İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 33 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 33

33. Bölüm👻

Selaamm

Naber?

***

Tam anlamıyla sakinleşmeyi başardığımda saat neredeyse ona geliyordu. Ben sessiz sedasız, yatağın üzerinde oturuyordum. Kayra ise kendi köşesine çekilmiş ciddi bir şeyler düşünüyormuş gibi görünüyordu.

Beni sakinleştirmişti ama sanki iyi olmayan kendisi gibi görünüyordu. Bu kadar ne düşünüyor olabilirdi? Çok dalgındı. Onun için endişeleniyordum. Onu bu halde görmeye alışık değildim. Şu an bana çok tuhaf gelmesinin sebebi buydu büyük ihtimalle. Ben onun neşeli, pozitif, hiçbir şeyi kafaya takmayan, alaycıl, ciddiyetsiz hallerine alışmıştım. Karşımda olan manzara ise farklıydı. Tuhaf geliyordu.

Kayra'nın telefonu çaldığında dalgınlığından sıyrıldı. Bir süre ekrana baktı. Ardından aramayı cevapladı. Ona merakla bakarken kaşları çatıldı birden. ''Arkadaşıyım.'' dedi önce. Sesi telaşlandığını belli ediyordu. Birden ayağa kalktı. Epey telaşlanmıştı. Telefonu hemen kapatıp hızlı adımlara kapıya doğru gitti. E ben de telaşlanmıştım haliyle.

Hemen peşinden gittim. Kapıyı açmadan kolunu tutup kendime çevirdim. ''Ne oldu Kayra?'' diye sordum endişeyle.

''Çağrı...'' Adını duymamla birlikte dizlerimin bağının çözüldüğünü hissettim. Kötü bir şey... Kötü bir şey olmuştu. Ne olmuştu? Sanki dilim tutulmuş gibiydi. Tek bir söz bile söyleyemeyecek gibiydim. ''Hastaneye kaldırılmış.''

O cümleden sonra olaylar nasıl gelişti hiçbir fikrim yoktu. Birden kendimi Kayra'yla birlikte hastanede buldum. Tek hatırladığım odadan çıkmadan önce Kayra'nın üzerime bir mont geçirdiği ve evden çıkmadan önce annemin 'Nereye?' sorusuydu. Elbette ki cevaplayamamıştım. Kendimi nasıl dışarı attığımı bile bilmiyordum. Aklım başımdan uçup gitmişti. Ona kötü bir şey olmuş olma ihtimali tüm dengemi şaşırtmıştı.

Hastanede karşılaştığımız ilk hemşire, Çağrı'yı ameliyathaneye aldıklarını söyledi. ''Neyi var? Tam olarak ne olmuş?'' diye sordu Kayra hemşireye. Neyse ki benim dile getiremediklerimi o soruyordu da beni bir dertten kurtarıyordu. Keza ben konuşacak durumda değildim. Durmadan terliyor, elim ayağım titreyip duruyordu.

''Doktor daha net bilgi verecektir ama karın boşluğunda derin bir yarası var. Kanamayı durdurmaya çalışıyorlar şimdi.'' dedi hemşire üzgün bir sesle.

Kayra'nın kaşları çatıldı. ''Nasıl yaralanmış?'' diye sordu bu defa da. O da en az benim kadar gergin duruyordu. Yine de benden daha güçlüydü. Daha sağlam duruyordu.

Hemşirenin üzgün ifadesi daha da belirginleşti. Dudaklarını ıslatıp cevap verdi. ''Bıçak yarası... Yanında olan kadını da ameliyathaneye aldılar hemen. Onun ne yazık ki yaraları daha ciddi. Yani elimizden geleni yapıyoruz tabii ama...'' Çaresizce düştü omuzları. Başka bir şey de demedi. İzin isteyip buruk bir tebessüm eşliğinde yanımızdan ayrıldı. Biz de ameliyathanenin önünde öylece durduk.

İkimiz de ne tepki vereceğimizi şaşırmış gibiydik. Çağrı bıçaklanmıştı. Yarası ameliyat olmasını gerektirecek kadar kötüydü. Yanındaki kadın mı demişti hemşire? Kim olabilirdi ki o kadın? Bıçaklanmasının onunla ilgisi olabilir miydi ki? Kayra biliyormuş gibi ona döndüm. İçinde biriken yaşlardan dolayı bulanık gören gözlerimle yüzüne baktım. Soğuk bileğine uzanıp ondan destek alırcasına sıkıca tutundum.

Tek kelime bile etmememe rağmen beni anlamıştı hemen. ''Annesi...'' dedi dişlerini sıkarak. Nereden biliyordu? Ah! Kafayı yiyecektim! Ne oluyor Allah'ım, ne oluyordu şu an? Aklım almıyordu olanları! Çağrı iyi olacak mıydı? Şu an nasıldı? Annesi ne durumda olacaktı? Durumu kötü dediler. Ona bir şey olursa Çağrı çok üzülecekti. Nasıl olmuştu bu olay? Neden olmuştu?

Binlerce soru, elde var sıfır cevap...

Ameliyathanenin kapısı açıldı ve maskeli bir doktor çıktı. Kayra'yla aynı anda ona yaklaştık. Maskesini yavaşça yüzünden çekti, bize baktı. Çenesini sıktı. ''Hastanın yakınları mısınız?''

Evet dercesine başımı salladım. Kayra da aynısını yaptı. ''Üzgünüm gençler. Elimizden geleni yaptık ama..'' Sustu. Başını eğdi. Bir nefes çekip sözlerine devam etti. ''...ne yazık ki hastayı kaybettik.''

O an zaman durdu sanki. Bacaklarım beni tutmadı. Saniyeler içinde kendimi yerde buldum. Kayra da kollarımdan tutup beni kaldırmaya çalıştı ama o da şoktaydı. O da çaresizdi. Aklımda olan tek şey doktorun söyledikleriydi. Hastayı kaybettik. Hastayı kaybettik. Çağrı... Çağrı'yı kaybetmiştim. Yeni kavuşmuştum oysa... Ne ara? Bu ne tarz bir talihsizlikti? Bunları hak edecek ne yapmıştım ben?

Çağrı...

Çaresizlik... Şu kısacık hayatım boyunca bu hissi çok iyi tatmıştım. En çok da kendime çaresiz kalmıştım. İyi gelememiştim kendime. Dünyanın en kötü hissinin o olduğunu düşünmüştüm. Ölmek isteyeceğim kadar ağır gelmişti bana o his. Şimdiyse... Şimdiyse o hissin en kötü his olmadığı gerçeğiyle yüzleşmiştim.

Canından çok sevdiğin birini gözlerinin önünde yitirip bu konuda hiçbir şey yapamadığında hissettiğin çaresizlik çok daha kötüymüş, katlanılmazmış. Seni hayata bağlayan o kişinin hayattan kopup gittiğini duymak tarif edilemez bir acıya sürüklüyormuş.

Ameliyathaneden bir sedye çıktı. Etrafı birkaç hemşire tarafından çevirli bir seyde... Üzerinde yüzü beyaz örtüyle örtülü sevgilim vardı. Henüz yeni sevgili olduğum sevgilim. Henüz doyamadığım sevgilim. Henüz yeterince öpemediğim, yeterince sevemediğim sevgilim... Gitmişti. Beni bırakmıştı.

Bacaklarım titrese de kendimi zar zor ayağa kaldırmayı başardım. Refleksle sedyeye doğru koştum. Arkamdan Kayra adımla seslense de sesi çok uzaktan geliyormuş gibi geliyordu. Umursayamadım, cevap veremedim, tepki gösteremedim. Kendimi can havliyle o sedyeye doğru attım.

Hemşirelerin arasına dalıp o beyaz örtüyü çekiştirdim. Son kez sevdiğimin o güzel yüzünü görmek istiyordum. Son kez...

Onunla henüz tek bir fotoğrafımız bile yoktu doğru dürüst. Onun o güzel yüzünü hafızama kazımalıydım. Unutmamak için, hep hatırlamak için, aklımdan hiçbir zaman çıkmaması için...

Beyaz örtü yavaş yavaş aşağıya doğru kaydı. Gözlerim biraz daha bulanıklaştı. Böyle kalırsa onu görmem mümkün olmayacaktı. Bir elimi gözüme getirip hızlıca ovuşturdum. Gözlerimin önündeki sis dağıldı.

Yüzü tamamen açılan cansız bedene baktım.

Değildi.

Bu o değildi.

Bu... Bu, sevgilim değildi.

Sedyede yatan bir kadındı. Yüzünün rengi çekilmiş olmasına rağmen güzel olan bir kadın...

Ne tepki vereceğimi şaşırdım. Titreyen bacaklarım daha fazla dayanamadı. Yere çakılmam an meselesi olmuşken belimden tutuldum. Tutan kişinin kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. Kayra yine düşmemi engellemişti. Beni dik tutmaya çalıştı.

Ona döndüm. Gözlerimden yaşlar süzüldü. ''De-değilmiş.'' Bir hıçkırık kaçtı dudaklarımın arasından. ''Değilmiş Kayra. Değilmiş.'' Kayra'nın sertçe yutkunduğunu gördüm. Onun da gözleri dolmuştu ama güçlü durmaya çalışıyordu.

''Evet. Değil. Çok şükür.'' dedi beni doğrulayarak. ''Sen de gördün, değil mi? Değilmiş.'' Delirmiş gibi kahkaha atmama ramak vardı. Onun hâlâ hayatta olduğunu, bizimle kaldığını bilmek yeniden umut aşılamıştı yüreğime.

Tam sevinecekken aklıma Kayra'nın söylediği geldi. Annesi... O sedyenin üzerinde olan kadın Çağrı'nın annesiydi. Onu kaybetmişti. Dehşet içinde açıldı gözlerim. ''Ka-Kayra... Annesi...'' Bakışlarını kaçırdı benden.

Kurumuş dudaklarını diliyle ıslattı. ''Gel. Otur şuraya.'' dedi. Ameliyathanenin önündeki oturaklara doğru ilerletmeye çalıştı beni. Dediğini yapıp oturdum. O da yanımdaki yerini aldı. Eline tutunma ihtiyacı hissettim. Ondan güç almak istemiştim. Desteğini hissetmek, yalnız olmadığımı bilmek istemiştim.

''Kayra annesi öldü.'' Yutkundum. ''Çok üzülecek Kayra... Çok üzülecek.'' Gözlerimden firar etti yaşlar. Tutamadım kendimi.

''Şşşş...'' diye fısıldadı Kayra. Ardından bir elini omzumun arkasından geçirip elini enseme attı. Başımı omzuna yaslamamı sağladı. ''O iyi olacak. Merak etme.'' dedi beni rahatlatmak istercesine. İnanmak istiyordum ama annesini kaybetmişti. Nasıl iyi olacaktı? Çok üzülecekti, canı yanacaktı. Kolay değildi ki bu durum. Nasıl başa çıkacaktı?

''Bir uyansın. Her şey yoluna girecek.'' dedi Kayra söylediklerinden emin bir şekilde. Umarım Kayra... Umarım...

Başımı iyice omzuna yasladım. Bir yandan da hâlâ tutmakta olduğum elinin parmaklarıyla oynayarak kafamı dağıtmaya çalıştım. Çağrı'nın iyi olduğunu duyana kadar beynimi kötü senaryolarla meşgul etmek istemiyordum. Oyalanmam gerekiyordu.

Belki dakikalar geçti, belki saatler... Bilememiştim. Her bir saniye bir asır gibi gelmişti çünkü. Pozisyonumuzu hiç bozmadan durmuştum. Arada göz yaşı dökmüş, bazen de hıçkırmıştım ama geçen zamanın çoğunda iyi düşünmeye çalışmıştım. Her şeyin yoluna gireceği düşücesini aşılamaya çalıştım kendime.

Çağrı iyi olacaktı, iyileşecekti, yine gülecekti, neşe saçacaktı, sevecekti, yaşayacaktı... Sevgilim bana dönecekti. Bize dönecekti.

Bir kez daha genzimden bir hıçkırık kaçtığı anda ameliyathanenin kapısı ikinci kez açıldı.

Hızlıca yerimden doğruldum. İçime derin bir nefes çektim. İyi bir haber duyma umuduyla ayağa kalktım. Kayra da bana destek oldu. Yavaşa doktora doğru ilerledik. Maskesini çıkardı. ''Çağrı nasıl doktor? İyi mi?'' diye sordum kendimi daha fazla tutamadan.

Gülümsedi doktor. Bu, iyiye işaretti. Değil mi? Evet, evet. Kesinlikle öyleydi. ''Yarası biraz derindi. Kolay bir ameliyat olmadı ama başarılıydı. Neyse ki bıçak hiçbir organına zarar vermemiş. Hayati tehlikeyi atlattı. Yine de yirmi dört saat boyunca yoğun bakımda olacak. Geçmiş olsun.'' deyip yanımızdan ayrıldı.

Mutluluktan ne yapacağımı şaşırmıştım. O iyiydi. Hayata tutunmuştu. Bana dönmüştü. Ben daha ne isterdim? Bu defa mutluluk göz yaşları dökerken döndüm Kayra'ya. Onun da yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. ''O yaşıyor.'' dedim az önce öğrendiğim şeyi tekrar etme gereksiniminde bulunarak.

Gülümsedi. ''Yaşıyor.'' diyerek beni tekrarladı o da.

Mutluluktan içim içime sığmıyordu. Kayra da benden farksız olacak ki bana yaklaşıp kollarını sıkıca sırtıma doladı. Sevinç göz yaşları dökmeye devam ederken sarılışına karşılık verdim. İkimiz de konuşmadan, ikimiz için de değerli olan Çağrı'nın yaşama tutunmasını kendi içimizde kutladık.

***

Bölüm sonuu

Görüşürüzz minik hayaletlerimmm

Bölüm sonu

4 yorum