''27.10.2024
Pazar
Sevgili günlük,
Sana en son yazalı hemen hemen bir hafta oluyor sanırsam. Dolu dolu geçen bir hafta... Tekvando derslerine devam ettim. Haftanın üç günü oradaydım yani. Şimdi daha iyi hissediyorum antrenman yaparken. Daha da güçlenmiş gibiyim. Ders bittiğinde artık ölesiye değil de normal derecede nefessiz kalıyorum.
Katı yiyecekleri yemem daha da kolaylaşıyor gün geçtikçe. Artık enerji ihtiyacımı yiyeceklerden karşılayabiliyorum. Birazcık da kilo almışım. Çok değil. Bir iki kilo kadar. Zamanla artacağının da bilincindeyim. Artık kilo almaktan da çok korkmuyorum.
Sevdiklerim giderek iyileştiğimi gördükçe benimle gurur duyuyorlar. Haliyle ben de kendimle gurur duymaya başladım.
Bugün babam bizi ailecek pikniğe götürdü. Annem, babam, ben, ablam... Uzun zamandır birlikte dışarıda zaman geçirmemiştik. Havanın soğuk olmasını umursamadan o pikniğe gitmiştik. Tabii uzun süre kalamamış, eve hemencecik dönmüştük. Hem de titreye titreye... Hasta olacak gibiyim. Şimdiden Kayra'ya kolay gelsin diyelim.
Kayra demişken onun dediği gibi yapmıştım. Çağrı'ya biraz soğuk davranmıştım. Ara ara görmezden gelmiştim ama o bana yumuşak davranmaya devam etti. O hoşlanma konusunu da bir daha açmadı. Yine de hareketleriyle gerçekten hoşlandığını gösteriyordu. Artık yol bizi nereye götürecek görecektik.
Sınavlar başlamak üzere. Bu da demek oluyor ki kabuslarım başlıyor, düşük notlarım, rezil olmalarım, utanmalarım, başarısızlıklarım, öz güven düşüklüğüm de başlıyor. Hiç hazır hissetmiyorum.
Dersler pek umrumda değildi önceden. Sınavlar ise hiç umrumda değildi ama şimdi bir farklılık vardı. Gururlandırmak istediğim insanlar vardı hayatımda. Geleceğime yönelik umudum vardı. Yaşıyordum artık bu hayatı. Bu durumda bir şeyler yapmam gerekiyordu. Bir yerden başlamam gerekiyordu. Bunun için en iyi fırsat sınavlardı fikrimce. Kendimi göstermeliydim.
Bunun için yardıma ihtiyacım vardı ama. Her işin tek başıma üstesinden gelmemin mümkün olmadığını öğrenmiştim. Yardım istemekten utanmayacaktım ve yardım isteyeceğim kişiyi de çoktan bulmuştum. Tabii ki de çok sevgili Kayracığım! Derslerle kafayı yiyen Kayracığım.
Şimdi onunla konuşmaya gidiyorum sevgili günlük. Sonra yazarım yine.
Eylül...''
Günlüğümü kapatıp çalışma masamdan kalktım ve Kayra'nın bulunduğu tarafa -yani yatağa- doğru ilerledim. Elinde bir kitap tutmuş, arkasına iki yastık iliştirmiş, onlara yaslanmış bir şekilde o kitabı okuyordu.
Onu rahatsız ederek hemen yanına kuruldum. Başımı ona doğru eğip ne okuduğuna bakmaya çalıştım. Bu hareketimle kitabı kapatıp bana doğru bıkkınca döndü. ''Ne var kızım? Dibime girdin yine.''
Masum ayaklarına yatarak dudağımı büzdüm. ''N'apmışım ki?''
''Kitap okuduğumu görüyorsun. Hem sözünü tutmuyorsun hem de kitap okuma keyfimin içine ediyorsun.''
Kaşlarımı çatıp ona anlamaz gözlerle baktım. Ne sözünden bahstemişti ki şimdi? Hangi sözümü tutmamıştım ben? Uyduruyordu sanırım. ''Ben tüm sözlerimi tutarım bir kere.'' diyerek kendimi savundum hemen.
''Tabii tabii. Bu yüzden sözleşmedeki hiçbir maddeye uymadın.'' Hiiii! O sözleşme tamamen aklımdan çıkmıştı benim. ''Şu an istesem sözlerini tutmadığın için görünmez olup, bir daha beni hiç görmemeni sağlayabilirim. Biliyorsun, değil mi?''
Yüzümü buruşturup yerimde dikleştim. Bunun düşüncesi bile kötüydü. Bu saatten sonra Kayrasız bir hayatın tadı olmazdı. O, benim ilk arkadaşım, ilk sırdaşım, ilk destekçim ve daha nice ilkimdi. Onun olmadığı bir hayata ihtiyacım yoktu.
Hemen bu fikirden caymasını sağlamak için ''Ama istemiyorsun, değil mi?'' diye sordum.
Derin bir nefes aldı. ''Bilemem.'' Ne!? Beklediğim cevap bu değildi. Hemen bir el atmam gerekiyordu olaya.
''Tamam, tamam. Sözleşmede ne yazıyorsa yapacağım. Söz!''
Yatağın kenarında olan kazağımı parmağının ucuyla yakalayıp yüzüme doğru tuttu. ''O zaman önce şu çamaşırları toplayıp katlamakla başlayabilirsin. Kirlileri çamaşır sepetine atmayı da unutma.'' Cümlesini bitirir bitirmez kazağı üzerime fırlattı. Anne kişiliğine bürünmüştü birdenbire.
Temizlik yapmaktan nefret ediyordum ama Kayra'nın görünmez olması fikrinden daha çok nefret ediyordum. Bu yüzden dediğini yapıp hemen işe koyuldum.
Neredeyse iki saat kadar süren temizliğin ardından bayılacak gibi olmuştum. Çamaşırları toplamakla kalmamış, odadaki tozları almıştım, yeri süpürmüştüm vs. Ne yapılması gerekiyorsa yapmıştım. Temizlik malzemeleri alıp götürürken annemin şaşkın bakışlarına maruz kalmıştım çokça. O bakışlara karşılık gülümsemekle yetinmiştim.
Muhtemelen kafama bir şeyin düştüğünü düşünmüştü kadın. Kızı yıllar sonra ilk defa kendi iradesiyle temizlik yapıyordu. Şaşırması çok normaldi.
Hazır temizlik yapıyorken Kayra için de istediği o kişisel alanı yaratmıştım. Fazlasıyla temiz ve düzenli bir alan olmuştu. Aynı oda olduğu için elbette ki çok ayrı olmamıştı ama idare ederdi.
İşim bitince odaya şöyle bir göz attım. Odayı temizleyene kadar o kadar dağınık olduğumun farkında bile değildim. O pislikte nasıl yaşıyordum ben Allah aşkına!? Her yer pırıl pırıl olmuştu şu an.
Kendimle bir kez daha gurur duydum. İçimden omzumu pat patlayı kendime 'aferin' demek geçse de tuhaf olur diye yapmadım. Benim yerime sağ olsun Kayra yapmıştı ama.
''Çok güzel oldu. Ellerine sağlık.''
Önce gülümseyecek gibi oldum ama sonra hemen vazgeçtim. ''İnsan bir işin ucundan tutar! Her şeyi ben yaptım.'' Gerçekten de böyle olmuştu. Ben şuradan şuraya koşturup dururken beyefendi beni temizlik programı izler gibi izlemişti sadece. Arada sırada da emirler yağdırmıştı bana. Yok şurası temizlenmedi, yok şuranın bir kez daha üstünden geç, yok oraya dokunmadın bile, yok şunları kadırmadın...
''Bak, insan dedin güzelim. Ben hayaletim. Ayrıca bu iş senin işindi. Sen temizleyeceksin diye anlaşmıştık. Unuttun mu?'' Pislik! İşini de biliyordu şapşal hayalet.
Onu arkamda bırakıp yatağa doğru ilerledim. Kırışmaması için son derece dikkatli bir şekilde oturdum. ''Senden bir yardım isteğinde bulunabilir miyim Kayra?''
Yüzünde alaylı bir ifade oluştu. ''Hiçbir işi karşılıksız yapamaz mısın sen?'' Ne münasebet ya? Temizlik işine girmeden önce de aklımda vardı bu. Şimdi bunu desem inanmazdı kesin.
Kendimi savunasım da yoktu. Bu yüzden direkt isteğimi söyledim. ''Sınav haftası ya bu hafta?''
''Kopya veremem. Hiç uğraşma.'' deyip o da yatağa doğru ilerledi ve hemen yanımda kalan boş alana uzandı. Tüm yatak kırışmıştı şu an! ''Ya biraz dikkat etsene. Yatak bozuldu senin yüzünden.''
Söylenen tavrıma karşılık kıkırdadı sadece. Ben de onu boş verip konuma döndüm. ''Hem ben kopya mı istedim sanki? Ne alaka?''
''Sınav kağıtlarını da çalamam.''
Gözlerim şokla irileşti. Bunu isteyen yoktu ki! Bu hayalet tam bir aptaldı! ''Bunu mu istedim ben!?''
''E-okul sistemine girip puanlarını da yükseltemem.'' Laan! Aslında bunların hepsi yapabileceği ve işimi fazlasıyla kolaylaştıracak şeylerdi ama ben hiçbirini aklımın ucuna bile getirmemiştim.
''Keşke önce bir dinleseydin salak hayalet! Senden bunların hiçbirini istemeyecektim ben!''
Bana değişik bir bakış attı. Pek inanmıyormuş gibiydi. ''Ne istiyorsun peki?''
''Ders çalıştırmanı isteyecektim ama artık istemiyorum. Sen beni çok yanlış tanımışsın. Hileci miyim ben? Kınıyorum seni.'' Kollarımı göğsümde birleştirip başımı diğer tarafa çevirdim.
Kayra da kıkırdamaya başladı yine. ''Trip mi atıyorsun bana?''
''Ne münasebet?'' dedim çirkef bir tavırla.
''Atıyorsun, atıyorsun. Bak bakayım bana.'' Başımı biraz daha çevirdim diğer tarafa. Onun da kıkırtıları arttı. ''Baya baya trip atıyorsun işte.'' Omuz silktiğimde bana biraz yaklaştığını hissettim.
''Hadi bak bana artık.'' Onu yine umursamadım. Sinirimi bozmuştu. Biraz trip atmak hakkımdı bence. Benim hakkımda bu kadar yanlış düşüncelere sahip olması hoş değildi. Resmen kopyacı, hırsız, hileci bir kızdım onun gözünde. Ben o gözü oyardım!
Son kozunu da kullandıktan sonra bir elini yan tarafıma doğru atıp üst gövdelerimizin hemen hemen karşı karşıya gelmesini sağladı. Diğer eliyle de çenemi kavrayıp yüzümü ona doğru çevirdi. ''Özür dilerim. Öyle demek istemedim.''
Öyle yumuşak bir tavırla konuşmuştu ki ona trip atmaya devam etmek imkansız hale gelmişti. ''Ders çalıştıracağım sana. Yarından itibaren başlarız. Bu gece de sen bir diğer sözünü tutup bana kitap okur musun?''
Doğru ya! Bu da sözleşmede yazıyordu. Başımı sallayacaktım ki çenemdeki eli bunu yapmamı engelledi. Şaşkın kedi yavrusu gibi duruyor olmalıydım ki sırıtıp elini çenemden çekti. Sonra pozisyonu bozarak kendini az önce yattığı yere bıraktı.
''Okurum.'' deyip onu sesli olarak onayladım. ''Az önce okuduğun kitabı mı okuyayım?''
''Olur.''
Beni onayladığı gibi o kitabı kapıp, onun yaptığı gibi iki yastığı arkama yerleştirip rahat olabileceğim bir pozisyonda uzandım ve kaldığı sayfayı açıp okumaya başladım. Neyse ki kitapta çok ilerlememişti. Böylece ben de konuyu anlayabilecektim.
Kitap iyice sardı ve ben hızımı alamadım. Üst üste bir sürü sayfa okudum. Boğazım kuruyunca da biraz su içmek için ara vermek istedim. Kitabı kapatıp Kayra'ya baktım. Uyumuştu. Ona kitap okuduğum sırada uyuyakalmış olmalıydı.
Kar kadar beyaz yüzünde huzulu bir ifade vardı. Dudakları hafif aralanmıştı, inci dişlerinin birazı görünüyordu. Siyah saçları beyaz tenine renk katmak istercesine alnına dökülmüştü. Onu bu kadar dikkatli inceleyince insan tek bir sonuca varıyordu. Kayra yakışıklıydı. Hem de çok.
Yüzümde minik bir gülümsemeyle kitabı komodine bıraktım. Sonra da Kayra'nın başının altındaki yastıklardan birini onu uyandırmadan aldım ve daha rahat uzanmasını sağladım. Sonra da üzerini bir batteniyeyle örttüm ve beni duymayacağını bile bile ona fısıldadım. ''Tatlı rüyalar Kayra.''
***
Bölüm sonuuu
Bir sonraki bölümde görüşürüüz



