Selin'le kaldırımda yan yana yürürken, kalabalığın içinde bir anlığına her şey yavaşladı.
Can'ı fark ettiğim an, ayaklarım sanki yere yapıştı. O da bizi gördü. Bakışları
önce selin'e sonra bana kaydı. kısa bir şaşkınlık... Ardından tanıdık o sakin ifade.
Selin dirseğiyle hafifçe bana dokundu.
"Hayat sürpriz yapmayı seviyor," dedi alçak bir ses tonuyla.
Can bize doğru bir kaç adım attı.
"Merhaba," dedi. Sesi sakindi ama gözleri benim üzerimde
gereğinden uzun kaldı.
"Merhaba," dedim. Kelime ağzımdan çıkarken kalbim çoktan hızlanmıştı.
Selin gülümsedi.
"Biz biraz dolaşıyorduk," dedi. "Tesadüf oldu."
Can başını salladı.
"Öyle görünüyor."
Kısa bir sessizlik oldu. Yağmurdan sonra hava serinlemişti.
ama içimdeki sıcaklık bununla ilgili değildi. Tam o sırada Can'ın telefonu titredi. Ekrana bir an baktı.
İçim sıkıştı.
İstemeden sahildeki o kız geldi aklıma.
Can telefonu cebine geri koydu.
"Gitmem gerekiyor," dedi.
Bunu söylerken gözlerini benden ayırmadı.
"Tabi," dedim. Sesim olduğundan daha soğuk çıktı.
Selin hemen araya girdi.
"Görüşürüz o zaman.
Can başıyla selam verdi.
"Görüşürüz."
Arkasını dönüp uzaklaşırken gözlerim onu takip etti. Ne sorduğum bir soru vardı ne de aldığım bir cevap. Sadece içimde büyüyen, adı konmamış
bir şey.
Selin bana baktı.
"Bak," dedi. "Bu kesinlikle bir bitiş değildi."
"Bitiş mi?" dedim. "Bir şey başlamadı ki."
Selin gülümsedi.
"İşte asıl sorun da bu."
Yürümeye devam ettik.
Ama ben hala bir adım geride, aklım Can'ın bakışlarında kalmıştı.
Bazı karşılaşmalar cevaptan çok soru bırakır.
"Sizce Elif bu nokta da geri mi durmalı, yoksa bir adım atmalı mı?"
