Mirablaaar minik hayaletlerim
Nabersiniiiz?
***
Ortamda gerginlik üst düzeydeydi. Hepimiz salondaki masanın etrafında toplanmıştık. Önümüzde yemek dolu tabaklar... Negatif enerjiden dolayı ise kimse cüret edip de ilk lokmayı yiyemiyordu.
Kayra ve Çağrı yan yana oturmuş Can'a benim bile gerilmemi sağlayan bakışlar atıyorlardı. Nedense düşman bellemişlerdi çocuğu. Gariban Can ise onlara bakmamaya çalışarak onunla ilgilenip, ortamı yumuşatmaya çalışan Beyza'ya veriyordu dikkatini.
Beyza hevesle bir konuyu ona anlatırken bunu fırsat bilip çaprazımda kalan Çağrı'nın kolunu canını yakmayacak şekilde cimcikledim.
Anında bana döndü bakışları. 'Ne oldu?' dercesine baktı. Beyza ve Can'ı göz ucuyla kontrol ettikten sonra ona doğru eğildim. O da başını bana yaklaştırdı. ''Yapmayın böyle. Olur mu?''
''Ne yapmışız?'' dedi masum ayaklarına yatarak ama yerler mi? Yemezler.
Gözlerinden öfke, ön yargı falan akıyordu resmen.
''Yemek yiyeceğiz bak. Çocuğa böyle dik dik bakmayı bırakın.''
Gözleri Can'a kaydı. Memnuniyetsizce buruşturdu yüzünü. Bıkkın bir şekilde nefes verdim. Yok! Ne yapsam işe yaramayacaktı. Böyle mal mal bakıp rahatsız edeceklerdi çocuğu.
İş başa düşmüştü anlaşılan.
''Hadi başlayalım artık. Yemekler soğudu.'' dedim herkesin dikkatini üzerime çekerek. Neyse ki artık bundan rahatsız olmuyordum. Beyza bana minnet dolu bakışlar attı. ''Bence de başlayalım artık. Çok acıktım ben.''
Yine ilk adımı atarak tabağıma yiyecek bir şeyler koydum ufaktan. Tam yettiğini düşünüp yemeye başlayacaktım ki Çağrı ve Kayra aynı anda tabağıma birkaç parça et daha koydular. Bu tuhaf andan dolayı birbirimize anlamsız bakışlar attık biraz. Bu... Nasıl desem? Değişikti.
Durumu normalleştirmeye çalışarak yemeğimi yemeye başladım. Herkes de beni takip ederek yemeklerine gömüldü.
Dürüst olmak gerekirse son derece sıkıcı ve gergin bir yemek olmuştu. Lokamalar boğazımda dizilmişti resmen. Şu fantastik ikilinin elinden gelse bir saniye bile kaybetmeden kovarlardı çocuğu evden.
Can da bu durumun gayet farkındaydı belli ki. Çünkü zar zor, utana sıkıla yediği yemeği bitirir bitirmez müsaade isteyip gitmişti.
Beyza onu geçirmeye gittiği için ben Kayra ve Çağrı ikilisiyle baş başa kalmıştım. Onlara ters bakışlar attım. ''Neden böyle yaptınız? Ayıp değil mi? Bari bıraksaydınız da yemeğini rahat rahat yeseydi çocuk. Boğazına dizdiniz lokmaları. Gerçekten de çok ayıp. Misafirinizdi o sizin.''
İkisi de masummuş gibi göz kırpıştırdılar. Gören de yaptıklarından haberleri yok sanırdı. İlk savunmaya geçen Kayra olmuştu. ''Bizim misafirimiz değildi o. Sizin misafirinizdi.''
'Öyle mi?' dercesine hıhladım. ''Sonuçta buraya geldi çocuk. Sizinle aynı masada oturdu. Kibar davranmaya çalıştı. Bize yardım etti. Biz de teşekkür etmek için onu yemeğe davet ettik. Yeni taşınmış. Şimdi taşınma işleri falan derken epey yorulmuştur çocuk. Ne olmuş yani oturup iki lokma yediyse? Suç mu? Edebiyle geldi. Edebiyle gitti. Gerçekten de çok ayıp ettiniz ona.''
İkisi de bir süre boş boş baktılar bana. Sonra Çağrı'nın kaşları çatıldı. Durumdan giç hoşlanmamış gibi bir hali vardı. ''Güzelim sen şimdi neden bu çocuğu savunuyorsun?'' diye sordu gücenmiş gibi. Güzelim deyip kalbimi erittiği gerçeğini gözardı ederek kollarımı göğsümde bağladım.
''Özellikle onu savunmak için demiyorum bunu. Yani misafir gelmiş, biraz saygılı olsaydınız ne olacaktı?''
Çağrı huysuzca kıpırdandı yerinde. ''Bana gayet de onu savunuyormuşsun gibi geldi. İki dakika önce tanıdığın kişiye ha ayıp etmişiz ha saygılı davranmışız ne fark eder?''
Kayra da hemen başıyla onu onayladı. ''Kesinlikle katılıyorum. Hiç hazetmedim bu çocuktan. Durduk yere size yardım etmesi de saçma zaten. Beni arasaydın hemen gelirdim. Ne gerek vardı elin oğlunu işin içine karıştırmaya?''
Cidden hayretle bakıyordum artık onlara. Bu kadar odun olduklarını bilmiyordum. Bir de birbirlerini desteklemeleri yok mu! Kafayı yedireceklerdi bana.
''O elin oğlu dediğin Çağrı'nın komşusu yalnız. Yani isteseniz de istemeseniz de sık sık yüz göz olacaksınız. En azından saygılı olun. Yazık çocuğa.''
Çağrı'nın gözleri kocaman açıldı. ''Ona mı yazık? Asıl bana yazık be! Ben burada bıçaklanmışım, ölümle cebelleşiyorum bir de sevgilimizin yaptığına bak. Elin oğlunu savunuyor, onu düşünüyor, üstüne bir de beni azarlıyor. Oysa şimdi benimle ilgileniyor olman gerekiyordu.'' deyip elini karnına attı.
Büyük ihtimalle yara olan yere atacaktı elini ama becerememişti. ''Yalnız yaran diğer taraftaydı Çağrıcığım.'' Saniyesinde panikleyip elini doğru yere götürdü bu sefer. Canımı sıkmış olsalar da durumun absürtlüğü karşısında gülmek zorunda kalmıştım.
Kıskanmış mıydı şimdi o? Hoş hissettirmişti ama yine de oduncaydı. Yazıktı çocuğa.
''Neyse... Umarım bundan sonra kimseye bu kadar kaba davranmazsınız.'' deyip ayağa kalktım. Sofrayı ufaktan toplamaya başladım. Kayra da yardım etti hemen. Beyza henüz ortalarda yoktu. Can'la muhabbete dalmış olma ihtimali çok yüksekti. Ondan gerçekten hoşlanmış olmalıydı.
Onu tanımıyorduk ama umarım iyi bir çocuktur. Arkadaşım sevmişse mutlu olmasını isterdim.
''Bulaşıkları ben hallederim.'' dedi Kayra tezgaha yöneldiğimi gördüğünde. İtiraz edesim yoktu. Saygısız davranışlarının bedelini ödesindi.
'Tamam.' dercesine omuz silktim.
''Eylül...''
Ona baktım. Dudaklarını ıslattı. Biraz gerilmiş gibi bir hali vardı, söyleyecekleri vardı. Zaten Çağrı'nın olayının olduğu günden beri bir tuhaftı. Artık net bir şekilde konuşması iyi olacaktı. ''Efendim?''
''Sana söylemem gereken bir şey var.''
Tüm dikkatimi ona verdim. Önemli bir şey vardı. Belliydi. ''Söyle.''
Bakışlarını kaçırdı benden. Daha da meraklamıştım artık. Sonunda konuşmayı başardı. ''Ben bundan sonra burada kalacağım Eylül.''
Ona değişik değişik baktım. Burada kalacağını biliyordum zaten. Çağrı'yı yalnız bırakmayacağını söylemişti. Ben de kabul etmiştim. Neden tekrar söyleme zahmetine girdiğini anlayamamıştım.
''E bunu zaten biliyorum ya Kayra. Çağrı tam iyileşene kada-''
''Hayır, hayır. Öyle değil. Yani sadece o iyileşene kadar değil.'' Kaşlarımı çattım. ''Hep... Hep burada kalacağım.''
Anında gözlerim doldu. Bunu istemezdim. Nereden çıkmıştı şimdi? Çok saçmaydı. İstemiyordum. Ona alışmıştım. Evde olmadığı şu birkaç günde bile kendimi yalnız hissettiğim birçok an olmuştu.
''Sa-saçmalama Kayra. Ne alaka?''
Dolu gözlerime baktığı an acı çekiyormuşçasına yutkundu. ''Bunu yapmak zorunayım Eylül.''
''İzin vermiyorum. Olmaz.'' Sesim gittikçe titriyordu ve göz yaşlarım akmak için yer arıyorlardı. Bu söyledikleri hiç hoşuma gitmemişti. Gitmesine izin veremezdim. O benim için bir arkadaş, bir dost, ailemin bir üyesi olmuştu. Zor zamanlarımda hep yanımda olan kişiydi. Şimdi gidemezdi.
Yaralarıma yara bandı olduktan sonra onları söküp öylece gidemezdi.
Çaresizce baktı bana. Biraz yaklaştı. İki elini omzularıma yerleştirdi. ''Bunu yapmak zorundayım Eylül. Başka çarem yok.''
''Nedenmiş o? Saçmalıyorsun. Yapma lütfen.'' Gözlerimden birer göz yaşı süzüldü. ''Lü-lütfen bırakma beni.'' Bir iç çekti. Ellerini yanaklarıma getirip göz yaşlarımı usulca sildi.
''Seni bırakmıyorum ki kızım. Saçmalama. Sadece ben artık görünmez olamayacağım. Haliyle evinde kalmam mümkün olmayacak. Yine de hep yanında, hep etrafında olacağım.''
Omzuna bir yumruk geçirdim. Sinirlenmiştim. ''Salak mısın sen!? Hayaletsin. Hayaletler hep görünmez olabilir.'' Bir hıçkırık koptu boğazımdan.
Bileğimi nazikçe kavrayıp omzundan uzaklaştırdı. ''Evet. Öyleyim ama artık böyle olacak.''
Aklım almıyordu. Kabul etmek de istemiyordum. Tek istediğim şey yanımda kalmaya devam etmesiydi. ''Bahane üretme bana. Gerçek sebebini söyle!''
''Yemin ederim ki gerçek bu.''
'Neden?' diye saatlerce isyan edesim vardı. Bu dünya kırk senede bir bana bir güzellik verip ben daha ona doyamadan elimden almak zorunda mıydı? Benim şansım bu kadar mıydı? Daha fazla mutlu olmaya hakkım yok muydu? İlla bir şeyden fedakarlık etmek zorunda mıydım?
Saçlarımı nazikçe okşadı biraz. Koyu gözleri duygulu bakıyorlardı bana. ''Üzülme lütfen Eylülcüğüm. Aynı evi, aynı odayı artık paylaşamayacağız belki ama ben her zamanki gibi yanında olacağım yine. Her aradığında dibinde biteceğim.'' Aklına bir şey daha gelmiş olacak ki sırıttı. ''Hem yabancı bir evde de değilim ki. Sevgilinin evi. Sık sık gelisin nasıl olsa.''
Omuz silktim. Aynı şey değildi. Küçük çocuklar gibi oturup bağır çağır ağlamama ramak vardı. ''Bana ne? Bu çok saçma Kayra. Neden yani? Sen hayaletsin. Çok mantıksız. Böyle olmamalıydı.''
Gülümsedi. ''Ama oldu işte. Hayat sürprizlerle dolu işte.''
Ben böyle sürprizi...
Burnumu çekip ondan uzaklaştım. Musluğu açtım ve yüzümü birkaç kere avuç avuç suyla yıkadım. Biraz olsun daha iyi hissediyordum.
Bugünlerde her şey üst üste gelmiş gibiydi. Daha yeni mutlu olduk demeye kalmadan üst üste belalar yağmıştı. Eylül şansı işte. Ne olacaktı başka?
O gün bir daha bu konuyu hiç açmamıştık. Sessizce kendi içimde olayı sindirmeye çalışmıştım. Herkesle oturuken bile aklım başımda değilmiş gibi dalgındım sürekli. Beklemediğim yerden sınanıyodum yine. Aklım yeterince doluydu.
Çağrı'nın olayını merak ediyordum. Annesi olduğu söylenen kadının cenazesine bile neden gitmediğini merak ediyordum mesela ya da neden arkasından ağlamadığını, nasıl yaralandığını, dışarıda onun için herhangi bir tehlikenin olup olmadığını, ailesinin neden yanına gelmediğini...
Kayra'yı merak ediyordum. Artık neden görünmez olamadığını, doğruyu söyleyip söylemediğini, neden bugünlerde çok dalgın olduğunu, eski neşesinin nereye gittiğini...
Her şey tam anlamıyla bir anda karışmıştı. Bundan sonra da nasıl çözüleceği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Bir şekilde zaman akacaktı. Bir şekilde eksik parçaları öğrenecektik. Bazı şeylerin sebebini öğrenemeden kabullenecektik. Bu şekilde büyüyecektik.
Belki kalbimizde, aklımızda boşluklar kalacaktı. Her şeye rağmen mutlu olacaktık ama. Çünkü biz hep birlikte olacaktık. Tüm zorlukların bir bir üstesinden gelecektik.
En zor anlarımızı atlatmış gençlerdik biz.
Mutluluğu, huzuru, yaşamın amacını bilmeyen, hayattan kopmak isteyen bana hayat veren arkadaşlarım, ailem varken ben artık her zorluğu kolay kolay atlatabileceğimize inanıyordum.
Bunun doğru olup olmayacağını ise zaman bize gösterecekti.
***
Bölüm sonuu
Gelecek bölüm zaman atlaması olacak
Tabii bunun anlamı da malum diye düşünüyoruuum
Evet minik hayaletlerim finale yaklaşıyoruz yavaş yavaş
Daha kaç bölüm sürer kestiremiyorum ama çok uzun sürmeyecek diye düşünüyoruuum
Neyse bir sonraki bölümde görüşürüüüüz