Kayra'nın anlatımıyla...
Beyza'nın iyi bir öğretmen olması sonucu bisiklet sürme işini hızlıca kapmıştım. Hem de öyle iyi kapmıştım ki bir saat içinde parkın etrafında tur atabilecek seviyeye gelmiştim.
Çocukken sadece annemin okuduğu kitaplardan bisikleti bilen, hep onu sürmenin hayalini kuran ben, bu hayalimi gerçekleştirebilmiştim sonunda.
Bisikleti hızla ama dikkatlice sürdüğüm sırada yüzümü yalayan soğuk rüzgar, kendimi yaşıyormuşum gibi hissetmemi sağlamıştı. Saçlarım onun etkisiyle savrulurken yüzümde engel olamadığım bir gülümseme yer edinmişti.
Eylül'le iletişime geçtim geçeli çocukken hayalini kurduğum her şeyi yavaş yavaş gerçekleştirebilmiştim. Bu o kadar muazzam bir histi ki kelimelerle anlatılamazdı.
Mutlulukla bisikleti sürmeye devam ederken gözlerim bir anlığına ellerime kaydı ve o an gülümsemem soldu.
Ellerim görünmez olmuşlardı.
Yaptığım hızdan dolayı göz yanılsaması yaşadığımı düşünüp anında bisikleti durdurdum ve bir kez daha ellerime baktım.
Göz yanılsaması değildi. Ellerim gerçekten görünmez olmuşlardı ve bu ilk defa başıma geliyordu. Normalde tamamen görünmez olduğumda bile kendimi görebiliyordum. Bu yüzden şimdi tam olarak ne yaşandığına dair hiçbir fikrim yoktu.
Tedirginlikle bisikletin üzerinden kalktım ve arkama baktım. Neyse ki Beyza benden epey uzakta kalmıştı. O da bisikletten inmişti. Çimenlik alana geçmiş oradaki kedi yavrularını seviyordu.
Bu bir tık işime gelmişti. Belki de onun dikkatini çekmeden bu sorunu çözebilirdim.
Normalde yaptığım her şeyi denedim. Tamamen görünmez olup yeniden görünür oldum ama nafileydi. Çözlülmemişti bu iş.
Herhangi biri bunu görmeden hemen gitmem gerekiyordu.
Ellerimi hırkamın cebine sokup hızlıca yürümeye başladım. İçime amansız bir huzursuzluk çökmüştü. Sorun neydi hiç anlamıyordum.
Hızlı ve büyük adımlarla eve kadar yürüdüm. Telefonuma gelen mesaj seslerini duymazlıktan geldim.
Eve yaklaştığımda görünmez oldum ve kısa bir süre içinde odama girdim.
Bu sorunun bir sebebi vardı. Bunu öğrenecektim ama nasıl?
Dertli dertli çalışma masasına geçtim ve dertli başımı ellerimin arasına aldım. ''Ben böyle işin... Sorun ne anasını satayım? Sorun ne!? Biraz mutlu oldum diye illa kursağımda mı kalmak zorunda?''
''Maalesef.'' Arkamdan gelen sesle anında arkamı döndüm.
Önümde uzun boylu, kumral saçlı, kırklı yaşlarda bir adam duruyordu. Sıradan bir adam değildi. O da belli ki benim gibi hayaletti ama asıl soru kimdi ve burada ne işi vardı?
''Kimsin sen?'' diye sordum kaşlarımı çatarken. O da rahat bir tavırla yatağa doğru ilerleyip oturdu. Kollarını birbilerine bağladı ve keskin bakışlarını bana gönderdi.
Bir iç çekip bana baktı. ''Ben hayaletlerin başıyım. Görevim hayaletleri sürekli kontrol etmek ve sorun çıkaranları ayıklamak.''
Anlayamamıştım. Yıllardır onu görmemiştim. Şimdi birden karşıma çıkması anlamsızdı. Yoksa fark etmeden bir sorun mu çıkarmıştım? ''Sana az önce ne olduğunu merak etmiş olmalısın.''
Tabii ki merak ediyordum. Hatta meraktan kafayı yiyebilirdim. ''Şimdi olayı sana kısaca şöyle anlatayım. Hatta ilk başta neden hayalet olduğunu sana söyleyeyim.''
İşte bu benim yıllardır en merak ettiğim şeydi. Öğrenmek istediğim için sessizliğimi koruyarak konuşmaya devam etmesini bekledim.
''Sen iyi bir insandın. Zor bir hayat yaşadın. Ölümün de trajik oldu ne yazık ki. Bu durumdaki insanlara bir şans daha veriliyor. Hayalet bile olsan bu hayatı bir kez daha yaşamana ve pişmanlıklarını yok edip hayallerini gerçekleştirme fırsatı veriliyor. Sen de o insanlardan birisin. Hayatı yaşayamamış, gençliğinin başında olan temiz yürekli bir gençtin.''
Demek sebebi buydu. Hiçbir şeye şaşırmıyordum artık. Çünkü şaşırabileceğim en büyük şeyi yaşamıştım bile. Hayalet oluşum en şaşırılacak şeydi bence.
''Az önce yaşadığın olaya gelecek olursak... Bu insanlar hayallerini gerçekleştirmeye başladıktan sonra onlar için geri sayım başlar. Yaşamak istediğin hayatı yaşadıkça aslında bu dünyada kalan süren azalıyor.''
Ne? Demeye çalıştığı şey yaşamaya devam ederken bir yandan da ölüyor muydum? Evet, zaten ölüydüm ama onun söylediği ruhumun da ortadan yok olması anlamına geliyordu.
''Yok mu olacağım yani?''
Başını usulca aşağı yukarı doğru salladı.
''Hayallerinin çoğunu gerçekleştirdin. Ailen oldu, arkadaşlar edindin, okula gittin, bisiklet sürdün. Geriye kalan hayallerini gerçekleştirmene de az kaldı.''
Geriye kalan üç hayalim vardı. Birine aşık olmak, aşık olduğum kişiyle sahile gitmek ve deniz kenarında yürürken gün batımını izlemek, başarılı olmak. O başarıyı da iş hayatım için istemiştim.
Ayağa kalktı. ''Bence her şeyi en net şekilde anladın. Değil mi?''
''Anladım.''
''Herhangi bir sorun var mı?''
Ellerime baktım. ''Bugün yaşadığım sorun tekrarlanacak mı?''
''Hayır. Bu sadece bir uyarıydı. Bundan sonra kalan üç hayalini de gerçekleştirene kadar bu sorunu yaşamayacaksın.''
Çok şükür. En azından her an sıkıntıda kalma korkum olmayacaktı.
''Ha unutmadan şöyle bir şey var ki bu gece, saat on ikiden sonra hiç görünmez olamayacaksın. Sırdan bir insan olacaksın. Yaşlanacaksın yavaş yavaş. Tüm hayallerin gerçekleşene kadar normal bir insan olacaksın yani.''
Ne!? İşte bu büyük bir sorundu. Bu durumda burada kalamazdım. Beni görürlerdi. Bu...
Adam ayağa kalktı ve yanıma yaklaştı.
''Sana verilen şansı iyi kullan evlat. Hayatını istediğin gibi yaşa. Dilediğin her şeyi gerçekleştir ama şunu aklından çıkarma: Her şeyin bir sonu vardır. Bırak bu ikinci hayatın mutlu sonla bitsin.''
Aklımda olan da oydu zaten ama şimdi sıkıntıya düşmüştüm. Artık burada kalmam mümkün değildi. Kalacak bir yer bulmam gerekiyordu.
''Teşekkür ederim.'' dedim kısık bir sesle. Niçin teşekkür ettiğimi anlamamıştı o ama ben yine de söylemek istemiştim. Beni belirsizlikte bırakmadığı için ama ondan öte o veya her kim vermişse bana ikinci bir şans verdiği için...
Gülümsedi. Arından omzumu sıvazladı ve göz açıp kapayıncaya kadar gözden kayboldu. Böylece kendimle baş başa kaldım.
Şimdi kalacak bir yer bulmam gerekiyordu. Aklımda tek bir isim belirdi: Çağrı. Ondan yardım isteyebilirdim. Tam bir çözüm buldum diye sevinecekken aklıma bir sorun daha geldi. Bunu Eylül'e nasıl söyleyecektim? Ne diyecektim? Neden gittiğimi soracaktı ama ben ne cevap vereceğimi bilemiyordum.
Tam bunu düşünürken odanın kapısı şiddetle açıldı ve içeri bir adet endişeli Eylül girdi. Gözleri odayı hızlıca taradı ve benim üzerimde durdu.
Bir nefes verip bana yaklaştı. Endişeli ifadesi gitmiş yerine siniri bir ifade gelmişti. ''Nereye kaybolduğunu sanıyorsun sen hayalet bozuntusu!?'' deyip göğsüme sert bir yumruk geçirdi.
''Ne kadar korktum biliyor musun sen!?'' Bir yumruk daha... Gözleri dolmaya başlamıştı. Cidden endişelenmiş olmalıydı. Ben şimdi bu kıza bir gün sonsuza kadar kaybolacağımı nasıl söyleyecektim?
''Neden açmadın aramalarımı?'' Bir yumruk daha... Sürekli aynı yere vurdu. Gözlerinden birer yaş süzüldü. Bu kadar endişelenmesi normal miydi? Gerçekten kaybolsaydım ne yapacaktı?
Göz yaşlarını görmeyi sevmezdim. Yumruğunu tutup onu durdurdum. ''Buradayım işte Eylül.'' dedim onu rahatlatmak istercesine.
Göz yaşları durmadı. Hatta yenileri eklendi. Ben de bir iç çekip ellerimi yüzüne getirdim ve yüzündeki yaşları sildim. ''Yeter, ağlama.''
''N-neden eve dö-döneceğini söylemedin Kayra? Ç-çok en-endişelendim b-ben.'' Ağladığı için neredeyse tüm kelimeleri kesik kesik çıkmıştı dudaklarından.
Göz yaşarı durmadı yine. Ben de daha fazla dayanamadım ve başını göğsüme yaslamasını sağlayıp kollarımı sırtına doladım. ''Özür dilerim. Haber vermem gerekiyordu.'' dedim kısık bir sesle.
Kollarını sıkıca belime doladı ve burnunu çekti. ''Bi-bir daha sakın ya-yapma bunu.''
''Tamam. Yapmam.''
''Sö-söz ver Ka-Kayra.''
Yutkundum. Bu benim için ağır bir söz olacaktı ama ağlamayı kesmesi için bu sözü vermek zorundaydım. ''Söz.'' dedim kısık bir sesle. O da bunu duyduğu gibi rahatlayıp başını göğsüme iyice yasladı. Yavaş yavaş sakinleşmeye başladı.
Ah be kızım... Ben tamamen kaybolduğumda ne yapacaksın sen?
***
Bölüm sonu
Üzücü bir bölüm olmamıştır inşallah
Sonraki bölümde görüşmek üzereee



