.

"Bak şuna."

Minho fotoğrafa baktı. Küçücük bir yavru kediydi. Kocaman kulakları vardı. Ve kameraya öfkeli öfkeli bakıyordu. Jisung kahkaha attı.

"Çok çirkindin."

"Hey."

"Gerçekten çirkindin."

"Bu hakaret sayılır."

Jisung gülmeye devam etti. Minho da istemeden güldü.

Uzun zamandır ilk kez geçmişi düşündüğünde canı yanmamıştı. Çünkü artık geçmiş yalnız değildi. Yanında gelecek de vardı. Aylar geçmeye başladı. Mevsim değişti. Ağaçların yaprakları renk değiştirdi. Sonbahar geldi. Bir gün Jisung okuldan döndüğünde kendini kötü hissediyordu. Başarısız geçen bir sınav. Arkadaşlarıyla yaşadığı bir tartışma. Ve sebepsiz yere çöken bir yorgunluk. Kapıyı açıp içeri girdiğinde doğrudan koltuğa uzandı. Telefonu çaldı.

Minho:

"İyi misin?"

Jisung şaşkınlıkla ekrana baktı.

"Nereden anladın?"

"Bilmiyorum."

İkisi de birkaç saniye sustu. Sonra aynı anda gülümsediler. Çünkü cevabı biliyorlardı. Minho yıllarca onun ruh halini anlamıştı. Şimdi de anlayabiliyordu. Aradan geçen ölüm bile bunu değiştirememişti. Yarım saat sonra kapı çaldı. Minho elinde sıcak içeceklerle gelmişti. Jisung kapıyı açar açmaz gülümsedi.

"Bazen seni korkutucu buluyorum."

"Neden?"

"Çünkü her şeyi hissediyorsun."

Minho omuz silkti.

"Buna alışkınım."

"Nasıl yani?"

Minho hafifçe güldü.

"Yıllarca seni izledim."

Jisung'un yüzü kızardı.

"Bu hâlâ kulağa korkutucu geliyor."

Zaman ilerledikçe Jisung'un içinde başka bir korku oluşmaya başladı. Bir gece bunu sonunda dile getirdi.

"Ya tekrar gidersen?"

Minho sessizleşti. O soru ikisinin de aklındaydı. Ama ilk kez sesli söylenmişti. Jisung gözlerini yere indirdi.

"Bir kez kaybettim."

Sesi küçüktü.

"İkinci kez yaşayabilir miyim bilmiyorum."

Minho'nun kalbi sızladı. Yanına oturdu. Bir süre konuşmadı. Sonra yavaşça elini Jisung'un elinin üzerine koydu.

"Ben de korkuyorum."

Jisung başını kaldırdı.

"Sen de mi?"

"Evet."

"Neden?"

Minho acı bir şekilde gülümsedi.

"Çünkü bu hayatın bana ne kadar süre verdiğini bilmiyorum."

Sessizlik.

"Pişman olduğum tek şey var."

"Neymiş?"

"Sana daha erken gelmemek."

Jisung'un gözleri doldu. Minho başını salladı.

"Kaybettiğimiz zaman geri gelmiyor."

"Hayır."

"Ama elimizde olan zaman var."

Jisung yavaşça gülümsedi.

"Evet."

"O yüzden onu boşa harcamayalım."

O geceden sonra ikisi de farklı yaşamaya başladı. Daha çok fotoğraf çektiler. Daha çok dışarı çıktılar. Daha çok güldüler. Bazen sebepsiz yere gece yürüyüşlerine çıktılar. Bazen saatlerce çatıda oturup yıldızları izlediler. Bazen de hiçbir şey yapmadan aynı odada vakit geçirdiler. Çünkü sonunda anlamışlardı. Mutluluk her zaman büyük şeylerden oluşmuyordu. Bazen sadece sevdiğin kişinin yanında oturabilmekti. Bir kış gecesi yoğun kar yağarken pencereden dışarı bakıyorlardı. Şehir beyaza bürünmüştü. Jisung sıcak çikolatasını tutarken birden konuştu.

"Mutlu musun?"

Minho ona baktı. Sorunun cevabı o kadar basitti ki.

"Evet."

"Hem de gerçekten?"

"Evet."

"Neden?"

Minho penceredeki yansımasına baktı. Sonra Jisung'a döndü. Çok yumuşak bir sesle konuştu.

"Çünkü bir zamanlar en büyük korkum seni yalnız bırakmaktı."

Jisung sessizce dinledi.

"Şimdi ise yanında oturuyorum."

Kar taneleri camın dışına vuruyordu. Oda sıcacıktı. Ve uzun zamandır ilk kez ikisi de geleceği düşündüklerinde korku hissetmiyordu. Belki hayat hâlâ belirsizdi. Belki yarın ne olacağını bilmiyorlardı. Ama o an önemli değildi. Çünkü yıllar boyunca birbirlerini kaybetmiş, özlemiş, aramış ve sonunda yeniden bulmuşlardı. Ve bazen bir insanın ihtiyacı olan tek şey buydu. Kendini ait hissettiği yere geri dönebilmek.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.