Bir önceki gün gece...
Kayra'nın anlatımıyla...
Eylül bana kitap okurken daldığım huzurlu uykudan, ona tezat olarak son derece huzursuz edici bir kabusla uyandım. Geçmişimin kabusu...
Boğazımda oluşan düğümden en kısa sürede kurtulmak için Eylül'e baktım. Uykusunun en tatlı yerindeymiş gibi görünüyordu. Saçlarıın birkaç teli yüzünü kapatmıştı. Bu da huylanıp ara ara burnunu kaşımasına sebep oluyordu. Daha fazla rahatsız olmasın diye elimi yüzüne yaklaştırıp o saç tellerini geriye doğru attım nazikçe.
Bu yaptığımla rahat bir nefes almış kollarının arasındaki yastığa daha sıkı sarılmıştı. Dudakları da yüzünün daha tatlı görünmesini sağlayacak şekilde büzülmüştü. Uyurken gerçekten de tam masum bir çocuk gibi görünüyordu ama uyanıkken... Düşman başına.
Biraz kilo almıştı çok şükür. Yanakları artık yumuşacık görünüyordu. Arada içimden onları sıkıp onu sinir etmek geliyordu. Bana vereceği tepkiyi de hayal edebiliyordum. Kaşlarını çatıp yüzünü buruştururdu. Sonra da ellerini yanaklarına kapatır ''Ya Kayraaa! Yapma!'' diyerek söylenirdi.
Bir iç çekip onu biraz daha izledim. Gözümün önünde gittikçe sağlığına kavuşuyordu. Bu gerçekten içimi rahatlatıyordu. Sonunda her şey yoluna girmeye başlamıştı.
Odadaki derin sessizliği telefonumun sesi böldü. Gerilerek hemen telefonu alıp sesini kapattım. Eylül telefonum olduğunu bilmiyordu. Zaten yeni almıştım. Daha doğrusu hediye almıştım. Okuldaki sevimli ve zengin kızlardan biri benimle mesajlaşabilmek için hediye etmişti. E benim de işime gelmişti tabii. Hiç itiraz etmemiştim.
Arayan kişiye baktım hemen. ''Çağrı arıyor...'' yazısı epey ilginçti. Bu herif gecenin bu saatinde beni niye arıyor diye düşünmeden edemedim. Eylül uyanmasın diye sessizce yataktan kalkıp banyoya girdim ve aramayı cevaladım.
''Alo? Kayra?'' Nefes nefeseymiş gibi geliyordu sesi. Merak katsayım gittikçe artıyordu.
Sırtımı duvara yaslayıp elimi eşofmanımın cebine koydum. ''N'oldu Çağrı? Hayırdır bu saate? Beni mi özledin ne yaptın?''
''Sana güzel bir cevap vermek isterdim ama şimdi işler karışık. Bana yardım etmeni istediğim bir durum var. Eder misin?'' İşte şimdi ilgimi çekmişti. Benim yardım edebileceğim ne tarz bir duruma düşmüş olabilirdi?
''Ne lazım?''
''Sana attığım konuma gelir misin? Geldiğinde yüz yüze her şeyi anlatacağım.''
''Peki, geliyorum.'' deyip telefonu kapattım. Saniyeler içinde konumu atmıştı. Ben de ses çıkarmadan odadan, ardından evden çıkıp yola koyuldum. Yaklaşık kırk dakikalık bir yürüyüşten sonra konuma varmıştım. Eski ve hiç de tekin sayılmayan mahallelerden biriydi. Konum da eski püskü bir barı gösteriyordu. Ulan Çağrı ulan Çağrı! Umarım düşündüğüm haltı etmiyorsundur.
Sinirle telefonumu açıp Çağrı'yı aradım. Hemen açtı. Telefondan çok gürültülü müzik sesi geldi. Siktir! Gerçekten de buradaydı sanırım. Doğru konumdu sahiden de. ''Geldin mi?''
''Geldim, geldim de senin ne işin var lan burada?''
''Hemen ön yargılı olma. İçeri gir.'' Bir şey dememi beklemeden telefonu kapattı pezevenk. İçeri gireceğim sırada kapıdaki iki koruma beni durdurup kimliğimi istediler. E benim tabii ki de kimliğim yoktu. Olsa bile inanmazlardı. Çünkü o kimlikte yaşım otuz altı civarıydı. Ondan öte bir ölüydüm. ''Pardon. Yanlış gelmişim.'' dedim ve geri çıktım uzatmadan. Hayalet olma avantajımı kullanarak görünmez olup bara girdim. Girerken de o gıcık korumalara dil çıkarmayı ihmal etmedim.
Kimselerin olmadığı bir yerde tekrardan görünebilir olduktan sonra aşırı kalabalık ve gürültülü olan barda Çağrı'yı gözlerimle aramaya başladım. Bu kalabalıkta onu bulmak biraz zordu ama neyse ki başardım. Köşede bir yerde, koynunda kendinden geçmiş kırklı yaşlarda bir kadınla oturuyordu.
Ön yargılı olmamamı söylemişti ama bu durumda tam olarak ne tarz bir hoşgörüde bulunmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Sinirimin arttığını hissederek onlara yaklaştım. Çağrı beni fark ettiği gibi kadını nazikçe kendinden uzaklaştırıp ayağa kalktı. ''Geldiğin için teşekkür ederim.'' Kaşlarım çattıkken kadına sorgular bir bakış attım. Tam anlamıyla kendinden geçmişti. Kör kütük sarhoş olmuştu. Kim bilir kaç şişe devirmişti? İçkiden oldum olası nefret etmişimdir. Şimdi de bu kadar içki içen bir kadına pek de hoş bir tepki veremeyecektim.
Baygın gözlerini aralayıp yeşil gözlerini bana çevirdi. Sonra da hiç hoşuma gitmeyen bir şekilde sırıttı. Yalpalasa da ayağa kalkıp bana yaklaştı. ''Oy bu yakışıklı da kimmiş!? Sen ne güzel bir çocukmuşsun öyle!'' Ellerini omzuma koyup yanağıma sulu bir öpücük kondurdu.
İğrenerek geri çekilip onu biraz ittirdim ve Çağrı'ya 'Al bu deliyi başımdan!' bakışı attım. Ne demek istediğimi anlamıştı. Kadının kolundan tutup onu biraz geri çekti. ''Senin arkadaşın mı yoksa yakışıklı, oğlum?'' Ne? Oğlum mu? Annesi miydi yani?
Çağrı gergince yutkundu ve başını öne eğdi. ''Onu şimdi dışarı çıkaracağım. Arka sokakta arabamı park etmiştim. Onu alıp gelir misin?'' Kadını duymazdan gelerek doğruca benimle konuşmuştu.
Fazlasıyla şaşırmış olsam da başımı sallayarak onu onayladım. Sonra birden aklıma araba süremediğim geldi. ''Çağrı ben araba sürmeyi bilmiyorum ki oğlum.''
''Siktir! Her boku biliyorsun da bunu mu bilmiyorsun gerçekten?''
Ulan hayaletim ben hayalet. Evden çıkabilmeyi yeni başarmış bir hayalet. Diğer şeyleri bildiğime şükret mal. ''O zaman annemi sen çıkarır mısın? Ben arabayı getirip geleyim.'' Bu fikir hiç hoşuma gitmemişti. Çağrı'nın annesi olacak olan bu kadın hiç de tekin bir tip değildi ama yapacak bir şey yoktu. Adam beni yardıma çağırmıştı. Ben de kabul etmiştim. Yapacak bir şey yoktu.
''Peki.'' dediğim gibi Çağrı annesini bana bırakıp dışarı çıktı. Annesi de hiç vakit kaybetmeden bana yapışıp belime tutundu. Gereksiz cilveli hareketler yapmaya çalışsa da umursamadan onu dışarı çıkarmak için harekete geçtim.
Sürekli yalpaladığı için işimi zorlaştırıyordu ama bir şekilde başarmıştım sonunda. Çıkışta o iki korumaya da sıfatımı göstermeden çıkmayı başardığım için kendimle gurur duymuştum. ''Oğlumun arkadaşı mısın sen?'' Kelimeler ağzının içinde yuvarlanıyordu. Alkol kokusu da aşırı rahatsız ediyordu. Bu gece beni geçmişe götüren çok şey yaşanmıştı. Yaşanmaya da devam ediyordu.
''Hm hm.'' demekle yetindim. ''Adın ne?''
''Kayra.''
''Vaaay! Çok güzel bir isim. Kim koydu adını?'' Bundan sana ne teyzeciğim acaba? Ah sikeyim! Sinir bozucu anılar yine nüksetmişti. Ne yazık ki çoğu kişiye güzel gelen ismimi baba demeye bin şahit o herif koymuştu. Anlamından kaynaklıydı. Saygı duyulan büyük kimseden gelen iyilik, lütuf demekti. Ona göre ben anneme yaptığı bir iyiliktim. Anneme hayatı zindan ederken beni ondan ayırmayarak ona büyük bir lütuf yaptığını söylerdi şerefsiz.
Küçükken anlamazdım. Büyüdükten sonra anladım. Ergenlik döneminde kendimden nefret ettiğim oldu. Annem benim için, benim yüzümden bunlara katlanmak zorunda kaldı diye düşündüm ama ben olmasaydım bile o kadın rahat yaşayamayacaktı. Beni terk etti diye onu suçlamak isterdim ama bir yandan da hak veriyordum ona ister istemez. Yine de direnmesini, güçlü olmasını isterdim. O beladan hep beraber kurtulabilirdik belki.
Aklıma üşüşen sinir bozucu anları bir kenara itmemi sağlayan hemen önümüzde duran araba oldu. Çağrı'nın annesini arkaya bırakıp kapıyı kapattım. Ardından ben de öne geçtim.
Moralim bozulmuştu. Çağrı'nın da morali pek yerinde değil gibiydi. Annesi de sızmış kalmıştı. Bu, hiçbir pozitif duygu barındırmayan yolculuğu sessizce bitirmiştik. Bir otelin önünde durmuştuk. Çağrı arabayı park edip indi. Ben de aynısını yaptım.
Arka taraftan annesini de çıkardı. Sızmış olduğu için onu kucakladı. ''Arabayı kilitlesene sana zahmet.'' Dediğini yapıp anahtarı elinden aldıktan sonra arabayı kilitledim.
Hep beraber içeri girdik sonra. Çağrı yolu biliyormuş gibi direkt asansöre bindi. Sanırım sık sık geliyordu buraya. ''Üçüncü kata basar mısın?'' Bastım. Sonra odaya doğru ilerledik. Annesiyle birlikte odaya girdi. Ben de dışarıda bekledim. Birkaç dakika öylesine oyalandım orada. Gördüğüm kadarıyla çok güzel bir oteldi. Fazlasıyla lüks görünüyordu. Kim bilir günlüğü kaç paraydı?
Çağrı odadan çıktı. ''Geldiğin için teşekkürler tekrardan. Bir şeyler yemeye gitmek ister misin?''
''Bu saatte?''
Saatine baktı. Neredeyse ikiye geliyordu. ''Haklısın. Biz en iyisi sadece bir şeyler atıştıralım. Benim eve geçelim. Sana da uyarsa tabii.''
Dirseğimi omzuna atıp ''Uyar.'' dedim sırıtarak. ''Zaten bu saatten sonra eve gitsem kaç yazar?''
''Haklısın. Bugün bende kalırsın.'' İtiraz etmedim. Belli ki anlatacağı bir şeyler vardı. Onu seve seve dinlemek isterdim.
Yine arabaya atladık. Bu defa Çağrı'nın evine gittik. Bir lise öğrencisi için aşırı lüks, iki katlı bir evdi. Ev demek az kalırdı gerçi. Saray demek daha mantıklı olabilirdi.
Doğrudan salona geçtik. Ben bir kanepeye, o bir kanepeye uzandı. Kanepeler bile normalden on kat daha rahattı. Kimse atıştırmalık konusunu açmadı. Belli ki ikimizin de canı yiyecek bir şeyler çekmiyordu.
Çağrı tavana bakarak bir iç çekti. ''Bir açıklama bekliyorsun sanırım.''
Omuz silktim. ''Zorunda değilsin. Yardım istedin, kendi isteğimle ettim. Senden bir şey beklemiyorum yani. Anlatmak istemiyorsan anlatmana gerek yok.''
Çağrı kanepede biraz hareketlendi. Bana baktığını hissettim. ''İyi bir adamsın Kayra.''
''E öyle derler.'' Kısık bir şekilde kıkırdadı.
''Pek de alçak gönüllüsün.''
''Yine öyle derler desem bu defa alçak gönüllü olmam değil mi?''
''Aynen öyle.'' Bu defa ben kıkırdadım.
Sonra kısa bir sessizlik oldu. İkimizin de canı sıkkındı. İkimizin de dile getiremdiğimiz dertleri vardı. Bunu hissedebiliyordum. Bunu anlıyordum. Umarım ki onun yaşadıkları benim yaşadıklarım kadar canını yakmamıştır.
Sessizliği Çağrı bozdu. Konuşup içini dökme kararı almıştı sanırım.
''Annemi gördün. Hep böyle. Daha doğrusu annemle babam ayrıldıktan sonra böyle oldu. Aralarında hep sıkıntı vardı. Ayrıldılar. Velayetimi babam aldı. Onun yanında büyüdüm. Annemin durumu da giderek kötüleşti. Onu sık sık görüyordum. Biraz büyüdükten sonra arkasını toplamaya da başladım. Bu günlerde içkinin yanında ne yazık ki kumara da başlamış. Babamdan aldığı nafakayı kumara yatırmış. Gittikçe batıyor. Bugün aslında sadece sızdığı için çağırmadım seni. Olay daha sıkıntılıydı. Peşinde tefeciler vardı. Borç almış. Yakalanmasın diye onu önce ben buldum. Senden onu kaçırmamda yardım etmeni isteyecektim. Neyse ki sıkıntısız kurtulduk. Başına adam dikeceğim artık. Tek başına çıkmasına izin vermeyeceğim.''
Onun da yaşadıkları zordu. Şu an yüzeysel anlatmıştı. Bunun farkındaydım ama yaşadıklarını sorup daha çok canını yakmak istemedim. Bu yüzden aklıma gelen başk bir soruyu sordum. ''Neden beni aradın peki? Bir sürü arkadaşın yok mu senin?''
Alaylı bir ses bıraktı. ''Sözde arkadaş demek istedin herhalde. Sana şimdi anlattıklarımı bile hiçbiri bilmiyor. İçimden bir ses sana güvenebileceğimi söyledi. Güvendim. Pişman da değilim. Eyvallah.''
''Bana güvendiğin için eyvallah kardeşim.'' Kanepede biraz doğrulup ben de ona baktım.
''Bundan sonra bir ihtiyacın olursa hemen ara ha. Söylememe bile gerek yok.''
''Eyvallah. Bundan sonra dünya ahiret kardeşimsin Kayra. Senin de olur da başın sıkışırsa beni ararsın.''
''Seve seve.'' İkimiz de kıkırdadık. O an bir şeyler değişti. Birçok şey değişti.
Bu kısa, belki biraz da saçma diyaloğumuzun sonucunda gerçekten de samimi bir arkadaşlık ilişkisine başlamış gibiydik.
Şimdi düşününce Eylül'ün hayatı nasıl yavaş yavaş düzelmeye başladıysa benimki de düzeliyordu gittikçe. Hayalini kurduğum birçok şey gerçekleşiyordu.
Ev gibi hissettiren bir eve sahip olmuştum. Ailem oldu. Okula gittim. Arkadaşlarım oldu. Derslere girdim. Öğretmenlerim oldu. Yürüdüm, gezdim, yedim, içtim. Sıradan bir hayata, hep istediğim, umduğum hayata giriş yapmıştım. Pişmanlıklarım azalıyordu. Mutluydum. Gerçekten mutluydum. Sanki her şey yoluna giriyordu. Umarım hep böyle olurdu. Hep mutlu olurduk.
Bunu düşlerken aklıma bir şey geldi: Kaçınılmaz son. Bu hikayenin sonu nasıl olacaktı?
***
Bölüm sonuuu
Kendinize iyi bakıııın

