Selaaam!
Naber?
İyi okumalaar dileriiim
***
Okuldan çıktığım gibi eve uğrayıp üzerimi hızlıca değiştirdim ve doğruca Çağrı'nın evinin yolunu tuttum. Bugün sonunda taburcu edilmişti. Sabah ona eşlik etmek istesem de devamsızlık haklarımın kalmaması sebebiyle yapamamıştım ne yazık ki.
Şükür ki çıkmıştı artık. Hastanede kaldığı günlerde içimde hep bir huzursuzluk vardı. O rahat olmadığı için ben de rahat olamıyordum. Onun için endişeleniyordum sürekli ama bunu da atltmıştık işte. Geçiyordu her şey bir anda. Ona soracağım şeyler vardı. Merak ettiğim şeyler vardı fakat tamemen iyileşmesini bekliyordum.
Şimdiyse tek amacım olabilecek kadar hızlı şekilde Çağrı'nın yanına gidip saatlerce yanında kalmaktı. Kayra'nın verdiği siparişleri halletmek adına bir markete uğradım önce. Bu sırada Beyza aramıştı. O da durumu öğrenmişti elbette. Geçmiş olsuna gelecekti. Muhtemelen şimdi de tam evin yolunu sormak için arıyordu.
Onu daha fazla bekletmeden açtım. ''Alooo? N'aber Eylül?''
''İyidir. Senden?''
''İyiiii. Ben dediğin mahalleye geldim ama devamını çıkaramadım.''
Tam tahmin ettiğim gibi... ''Otobüs durağında mı indin?''
''Aynen öyleee.''
''Karşı tarafa geç ve ilk sokaktan sağa dön. Orada bir market göreceksin. Ben oradayım. Yanıma gel, beraber geçelim sonra.''
''Tamamdıııır! Geliyorum hemen.'' deyip telefonu kapattı. Yine her zamanki gibi enerjikti. Bu kız beni kendine hayran bırakıyordu çoğu zaman. Gece uyurken enerji falan mı depoluyordu diye düşünmeden edemiyordum.
Mesela ben uyandıktan sonra dayak atmışlar gibi uyanıyordum sabah. Uyandıktan sonra bir daha dinlenmem gerekiyordu ve her türlü enerjisiz kalıyordum.
O gelene kadar birkaç şey almıştım bile. Kayra'nın dediğine bakılacak olursa Çağrı bıçak yarasından değil de açlıktan can verecekti yavrum. Bu yüzden mümkün olduğu kadar çok şey almaya çalışıyordum.
Birinin arkamdan sarılmasıyla biraz yalpaladım. Bu hareketin beklendiği kişinin kıkırtısı duyulunca ben de gülümsedim. ''Ben geldiiiiim!'' dedi neşeyle tatlı sesi.
''Hoş geldin.''
Bana sarılmayı bırakıp yanıma geçti. Önümdeki ağzına kadar dolmuş olan sepeti gördüğünde gözleri kocaman açıldı. Elini de hızlıca ağzına kapatıp ''Oha!'' diyerek tepkisini ortaya koydu. ''Amacın ne Eylülcüğüm? Ordu falan mı doyuracaksın? Tüm bunlar ne?''
Kıkırdadım. ''Kayra, Çağrı'nın evinde bir şey olmadığını söyledi. Ben de birkaç bir şey alayım dedim.''
İşaret parmağını sepete dikti. Henüz kocaman olan gözlerini ise bana çevirdi. ''Birkaç bir şey? Bu?'' Başımı usulca olumlu anlamda salladım.
Bir süre boş boş göz kırpıştırdı. Ciddiyetimi gördüğünde ise hiç yorum yapmadan sepettekileri incelemeye başladı. ''Bitti mi bari?''
''Yok. Birkaç şey daha alayım diyordum ben.'' dediğimde sakın dercesine elini kaldırdı. ''Alıyorsun almasına ama bunun bir de eve kadar taşıması var. Unutma.''
Lan!? Bu tamamen aklımdan çıkmıştı benim. Tüm bunları nasıl taşıyacaktık biz? Boş boş göz kırpıştırma sırası bana gelmişti.
''Şey... O zaman şimdilik bunları alalım sadece. Sonra bakarız.'' Beni başıyla onayladı ve sepeti kasaya doğru ittirdi hemen. Ödemeyi falan da yaptıktan sonra taşıma sırası gelmişti. Sen bize güç ver Allah'ım!
Beyza dört kocaman poşeti kaptı hemen. Geriye kaldı beş poşet. Hem de kocaman poşetler! Ben bunları taşısam ya fıtık olurdum ya kemiklerim falan kırılırdı. Yapacak bir şey yok Eylül! Kap şunları.
Bir elime iki poşeti aldım. İkincine ise bir taneyi zor aldım. Beyza'ya 'Ne yapacağız?' bakışı attığım sırada arkamdan bir el uzanıp iki poşeti birden kavradı.
Beyza'yla aynı anda kaydı gözlerimiz elin sahibine. Bizim yaşlarda görünen, uzun boylu, sarışın, mavi gözlü bir çocuktu.
''Bunlar sizin için biraz ağır olur sanırım?'' dedi bakışlarını bana çevirerek. ''Yardım etmeme izin veriri misiniz?'' Ooo! Kibar.
Beyza hiç düşünmeden cevap verdi. ''Ay çok iyi olur vallahi. Biz de kara kara nasıl hepsini taşıyacağız diye düşünüyorduk.''
Çocuk kocman gülümsedi. Sonra da eğilip Beyza'nın elinden iki poşet, benim elimden de bir poşet aldı. Ooo! Süper güçlü!
Marketten çıktığımızda ''Ne tarafa gidiyoruz?'' diye sordu.
''İki sokak ötede gideceğimiz ev. Seni de yoruyoruz ama...'' dedim mahcupça. Böyle bir şey yapma zorunluluğu yoktu sonuçta çocuğun. Bir tuhaf hissetmiştim. ''Kusura bakma.''
Başını 'Aşk olsun.' dercesine eğdi. ''Merak etmeyin. Centilmenlik ölmedi daha. Annem centilmen olmam gerektiğini, hanımefendilere karşı kibar olmam gerektiğini söylerdi hep. Beni bu şekilde büyüttü yani. Hakkını vermem gerekiyor. Öyle değil mi? Yani bu benim görevim. Seve seve yardım ederim size. Hem ben de iki sokak ötede oturuyorum zaten.''
'Öyle mi?' dercesine baktım ona. ''Yeni taşındım. Henüz temizlikle falan uğraşıyorum. Çok acıktım. Ondan yiyecek bir şeyler almaya çıkmıştım.''
''Aaa! E çok iyi. Biz de yemek yapacaktık zaten. Okuldan yeni döndük. Açız. Bize eşlik edersen çok memnun oluruz. Hem seni diğer arkadaşlarımızla da tanıştırırız. Hem de teşekkür etmiş oluruz. Ne dersin?'' Yuh Beyza ya! Çocuğu ilk kez görüyoruz. Kimin nesidir belli değil zaten. Bir yardım etti diye hemen evimize mi alacağız? Bu sosyallik düzeyi biraz fazla oldu sanki.
Çocuk kibarca gülümesedi. ''Yok ben hiç rahatsızlık vermeyeyim. Karşılık beklediğim için yardım etmedim ki hem. Yine de sağ ol teklif için.'' Beyza dudak büktü.
''Ne rahatsızlığı yaaa? Aşk olsun. Zaten hepimiz yaşıtız gibi. Tanışmış oluruz ne olacak? Hem Çağrı'nın yeni komşususun büyük ihtimalle. Arkadaş olursunuz belki. Hem ne demişler? Komşu komşunun külüne muhtaçtır. Değil mi ama?''
Beyza'ya anlamsız, boş bakışlar attım. Hayır yani bu neyin ısrarı? Derdini anlamak için çocuğa baktım biraz. Hm... Derdi belli olmuştu sanki. Yakışıklı çocuktu vesselam. Sarı saçlar, mavi gözler, açık renkli ten, sürekli gülümseyen surat... Etkilenmişti demek bizim zilli.
Çocuk küçük bir kıkırtı bıraktı. ''Madem bu kadar ısrar ettin... Neden olmasın?'' Beyza da sırıttı hemen. Amacına giderek yaklaşıyor gibiydi.
''Ha bu arada kendimi tanıtmayı unuttum. Ben Can.''
''Ben de Beyza.'' Omzuyla omzumu dürttü. ''Bu da can yoldaşım Eylül.'' dedi sırıtarak.
''Memnun oldum.''
''Biz de çooook memnun olduk Can.'' dedi cilveli bir sesle. Sonra da ekleme yaptı. ''Hem de çok memnun olduk.'' Beyza Hava Yolları mıydı bu, ne?
Can kibarca gülümsedi yine. Tam bu sırada evin karşısına gelmiştik zaten. Hemen bahçenin kapısından içeri girip evin kapısına geldik. Elimdeki poşetten dolayı zorlansam da zile bastım. İçeriden söylenme sesleri geliyordu.
Muhtemelen Kayra'nın Çağrı'ya karşı olan sabrı taşmıştı.
Ses giderek yaklaştı ve kapı açıldı. Kayra'yı görmemle gülümsedim ben de refleksle. Kayra'nın bakışları önce bende durdu. Sonra Beyza'yı buldu. Sonra Can'ı... Biraz da elimizdeki poşetlerde duraksadı. En sonda ise Can'ın üzerinde sabitlendi. Kim olduğunu sorgular gibi bir hali vardı ama ağrılıkları gittikçe artıyormuş gibi hissettiren poşetlerden dolayı hiçbir açıklama yapmadan içeri daldım.
Peşimden diğerleri de geldi. Doğruca mutfağa ilerleyip elimizdeki poşetleri yere bıraktık. ''Oğffff koptu kollarım!'' diye söylendim biraz.
Kayra da gözlerini Can'dan ayırıp bana dikti. ''Ben sana marketi mi getir dedim sanki kızım?''
Söylediğine meydan okurcasına tek kaşımı havaya kaldırdım. ''Eline geçirdiğini al dedin.''
Ofladı. ''Arasaydın yardıma gelirdim ben.'' Bakışları memnuniyetsizce Can'ı buldu yine. ''Sen kimsin kardeşim?'' diye sordu daha fazla merakını bastıramayarak.
Can bu memnuniyetsiz tavra kıyasla gayet düzgün bir şekilde elini Kayra'ya uzattı. ''Ben Can. Bu mahalleye yeni taşındım.'' diyerek kısaca tanıttı kendini.
Kayra bir Can'ın yüzüne, bir ona uzatılan eline baktı. Kabalık etmek istememiş olacak ki birkaç saniye geçse de onunla tokalaştı. ''Ben de Kayra.''
'Neden buradasın peki?' dercesine kaş göz yapınca Beyza açıklama yaptı. ''Poşetler bize ağır gelince sağ olsun taşımamıza yardım etti.''
Kayra durumdan hiç hoşlanmış gibi durmuyordu. Yüzü asıktı. Bu çocuk yabancılara karşı hep bu kadar sevimsiz miydi ya? ''İyi madem. Çok sağ ol kardeşim. Şimdi gidebilirsin.'' Oha! Bu çok kabaydı! Ben bile bu kadarını yapmamıştım be.
Beyza hemen panikledi. Tuhaf bir şekilde güldü. ''Ahahhahahah ilahi Kayra ya! Şaka yapmayı çok sever de kendisi.'' dedi Can'a bakarak. Sonra da Can'a sırtını dönüp Kayra'ya baktı dik dik. ''Yemeğe kalacak.'' dedi net bi şekilde. İtiraz istemediği her halinden belliydi.
Kayra 'Öyle mi?' dercesine tek kaşını kaldırdı havaya. Beyza da tehditkar bir şekilde sırıttı. Kayra, Can'a ters bir bakış attı. Beyza'ya bir şey diyememiş, onu kırmak istememiş olacak ki yanağının içini ısırıp, arkasını dönüp mutfaktan çıktı.
''Şey... Ben de Çağrı'ya bakayım bir.'' dedim kibar olmaya çalışarak. Ortam iyice gerildiği için ben de gerilmiştim. Bir yandan Kayra'ya hak veriyordum. Sonuçta tanımıyoruz etmiyoruz. Ne diye eve sokuyoruz? Ama aynı zamanda da tavrını çok kaba bulmuştum. Yani çocuk bize yardım etmiş o kadar...
Beyza'nın gözlerini ışıldadı sanki bir anlığına. ''Ben de Can'la birlikte sebzeleri falan yıkayayım.'' Bakışlarını Can'a dikti. ''Uyar mı sana?'' diye sordu üstüne hiç utanmadan. E sen zaten emrivakini yapmışsın be kızım! Nasıl itiraz etsin çocuk?
Kabul etti tabii.
Ben de hemen mutfaktan çıktım. Bakalım bu işin sonu nasıl olacaktı. İçimde pek hoş hisler yoktu ama hayırlısı...
***
Bölüm sonuuu
Görüşürüüüz
