İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 38 · 8 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 38

38. Bölüm👻

8 yıl sonra...

''01.03.2032

Cuma

Sevgili günlük,

Seni elime aldığım günün üzerinden yıllar geçti. İlk tuttuğumda, sayfalarını ilk çevirdiğimde bu günlük hiç bitmez diye düşünmüştüm. Bir ansiklopediyle yarışır kalınlıkta olduğunu hesaba katarsak böyle düşünmem çok normaldi. Sayfalarını asla dolduramaycağımdan emindim ama şimdi şu halimize bak.

Tamamlanmak üzeresin.

Hayatımın bir parçası yaptım seni. Senin sayfalarını çevirecek herhangi bir insan beni okuyacak. En saf, en savunmasız halimi... En unutamadığım, benim için en değerli anılarımı okuyacak. Sırlarımı görecek, kimseye anlatmadığım şeyleri bilecek.

Nereden nereye diye düşünüyorum bazen. Öyle şeyler yaşadık, öyle şeyler atlattık ki...

Bazı olaylar hâlâ gerçek dışı gibi geliyor bana.

Bugün benim doğum günüm. İlk defa gün yeni başlamışken ve henüz bir şey yaşanmamışken yazıyorum sana. Gece yarısını yeni geçtik. Bugün neler yaşayacağım hiçbir şeyin garantisi yok. Yine de yazmak istedim. Bugün için değil, geçen tüm yıllar için yazmak istedim.

Gerçek dışı gibi gelen olaylardan birine geleyim en iyisi. Benim psikolog olmam... Çok saçma değil mi? Bir ara kendi psikolojisini bile hizaya sokamayan ben çokça sevilen ve tercih edilen bir psikolog oldum. Buna hâlâ inanamıyorum. Buna rağmen halimden çok memnunum. Bu noktaya gelmemi sağlayan her şeye ve herkese minnettarım. Kendimle gurur duyuyorum.

Bir şeyleri başarmış olmanın hafifliği var üzerimde.

Bir başka gerçek dışı gibi gelen olay ise nişanlanmış olmam... 25 yaşımdayım. Mesleğime başlayalı çok olmadı fakat hayatımın aşkını erken bulmuş olmam benim için büyük bir şanstı. Babamın ilişkimi kabullenme süreci, isteme, söz, yakın zamanda nişanlanmış olmam çok tuhaf geliyor hâlâ bana. Değil ki tüm bunları aşık olduğum adamla yaşamak...

Çağrı... Çağrı'm... Sevgilim... Bir zamanlar bana imkansızım gibi gelen o adam...

Liseyi bitirdikten sonra bana anlatması gerek şeyler olduğunu söyleyip de evine çağırdığı gün daha dün gibi aklımda. Onun o şekilde yaşadığını, ne kadar zor zamanlardan geçtiğini o anlatana kadar bilmiyordum. Bilmemeyi bırak aklımın ucuna bile getirmemiştim.

Babasından nefret etmiştim, annesini kınamıştım. Az daha anne dediği ama annelik ne demek bilmeyen o kadın yüzünden ölecekti bir zamanlar. Sırf birkaç kuruş için bulaştığı adamlar yüzünden benim canımdan bir parça olan Çağrı'm zarar görmüştü.

Bu tarz şeyleri hâlâ aklım almıyordu mesela.

O gün bir söz vermiştim. Hayatı boyunca yaşadığı tüm o sevgi eksikliğini bir daha hayatı boyunca yaşamaycağına dair söz verdim.

Zorlanmıştık. Yorulmıştuk. Yine de her şeye rağmen atlatmıştık o günleri. Bitmişti.

Çağrı da ben de Kayra da ailelerimizi bulmuştuk. Annemle babam hepimize aile olmayı başaran örnek alınası ebeveynlerdi. Saf sevginin kaynaklarıydı.

İçimde hâlâ hafif pişmanlık vardı. Onların yüzlerine kapattığım kapılar aklıma geldikçe pişman oluyordum. Neyse ki artık telafi etmek için çabalayabiliyordum.

Şimdi gel gelelim Kayra'ya...

Kayra'nın başarıları akıl alır gibi değildi. Üniversiteyi zamanından önce bitirmiş, iş yerini kurmuştu. Başarıdan başarıya atlıyordu. Nefes almaya bile zamanı yoktu. Ona imreniyordum çoğu zaman. Hiçbir zaman onun kadar çalışkan ya da hırslı olamamıştım ben. O çalışırdı ben yatardım. Çabalarına değmişti ama. Şimdi önceden yaşayamadığı hayatını istediği gibi doya doya yaşıyordu.

O da bana anlatmıştı yaşadıklarını. Zorluklarını... Nasıl öldüğünü de anlatmıştı. Yüreğim kaldıramamıştı. Onu dinlerken kendime kızdığımı hatırlıyorum. Bazı insanlar onca acıya rağmen yaşamaya çalışırken benim bir zamanlar canıma kıymayı düşündüğüm için kendimden utanmıştım.

Saatlerce hıçkıra hıçkıra ağlamıştım o gün. O yaşadığı hiçbir kötü şeyi hak etmemişti.

O günler de geçmişti artık. Sızısı kalsa da arkamızda bırakmıştık bir şekilde.

Beyza ve Can... Her şeyin bir tesadüften doğduğuna tanık olmamı sağlayan o ikili... İlk tanıştıkları günden sonra giderek yakınlaşmışlardı. Şimdi de evlilerdi. Ciddi ciddi evlenmişlerdi. Bu... Bu benim için hâlâ büyük bir şok sebebiydi. Evliliklerinin bu kadar hızlı olacağını hiç düşünmemiştim ama olmuştu işte. Mutlulardı, birbirlerini seviyorlardı... Daha ne olsundu?

Ablam olduğu yerde sayıyordu. Hayatında hiçbir gelişme yoktu. İşten eve, evden işe. Hayatında ne bir aksiyon ne bir atraksiyon... Hep aynı. Bundan memnun değildi elbette. O da istiyordu mutlu olmak, aşık olmak ama hayat ona diyordu yav he he.

Annemle babam her zamanki gibi. Biliyorsun. Hallerinden memnunlar. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın gibisinden.

Aaa söylemeyi unuttum sevgili günlük! Sabaha karşı tatile gideceğiiiz. Valizlerim hazır. Günübirlik Antalya'ya gideceğiz. Belki zamanı değil ama herkesin tatili nasıl olduysa bugüne denk gelebildi. Orada kutlayacağız doğum günümü. Hem sadece benim doğum günüm değildi bu. Kayra'nın da doğum günüymüş. Bunu da yeni söyledi sayılır bize. Yıllardır hep geçiştiriyordu nedense...

Şükür ki öğrendik ve ilk defa doğum günlerimizi birlikte kutlayacağız.

Bunun için heyecanlıyım.

Şimdi gidip uyuyayım biraz. Malum yarın çok enerjiye ihtiyacım olacak. Sana yine yazabilecek miyim bilmiyorum sevgili günlük. Çok az sayfan kaldı. Bitirmeye korkuyorum...

Eylül...''

''Kız Çağrı yavrum on saattir bekliyor seni! Kalk artık!'' Annemin sesiyle huysuzca kıpırdandım yatakta. Ne beklemesi ne Çağrı'sı anne ya! Uyuyorum ben daha.

Yorganı kafama kadar çekip uykuma devam etmeyi amaçlamıştım ki odamın kapısı açıldı.

Duymamış gibi yaptım.

Birden yorganın üzerine bir ağırlık çöktü ve ben altında ezildim. Nefesimin kesildiğine yemin edebilirdim.

Sinirle yorganı yüzümden çektim. Gözlerim bana bakıp şirin şirin sırıtan Çağrı'yı bulduklarında saniyesinde yumuşamıştım. Artık sinirli değildim ama hâlâ eziliyordum.

Çağrı tam bir sporsever insan olarak cüssesini büyüttükçe büyütmüştü. Bense çok değişmemiştim. Boyuma uygun kilomla sağlıklıydım ama bu adamla baş etmem mümkün değildi bile.

''Uyandın mı bakayım güzelim?''

Sırıtırken göz devirdim. ''Uyandım da üzerimde böyle uzanmaya devam edersen nefes alamadığım için sonsuz uykuya dalacağım haberin olsun.''

Kıkırdayıp biraz bedenini yükseltti. Ellerini başımın iki yanından uzatarak yatağa yasladı ve üzerimde şınav pozisyonu aldı. Böylece üzerimdeki ağırlığı kalkmıştı.

Ama bu defa nefesimi kesen başka bir olay yaşanıyordu. Çağrı'nın yüzü benimkinin hemen dibindeydi. Giderek de yaklaşıyordu. Bu açık bir saldırıydı.

''Daha iyi mi böyle?'' diye sordu yaramaz bir sesle. Ne yaptığının gayet farkındaydı ve bundan muazzam bir zevk alıyordu utanmaz.

Bakışlarımı kaçırdım. ''Kalk da kalkayım artık. Geç kalıyorduk hani?''

''Bazı şeyler için hâlâ zamanımız var ama...'' dedi yeşil gözleri dudaklarımdayken. Bu çocuk niyeti iyice bozmuştu sabah sabah.

Bir şey demeden ona öylece baktığımda dudaklarını benimkilere bastırdı ufaktan. Reddedecek değildim. Seviyordum beni öpmesini. O sıcaklığını seviyordum kesinlikle.

Öpücüğünün baskısı biraz daha artmıştı ki annemin sesi duyuldu. ''Uyandıramadın mı bizim uykucuyu oğlum?''

Çağrı saniyesinde geri çekildi. ''Uyandı anne. Geliyoruz şimdi.'' diye cevap verdi uslu uslu.

''İyi iyi hadi gelin de kahvaltı edin o zaman.''

Çağrı dudaklarını büktü. ''Ben zaten olabilecek en güzel kahvaltıyı yemek üzereydim be anneciğim.'' dedi kısık ve üzgün bir sesle.

Kıkırdayıp onu biraz ittirdim. ''Şansına küs.'' deyip ayağa kalktım. O da şekeri elinden alınmış çocuk gibi üzgün üzgün oturdu yatağın üzerinde.

Rutin işlerimi halledip hazırlanana kadar annemle Çağrı çoktan kahvaltı masasına geçmişlerdi. Sesleri geliyordu.

Mutfağa girdiğimde beklemediğim biriyle daha karşılaştım Kayra da buradaydı. Tuhaftı. Sesi hiç gelmemişti.

''Günaydın!'' dedim neşeyle herkese.

Onlardan da benzer karşılıklar aldığımda Çağrı'nın yanındaki benim için ayrılmış boş sandalyeye geçtim.

Ablamla babamın sofrada olmadıklarını fark ettiğimde anneme döndüm. ''Babamla ablam yoklar mı?'' diye sordum, sesimdeki hayret son derece belirginken. Onlar normalde yemek sofralarını asla kaçırmazlardı. Haliyle şaşırmıştım ben de.

''Ablanın iş yerine gittiler. Babanın birkaç kredi işi mi varmış ne onu kapatacaklarmış.'' İşte kızının bankacı olmasının faydaları...

Başımı anlamışım gibi salladım ve muteşem kahvatı sofrasına baktım. Börekler, poğaçalar, salatalar, bal, kaymak ne ararsak vardı yine. Bu görüntü iştahımı iyice açmıştı.

Tabağımı ağzına kadar doldurup hızlı hızlı yemeye başladım. ''Kız yavaş ye. Boğulacaksın.'' Haklıydı kadın. Hayvan gibi yiyordum. Biraz yavaş gitsem iyi olacaktı.

Hızımı düşürdüğüm sırada Kayra'yla göz göze geldik. Gülümsüyordu. Aklından geçirdiği şeyi anlamıştım. O da anladığımı anlamıştı. Çayını sakince içerken ben de ona gülümsedim.

''Eee? Nereden çıktı bu tatil planı durduk yere?'' diye sordu annem.

Çağrı öz güvenle yerinde dikleşti. Sırıtarak anneme cevap verdi. ''Benim fikrimdi anne. Yıllardır çalışıyoruz. Sınav, okul, üniversite, iş falan derken doğru düzgün nefes almayı unuttuk. Biraz kafa dağıtalım dedim. Hem Eylül ve Kayra'nın da doğum günü. Güzel denk geldi yani. Güzelce kutlarız hep beraber.''

Annem gururla gülümseyip Çağrı'nın kolunu sıvazladı. ''İyi düşünmüşsün yavrum. Tatil hep iyi gelir insanlara. Gidin eğlenin, gençliğinizin tadını çıkarın. Hep iş güç olmaz ki.''

Katılıyordum. Genç olsak bile hayatımız çok yoğun olduğundan gençliğimizin tadını çıkaramıyorduk. En azından her fırsatı değerlendirip kendimize zaman ayırmamız çok güzel olacaktı.

İşten güçten bahsederken kahvaltımızı bitirdik.

Evden çıkmaya yakın annem ''Bekleyin bi! Ay bugünlerde de her şeyi unutuyorum. Size hediyelerinizi vereyim gitmeden.'' dedi panikle. Yiaaa! Canım annem benim ya. Bir de hediye almış bize. O güzel kalbini yerim be kadın!

Yatak odasına gidip birkaç dakika oyalandıktan sonra yanımıza geldi geri. Bu sırada biz de ayakkabılarımızı giymiştik bile.

Bir bana bir de Kayra'ya birer paketlenmiş kutu verdi. İçinde ne olduğunu çok merak ediyordum.

Bu yüzden hiç zaman kaybetmeden açtım kutuyu. Önce en üstteki notu alıp okudum.

''İyi ki doğdun güzel kızım, canımın en değerli parçası. Annen seni çok seviyor. Diliyorum ki hayatının geri kalan zamanında hep mutlu ve huzurlu olursun. :) ''

Notu kutuya bırakıp hediyesine baktım. Toz pembe kayışları olan, zarif tasarımlı bir saatti. ''Ya anne!'' deyip boynuna asıldım. ''Bu çok güzeeeel. Çok teşekkür ederim.''

Sırtımı sevgiyle sıvazladı. ''Rica ederim güzel kızım benim. Güzel günlerde kullan inşallah.''

Ona gülümseyip geri çekildim.

''Ben sonra açacağım hediyeni anne. Teşekkür ederim.'' dedi Kayra kibarca. Sonra o da anneme benim gibi sıkı sıkı sarıldı. Annem ondan da sevgisini esirgemedi. Kendi öz çocuğu gibi skıca sarıldı ona.

''Nasıl istersen yavrum. Güzel günlerde kullan sen de.''

Çağrı birkaç kere öksürerek boğazını temizledi. ''Yani benim doğum günüm değil ama en azından bir kere sarılabilmeliyim ben de. Öyle değil mi?'' dediğinde annem kıkırdayıp eliyle 'Gel' işareti yaptı.

Çağrı'ya da sıkıca sarıldıktan sonra hepimize teker teker bakıp kocaman gülümsedi. ''Sizin gibi çocuklarım olduğu için çok şanslı bir anneyim. Allah'a emanet olun güzel yavrularım benim.''

Biz de çok şanslıydık. Onun gibi bir annemiz olduğu için...

Sevgi seansımız bittikten sonra onunla vedalaşıp Antalya'ya gitmek üzere yola çıktık.

***

Bölüm sonuu

Görüşürüüz minik hayaletleriiim

Bölüm sonu

2 yorum