İçeriğe geç

HAYALLERİN ARASINDA

Bölüm 4 · 3 dk okuma

HAYALLERİN ARASINDA

Bölüm 4

"Camın ardında ki gerçek"

Can'ın arkasından bakarken fark ettim;

bazı insanlar giderken bile bir şey bırakıyordu.

Benim için bıraktığı şeyin henüz bir adı yoktu ama ağırlığı vardı.

"Bakma artık," dedi Selin.

Sesinde ki şaka eksikti. Bu kez oyalamak istemiyordu.

"Bakmıyorum," dedim.

Ama gözlerim hala ordaydı.

Yürümeye devam ettik. Sokak kalabalıktı ama ben sanki herkesin içinden geçip tek başıma yürüyordum.

Can'ın telefonu...

O kısa titreşim...

Aklımda dönüp duran tek şey buydu.

"Selin," dedim sonunda, insan hiç tanımadığı birine bu kadar takılabilir mi?

Selin durdu.

"Takılmaz," dedi. Ama "hissetmeye başlar."

Bu cevap içimi rahatlatmadı.

Tam tersine, bir karar vermem gerektiğini hatırlattı.

Eve döndüğümde aynadaki yansımama uzun süre baktım.

Yorgundum. Ama bu yorgunluk uykusuzluktan değildi.

Kendime verdiğim savaştandı.

Telefonu elime aldım.

Bir an mesaj atmayı düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

Vazgeçmek bazen daha kolaydı.

Ama kolay olan her zaman doğru muydu?

Telefonu sehpanın üzerine bıraktım.

Mesaj atmamak için kendimle anlaşmıştım.

Bu hikayede ilk adımı atan ben olmayacaktım.

Çaydanlıktaki su kaynamaya başlayınca telefon titreşti.

Bir an yerimden kıpırdayamadım.

Kalbim, beynimden önce davrandı.

Ekrana baktım.

Can.

Selin'den aldığı numarayı tahmin etmek zor değildi.

Zor olan mesajı açmaktı.

"Bugün konuşamadık.

Yanlış bir yerde duruyormuşuz gibi geldi.

Eğer vaktin varsa, yarın bir kahve içmek isterim."

Mesaj kısa ama fazlasıyla netti.

Ne bir açıklama vardı, ne bir savunma.

Sadece bir davet.

Sahildeki o kız...

Telefon titreşimi...

Hepsi bir anda anlamını yitirdi mi, yoksa daha mı büyüdü?

Telefonu elimde tutum.

Cevap yazmadım.

Ama bu kez kaçmak istemediğimi fark ettim.

Bazı sorular cevaplanmak için sorulmazdı.

Karşına çıkarılırdı.

Ve Can ilk adımı atmıştı.

Telefonu tekrar masaya bıraktıktan sonra evin içinde amaçsızca dolaştım.

Mesaja cevap vermemiştim.

gece olduğunda hala düşünüyordum.

o sırada uyuyakalmışım.

Sabah olup gözlerimi açtığımda aklıma Can'ın mesajı geldi.

Gidip, gitmemek arasında kalmıştım ama sonra içimde ki ses gitmemi istiyordu, ve gitmeye karar verdim.

hemen hazırlandım ve evden çıktım.

O kadar farklı duygular içerisindeydim ki heyecan, korku, mutluluk hepsini aynı anda yaşıyordum.

Hava serindi.

Adımlarım yavaştı.

Sanki gecikirsem kararımda değişebilirdi.

Can'ın söylediği kafeye yaklaştığımda kalbim yeniden hızlandı.

İçeri girmeden önce camdan baktım.

Ve o an...

Can'ı gördüm.

Ama yalnız değildi.

Yanında bir kız vardı.

Yakındı.

Çok yakındı.

Gülüyordu Can.

Benimle konuşurken hiç görmediğim kadar rahat, hiç saklamadığı bir gülümsemeyle.

Kız ona bir şey söylüyor, Can başını eğip dinliyordu.

Mideme bir ağrı girdi.

Demek ki sahildeki oydu.

Demek ki mesaj...sadece bir kibarlıktı.

Bir an içeri girip yanlarına gitmeyi düşündüm.

Sonra vazgeçtim.

Bazen kendini korumak, cevap almaktan daha önemliydi.

Arkamı döndüm.

Adımlarım bu kez daha hızlıydı.

Kalbimle mantığım aynı yönde ilerliyordu: uzaklaş.

Tam o sırada,

Can başını kaldırdı.

Göz göze geldik.

O an zaman durdu.

Ne ben adım atabildim ne o.

Bakışlarında şaşkınlık vardı.

Sonra bir şey daha...

Panik mi? Acele mi?

Can ayağa kalktı.

Ama ben çoktan yürümeye başlamıştım.

"Elif!" dediğini duyar gibi oldum.

Ama durmadım.

Duymak istemediğim şeyler vardı.

Arkamdaki adım sesleri bana yaklaşıyordu.

Bir anda, birisi kolumdan tuttu.

kalbim yerinden çıkıyordu sanki bu kişi Can'dı

"Elif, dur yanlış anladın."

Bazen bir şeyin yanlış olduğunu anlamak için açıklamaya gerek yoktu.

Gördüklerin yeterli oluyordu.

Yada ben öyle düşünmüştüm.

Elif gerçekten gördüğünü mü sandı,

yoksa yine her şeyi yarım mı bıraktı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.