Kayra'nın anlatımıyla...
Bir insanın hayatta en çok ne isteyebileceğini düşünmüştüm bir zamanlar. Birçok cevap almıştım. Ben de bir şeyler istemiştim. Başta gerçek sevgi olmak üzere birçok şey...
Şimdi bakıyordum kendime, çevreme, sevdiklerime, hayatımıza... Her şey umduğum gibiydi. Her zaman istediğim şey yaşamaktı. Onu da başarmıştım. Sıradan bir insan gibi yaşamıştım.
Lisede Çağrı'yla yaşamaya başladıktan sonra değişen birçok şey olmuştu. Kendi içimde yaşayıp da yansıtamadığım, kimseye ifade edemediğim, söyleyemediğim bir duygu karmaşasına sürüklenmiştim.
Eylül'den uzak düştüğüm sürede ilk başta onu özlemeye başlamıştım. Doğaldı benim için bu. Sonuçta doğduğu andan beri dibimdeydi. O farkında olmasa da böyleydi. Her hareketi, her mimiği, her gülüşü hafızama kazınmıştı. Durum buyken özlemem çok normaldi.
Sonra sınav senesi falan derken kendimi oyalayacak bir şeyler bulmuştum. Sürekli çalışıyordum. Kendimi tamemen dünyaya kapatıp çalışmaya odaklanmıştım.
O zamanlar Çağrı üniversiteye başlamıştı bile. Eylül de sürekli ders çalışıyordu. Beyza hem ders çalışıyor hem Can'la uğraşıyordu. O sene birbirimizi çok nadir görür olmuştuk. Her birimizin farklı meşguliyetleri vardı.
Sonra bitti.
Çalışmalarımızın karşılığını almıştık her birimiz. O senenin yaz tatilinde kendi içimde bir karmaşaya daha sürüklenmiştim. O zamanlar anlamıştım bazı şeyleri kontrol edemeyeceğimizi. İnsan özellikle duygularını kontrol edemiyordu.
Çağrı ve Eylül'ün ilişkisi neredeyse mükemmeldi. İkisinin de gözleri birbirlerinden başka kimseyi görmüyordu ki hâlâ öylelerdi. Biri en yakın arkadaşımdı biri ise tüm hayatımdı. Hayatımın anlamıydı. Yaşamımdaki renklerdi.
Hep ona kardeş, arkadaş gözüyle baktığıma inandırmaya çalışmıştım kendimi. Onun başkasını sevdiğini en başından beri biliyorken aksi mümkün değildi zaten.
Onu kıskanıyordum. Sevdiği kişiyi kıskanıyordum ama bir şey yapamazdım. Onlarla o kadar yakınken, onlardan başka kimsem yokken, onlar bana güveniyorken ben duygularımı dile getirip her şeyi mahvedemezdim.
Bir süre başka kızlarla takılmaya çalışmıştım. Onlara aşık olabilirim belki diye ama olamamıştım. İnsan bir kere aşık oluyordu hayatında. Ben de aşkımı hiç olmaması gereken birine kaptırmıştım bile.
Zaman geçtikçe daha güçlü olmayı başarmıştım. Dugularımı en derinlerimde saklayıp, hiçbir şekilde çaktırmamıştım. Aradan yıllar geçmesine rağmen bunu hiç kimse öğrenmemişti. Öğrenmeyecekti de...
Üniversitede de iş hayatında da olması gerektiğinden çok daha fazla çaba harcayıp teker teker hedeflerimi gerçekleştirmiştim.
Hayattan istediğim her şeyi almıştım. Tek bir şey hariç. Aşık olduğum kişiyle, sahilde, gün batımında yürümek... Geriye kalan tek hayalim...
Bunu da bugün gerçekleştirecektim.
Kararlıydım. O, ona aşık olduğumu bilmese bile onunla yürüyecektim.
Şimdi hepimiz tatilimizi gerçekleştireceğimiz tatil evine gelmiştik. Büyük, lüks, temiz, denize sıfır bir evdi. Hepimiz eşyalarımızı odalarımıza taşıdıktan sonra salonda toplanmıştık.
''Şimdiiiii planımızı yapalım hemen.'' dedi neşeyle Beyza. Aramızda en heyecanlı olan oydu her zamanki gibi. ''Şimdi malum pek mükemmel bir tatil zamanı değil bu geldiğimiz zaman. Havalar hâlâ soğuk sayıldığından yüzme aktivitesi falan nanay. Onun yerine başka aktiviteler yapmalıyız. Zaten çok zamanımız yok. Bu yüzden ben hiç uyumadan bir liste yaptım dün gece.'' deyip elindeki listeyi gözümüze sokacak şekilde hepimize gösterdi. Tamamen doldurmuştu kağıdı.
Can bir iç çekti. Başını kanepenin başlığına yaslayıp yerinde iyice yayıldı. ''Beni de uyutmadın be güzelim. Şimdi hiçbir şey yapacak enerjim yok bu yüzden.'' deyip esnedi. Sesindeki isyan fark edilmeyecek gibi değildi.
Beyza sinir dolu bir bakış attı ona. ''Tek başıma mı uğraşsaydım? Hem uyumayı aklının ucundan bile geçirme. Bugün çok yoğunuz. Zaten bir günlük tatilimiz var. Biraz uykusuz kalalım ne olacak sanki?'' E o da haklıydı artık. Uzun zamandır tatil yapmadığından dibine kadar yaşamak istiyordu.
Küçük çaplı isyanları Can'a tatlı gelmiş olacak ki gülümsedi. Sonra da Beyza'nın elini kavrayıp dudaklarına götürdü. Öptükten sonra kucağına doğru çekti ve parmaklarını birbirlerine kenetledi.
''Sen yeter ki iste. Ben her gün uykusuz kalırım karıcığım.''
Iyyy... Yine mıç mıç, yine aşırı aşk, yine romantizm... Çevremde iki çift varken bu hallerine dayanmak bazen çokça zor gelebiliyordu. Yalan olmasın. Yine de birbilerini çok sevdiklerini görmek güzel de hissettiriyordu. Onlara bakınca dünyanın hâlâ yaşanılabilir bir yer olduğunu görebiliyordu insan. E benim gibi hayaletler de görebiliyorlardı tabii.
Uzun süredir tamamen insan gibi yaşadığımdan hayalet olduğum gerçeği gözümden kaçıyordu artık. Neredeyse unutuyordum bile bazen.
''Hey hey hey! Burada bekarlar var ama. Biraz insaf yani.'' diye isyan ettim hemen. Salonu kahkaha sesleri doldurdu anında. Bekar olmam hoşlarına gidiyordu sanırım. Değişik şeylerden zevk alıyorlardı cidden.
''Biz mi dedik sana sap kal diye? Tüm o çapkınlık yaptığın kızlardan birinde karar kılsaydın sen de bekar olmazdın şimdi.'' dedi Eylül hesap sorarcasına.
Uzun zamandır uzun uzun bakamadığım gözlerine baktım. Bir anda eski görüntüsü canlandı gözümde. İster istemez karşılaştırma yaptım kafamın içinde.
Eskiden yüzünü tamamen kapatan saçları yüzünden gözlerini açık açık görmek mümkün değildi. Şimdiyse saçlarını arkaya doğru ittirmiş, ha düştü ha düşecek gibi duran bir tokayla tutturmuştu. Böylece yüzü olduğu gibi göz önündeydi.
Güzeldi.
Çok güzeldi. Hem yüzü, hem kalbi güzeldi onun.
Eskiden konuşmazdı pek. Duygularını asla ifade etmezdi. Şimdiyse hiç çekinmeden fikirlerini dile getirebiliyordu. Düşüncelerini, duygularını paylaşabiliyordu.
Gülümsemezdi hiç. Şimdi kahkahalar atıyordu.
Çok yol katetmişti. Çok değişmişti ama kalbi hâlâ saf ve tertemizdi. Onu kirletmeye çalışan her şeye rağmen onu tertemiz tutmayı başarmıştı. Ona hayranlık duymamak insanın elinde olan bir şey değildi.
''Amaaan kimse beni hak etmiyordu ki...'' dedim alaya vurmaya çalışarak. Oysa senin yüzünden demek vardı. Sen kalbimi çaldığın için başkasına verecek başka bir kalp bulamadım demek vardı ama olmazdı. Mümkün değildi. Etik değildi. Hoş değildi.
Kimsenin duygularına zarar vermeden saklamıştım duygularımı. Öyle yapmaya da devam edecektim. Diğer türlü tam bir felaket yaşanırdı. Bense bu huzurun bozulmasına izin veremezdim.
''Egoist seni...''
''Neyse neyse! Odaklanın şimdi. Planımızı anlatacağım.'' Emir büyük yerdendi. Hepimiz odaklandık Beyza hanıma. Uzun uzadıya her detayı anlattı tek tek.
Plan güzeldi, iyiydi ama bildiğim tek bir şey vardı o da hiçbirine uymayacağımızdı. Her zaman için olduğu gibi...
Hep aykırıydık, hep düzensizdik, hep plan yapar ardından hiç planla alakası olmayan şekilde hareket ederdik ve her defasında bu durum daha eğlenceli olurdu. Eminim ki bugün de böyle olacaktı.
👻👻👻
Eylül'ü anlatmıyla...
Beyza'nın mükemmel planındaki ilk maddeyi gerçekleştirmiş, hep beraber yemek yapmıştık. Sonucu mu? Felaket olmuştu tabii ki de.
Beyza'nın yaptığı çorba çok ekşi olmuştu. Çünkü Can bol miktarda limon tuzu eklemişti yanlışlıkla. Tabii elimizden bir şey gelmemişti bu durumda. Böylece çorba yok olmuştu. Benim yaptığım kek ise yanmıştı. Fırında unutmuştum çünkü. Ah B12 ah! Başıma belasın.
Güzel olan tek şey Kayra ve Çağrı'nın üzerinde çalıştığı mangal olmuştu. Oradaki tek sorun uzun sürmesiydi. Açlıktan ölmemize ramak kalmıştı.
''Abi siz ne pişiriyorsunuz tam olarak? Kırk saat oldu! Öyle parça parça tadına mı bakacağız sürekli yemeğin?'' Can'ın isyanına iliklerime kadar katılıyordum.
Ara ara birkaç parça verip tadına baktırıyorlardı. Tabii kendileri mangal başında güya pişip pişmediğini kontrol etmek için etleri gömüp duruyorlardı.
''Aha pişti pişti. Çatlamayın.'' dedi Çağrı etleri sofranın ortasına koyarken. Koku efsaneydi! Görüntü daha da efsaneydi.
Tam hepimiz yemeğe dalacaktık ki Beyza ''Durun!'' diye bağırdı. Hepimiz şaşkınlıkla ona bakarken o, birkaç mum çıkarıp etlerin üzerine dikti.
''Pastamız olmadığı için böyle idare edeceğiz şimdi.'' dedi ve mumları yaktı. Biz mal mal ona bakarken o bize 'Ne bekliyonuz' dercesine baktı ve mumları işaret etti.
''Hadi bir dilek dileyin ve mumları üfleyin doğum günü çocukları.'' O kadar neşeli bir şekilde söylemişti ki bunu sanki kendi doğum günüydü. Her zamanki Beyza'mız işte. Canımızdı o bizim.
Çok saçmaydı bu kutlama. Aşırı saçmaydı ama komikti de, güzel ve samimiydi. Kebabın üzerine mum dikip,üfleyip, doğum gününü öyle kutlamayan da ne bileyim yani! Kendini sorgulasın falan. Değil mi?
Ben ve Kayra birbirimize garip bakışlar atıp kahkaha atmaya başladık bir anda. Sonra da Beyza bize kızmasın diye dediğini yapıp, gözlerimizi kapatıp dileklerimizi diledik. Sonra da aynı anda mumları üfledik. Hepsi bir anda söndü.
Alkışlar, gülüşler, iyi ki doğdunlar uçuştu havada. Çok aç olduğumuz için hediye işlerini yemekten sonraya bırakmıştık. Yemeği heyecanla gömerken aklım bir yandan da hediyelerde kalmıştı. Kim bilir kim ne almıştı? Merak ediyordum.
Ben de Kayra'ya bir hediye almıştım. Vereceği tepkiyi çok merak ediyordum. Günlerce ne hediye vermem gerektiğini, neyi seveceğini, neye ihtiyacı olduğunu düşünüp durmuştum. Aklıma son gelen hediye ise öyle aman aman mükemmel bir şey değildi elbette ama bence anlamlıydı. İkimiz için de derin anlamlar taşıyacak olan bir hediyeydi. Beğenecek miydi ki acaba? Ne diyecekti? Ah! Merak!
Hepimiz kıtlıktan çıkmışçasına yedik yemeklerimizi. O kadar güzel olmuştu ki yemekler, onlara odaklanmaktan neredeyse hiç konuşmamıştık bile. Herkes tamamen kendi ekmeğindeydi.
Yemek bittiğinde ise pilimiz de bitmişti doğal olarak. Hepimiz karnımızı tuta tuta nefes almaya çalışıyorduk. Hayvan gibi yemiştik. Yürüyecek halimiz bile kalmamıştı ama bu sofranın toplanması gerekiyordu. El birliğiyle bu işi de hallettikten sonra hediyeleşmek üzere salona geçtik bir kez daha.
İşte şimdi en eğlenceli kısma gelmiştik!
***
Bölüm sonuuu