İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 26 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 26

26. Bölüm👻

Selam!

N'aber?

***

Sabah uyandığımda Kayra yanımda yoktu. Dün gece o, huzurlu bir uykunun kollarındayken seyretmiştim onu. Gözlerimi kapattığımda gördüğüm son şey oydu ama uyandığımda yoktu ve bu çok tuhaftı. Yataktan kalkıp hemen banyoya daldım. Orada da yoktu.

Bana bu durumun tuhaf gelmesinin sebebi normalde her gün okula birlikte gidiyor olmamızdı ama bugün nedense beni beklemeden gitmişti. İster istemez içimdeki huzursuzluk tohumu filizlenmişti. Yolunda olmayan bir şeyler vardı ama ne?

Canım sıkkın olsa da okul için hazırlandım isteksiz isteksiz. Aklımda binbir düşünce uçuşuyordu. Bir saniye! Yoksa Kayra dün bahsettiği tekrardan görünmez olma fikrini mi gerçekleştirmişti? İçimi amansız bir korku kapladı. Onu bir daha göremeyecek olmanın korkusu...

Etrafıma hızlıca bir göz attım. ''Kayra? Burada mısın? Görünmez mi oldun?'' Ses yok, hareketlilik yok. ''Kayra, eğer öyle yaptıysan...'' Boğazımda bir yumru oluştu sanki. Ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim hafifçe nemlendi. ''Umarım yapmamışsındır Kayra. Umarım beni beklemeden okula gitmişsindir.'' dedim fısıltı şeklinde. ''Umarım beni terk etmemişsindir...''

Çantamı omzuma atıp derin bir nefes aldım. Sonra aceleyle odadan çıktım. Amacım doğruca evden çıkıp, okula gidip, Kayra'nın orada olup olmadığını kontrol etmekti ama beni mutfağın kapısından gören babam bu planımın biraz aksamasına sebep oldu.

''Kızım? Kahvaltı etmeden mi çıkıyorsun evden?'' Son günlerde ailemle kahvaltı yapmaya başladığım için artık yokluğumu yadırgayacak hale gelmişlerdi. ''Geç kaldım baba. Hemen gitmem gerekiyor. Sonra görüşürüz!'' diyerek kısa bir bahane uydurup hemen evden çıktım.

Otobüsü beklemek bile bana zaman kaybı gibi gelmişti. Bu yüzden koştura koştura okula gitmeyi tercih ettim. Yol nedense her zamankinden daha uzun gibi gelmişti ya da ben çok sabırsızdım. Bilmiyordum ama şu an tek derdim Kayra'yı görebilmekti. Hızımı yapabileceğim kadar çok arttırdım ve okula olabilecek en hızlı şekilde ulaştım.

Nefes nefese kalmıştım. Yine de kendime dinlenme fırsatı vermeden doğruca merdivenleri çıkmaya başladım. Odağım başka yerde olduğundan önümü göremiyordum bile. Son basamağı çıktığım gibi birine sertçe çarptım ve geriye doğru yalpaladım. Az daha merdivenden düşüyordum ki beni belimden yakaldığı gibi kendine doğru çekip bir iki adım geri gitti.

Başımı kaldırıp kime çarptığıma baktığımda Çağrı'yı gördüm. Bana şaşkın bakışlarla bakıyordu. ''Hayırdır Eylül? Ne bu acele?''

Telaşıma engel olamayarak ''K-Kayra'yı gördün mü?'' diye sordum. Kaşlarını çatıp ne olduğuna anlam vereye çalıştı. Bu telaşlı hallerim kafası karışmış olmalıydı. Buna rağmen beni bekletmeden cevap verdi. ''Evet. Sınıfa girdi az önce.''

Rahatladığımı hissederek derin bir nefes aldım. ''Çok şükür, çok şükür.'' diye mırıldanırken Çağrı elini belimden çekip benden biraz uzaklaştı. Elini birden çekmesi dengemi şaşırmamı sağladı birazcık. Bunun anlamı az önce elinin desteğiyle dik duruyordum. ''Bir sorun mu var?'' diye sordu endişeli bir sesle.

''Hayır, hayır. Sadece merak etmiştim.''

''Kayra'nın okula gelip gelmediğini mi?''

Ensemi hafifçe kaşıdım. ''Sayılır.'' dedim kısık bir sesle. Bu durumu ona açıklayamazdım. Diyebileceğim hiçbir şey yoktu. Olayı en net şekliyle anlatsam muhtemelen bana deli gözüyle bakardı.

Başka bir şey demeyeceğimi anlamış gibi konuyu değiştirdi. ''Kahvaltı yaptın mı?'' Başımı olumsuz anlamda salladım.

''Hayır, bugün yapmadım. Sen?''

''Ben de yapmadım henüz. Kayra ve Beyza'yı da çağırıp kantine inelim. Ders başlamadan bir şeyler atıştıralım. Olur mu?''

''Olur.'' dediğim gibi sınıfıma doğru ilerlemeye başladık. İçeri girdiğimde Kayra'yı sıramıza başını yaslamış bir şekilde buldum. Beyza ise henüz gelmemişti.

Kayra'ya yaklaşıp omzunu dürtükledim. Başını sıradan kaldırıp bana onu rahatsız etmişim gibi bir bakış attı. Acaba sabahın köründe rahatsız ve huzursuz edilen kimdi? Ona trip atacaktım ama şimdi sırası değildi. Onu burada görmek rahatlatmıştı beni. Bu, benim için yeterliydi şimdilik. ''Kahvaltı yapalım.'' dedim itiraz istemeyen, soğuk bir sesle.

'Ne anlatıyon sen dayı?' bakışı attı bana. Bense onun düşüncesini ve isteklerini umursamadan ''Kantine inip kahvaltı yapıyoruz.'' dedim az önceki cümlemin benzerini kurarak.

Kayra iyice doğrulduğunda gözleri Çağrı'yı buldu. Beni karşıladığının aksine ona son derece sıcak bir gülümseme sunup ''Günaydın.'' dedi. Çağrı da aynısını yaparak ona karşılık verdi.

''Günaydın Kayra. Ben de, sen de, Eylül de kahvaltı yapmadık henüz. Bu yüzden birlikte kahvaltı yapalım dedim.'' Kayra'nın kahvaltı yapmadığını nereden biliyordu ki?

Kayra az önce benim dediklerimi hiç umursamamış olsa da Çağrı'nın konuşmasıyla hemen ayaklanmıştı. ''İyi demişsin. Acıkmıştım zaten.'' Yalancı! Hayaletler acıkmıyordu ki.

Çağrı'ya doğru ilerleyip hiç beklemediğim bir şey yaparak kolunu omzuna attı. Bu ani samimiyet karşısında nutkum tutulmuştu. Ağzım bir karış açılmış bir şekilde onlara bakarken, Çağrı bana bakma zahmetinde bulunup ''Hadi, gelsene.'' dedi kapıyı işaret ederek.

Sağ olsunlar beni beklemeden sınıftan çıkmışlardı. Ben de şaşkınlığımla baş başa kalıp onları takip etmek durumunda kalmıştım. Gerçekten de hayret edilesi bir durumdu bu. Durduk yere ne olmuştu Allah aşkına?

Onlar önde kendi aralarında konuşarak yürmeye devam ederken ben de sürüden atılmış gariban kuzu gibi onları takip ediyordum usul usul. Ne konuştuklarını deli gibi merak etsem de onları duyamayacağım kadar kısık bir sesle konuştuklarından hiçbir şey öğrenememiştim.

Bir ara Kayra, Çağrı'nın sırtını pat patladı. Sonra Çağrı, Kayra'ya bakıp gülümsedi. Ardından kolunu Kayra'nın beline sardı. İçimden milyon tane hayret ifadesi geçti. Kesinlikle çok tuhaf şeyler oluyordu bugün. Bu kadar yakınlık normal değildi.

Kantine girdiğimizde çok şükür birbirlerinden ayrılmışlardı. Yine de fazla uzak kalmayıp yan yana oturmuşlardı. Çağrı cüzdanından para çıkardı ve bana uzattı. ''Eylül, tostları sen söyler misin?'' Bir ona bir elindeki paraya baktım. Ciddi olamazdı! Ne oluyordu lan?

'Hadi al' dercesine elini biraz kaldırıp indirdiğinde başla seçeneğimin olmadığı bilinciyle o parayı aldım ve dediğini yaparak tostları sipariş ettim.

Tostların hazırlanmasını beklerken gözlerimi onların üzerinden ayırmadım. Kayra bir şeyler söyledi önce. Sonra Çağrı mahcupça gülümseyip bir şeyler söyledi. Lanet olsun ki dudak okuyamıyordum! Ne konuştuklarını deli gibi merak ediyordum!

Kayra, Çağrı'nın omzunu pat patlayıp önemli değil dercesine elini salladı. Sonra birkaç şey daha söylediler. Pür dikkat onları izlerken biri omzumu dürtükledi. Arkamı dönünce kantinci bana tostları uzattı. ''Tostlar hazır diyorum ya kızım?''

Dikkatim o kadar o ikilinin üzerindeydi ki kadının sesini duyamamıştım bile. Mahcubiyetle ensemi kaşıyıp ''Özür dilerim. Duyamadım.'' dedim ve elinden üç tostu da aldım. Para üstünü de kaptıktan sonra hızlı adımlarla masaya doğru ilerledim. Beni görünce ikisi de susup tostlarını elimden aldılar.

''Teşekkürler.'' dedi Çağrı. Paranın üstünü ona uzattım. ''Rica ederim.''

''Meyve suyu yok mu yanında ya da çay? Tostu kuru kuru yiyelim mi istiyorsun Eylülcüğüm?'' Kayra'nın sorusuyla gözlerimi devirdim. Çok istiyorsa kendi alsındı!

''Bir kere de kuru kuru yesen ölmezsin Kayracığım.''

Çağrı tostunu masaya bırakıp ayaklandı. ''Ben alırım.'' Ne alaka abi ne alaka? Ne oluyordu lan böyle? Kayra onu bileğinden tutarak durdurdu. ''Hayır, sen zahmet etme. Ben gider alırım.''

Çağrı, bileğini Kayra'nın elinden kurtardıktan sonra ''Saçmalama. Hemen alıp geliyorum.'' dedi ve cevap vermeden hızlı adımlarla içecek bir şeyler almaya gitti.

Ağzım bir kez daha şaşkınlıkla açıldı. Kayra'ya 'N'oluyoruz?' bakışı attım. Anlamazlıktan geldi tabii. Tostundan büyük bir lokma aldı. ''Kayra? Bir açıklama bekliyorum.''

''No oçoklomoso?'' Ağzı doluyken konuşmaya çalıştığı için garip bir biçime bürünmüştü kelimeleri. ''Ne açıklaması olacak acaba? Çağrı'yla birdenbire neden bu kadar çok yakınlaştınız? Ayrıca sabah uyandığımda neden yanımda değildin?''

Beni umursamadan bir lokma daha yedi. Bu sırada Çağrı yanımıza geldi. Kayra'nın önüne vişneli meyve suyunu koydu. ''Vişneli seviyordun, değil mi?''

Kayra gülümseyip başını olumlu anlamda salladı. ''Evet. Teşekkür ederim.''

''Sen de şeftalili seviyorsun.'' deyip önüme şeftalili meyve suyunu koydu. ''Teşekkürler.'' Şu an en sevdiğim meyve suyunu bildiği için sevinemiyordum bile. Her şey o kadar garip ve sorgulanabilir bir hale bürünmüştü ki beyin hücrelerim etrafa saçılmıştı resmen. Aklımda soru işaretlerinden başka bir şey kalmamıştı.

Tostumdan birkaç lokma yemiştim ki Beyza kantinin girişinde belirdi. Gözleri birkaç saniye kantini taradı ve en sonunda bizi buldu. Hemen gülümseyip neşeli adımlarla yanımıza geldi. ''Günaaaaydııın gençlik! Nasılsınız bakalım?''

''İyiyiz...'' demiştim ki gözlerim Kayra ve Çağrı'ya kaydı. ''...sanırım.'' diye devam ettirdim cümlemi kısık bir sesle. ''Sen nasılsın?''

''Sizi gördüm daha iyi oldum.'' Yanıma oturup çantasını yere bıraktı. ''Aç mısın? Sana da bir tost söyleyelim.'' dedi Çağrı. Beyza elini iki yana sallayıp ''Kahvaltı yaptım da geldim. Afiyet olsun size.'' dedi kibar kibar.

''Tost on numara olmuş bu arada. Bence denemelisin.'' Kayra'nın gözleri bu cümleyi kurarken ışıldıyordu bildiğiniz. Gerçekten de çok beğenmiş olmalıydı.

''Öyle miii? Bir deneyeyim o zaman en azından.'' Bana bakıp tostumu işaret etti. ''Bir ısırık alabilir miyiiim?'' Hiç düşünmeden ona tostumu uzattım. Normalde insanlardan iğrenirdim ama nedense Beyza'dan hiç iğrenmemiştim. Bu durum bana çok normal gelmişti. Hatta nedense o an samimiyetimizin arttığını hissetmiştim. Biraz eğilip, tostumdan bir ısırık alıp geri çekildi ve gözleri de Kayra'nınkiler gibi ışıldadı. ''Harbi çok iyi olmuuuş. Keşke kahvaltı yapmasaydım. Pişmanım şu an.''

''Merak etme. Öğle arası yine tost yeriz.'' diye bir teklifte bulundu Kayra. Tabii hiçbirimiz bu teklife hayır demedik. Çünkü tost gerçekten de çok iyi olmuştu.

***

Bölüm sonuuu

Not: Yazar kararsız kalınca Eylül ve Beyza'yı; Kayra ve Çağrı'yı yapma kararı aldı.

Şaka şaka gfcbdhnjsmkkbcdn

Sonraki bölümde ne olduğunu anlatıcam inşallah

Görüşmek üzereeeee

Bölüm sonu

4 yorum