Selaaam
İyi okumalaaar
***
Kayra bizi baş başa bırakmış yoluna gitmişti. Çağrı ise az önce beni kendine çekmek için tuttuğu elimi tutmaya devam ederek kalbimin ritminin değişmesini sağlıyordu.
Elimi bırakmadan arkasını dönüp yürümeye başladı. Haliyle ben de arkasından sürüklendim. ''Nereye gidiyoruz Çağrı?''
''Unuttun mu? Bugün doktorla görüşmen vardı.'' Tamamen aklımdan çıkmıştı. Aptal kafam!
Çağrı, bir taksiye binmemizi sağladı önce. ''Klimayı çalıştırır mısın abi?'' Şoför de ben de ona değişik bir bakış attık. Dışarısı soğuktu, evet ama taksinin içi fena değil gibiydi. Klima gerekiyor muydu ki?
Şoför onu kırmadı ve klimayı çalıştırdı. Sonra Çağrı, doğruca hastanenin adını verdi ve yola çıktık. İkimiz de arkaya oturmuştuk ama aramızda öyle bir negatif enerji vardı ki konuşamıyordum onunla. Elimi ise hâlâ bırakmamıştı. Çok tuhaf davranıyordu.
Ondan hiçbir sesin çıkmayacağına kanaat getirince biraz çekinsem de aklımdaki soruyu sordum. ''Neden elimi tutmaya devam ediyorsun?''
Birleşik olan ellerimize kısa bir bakış attıktan sonra ''Üşüdüğünü söyledin.'' dedi büyük bir ciddiyetle. Sanki üşümem bu dünyadaki en önemli konuymuş gibi bir tavır takınmıştı. Bu beni öyle etkilemiş öyle mutlu etmişti ki anlatamam. Elimi tutarak beni ısıtmaya çalışması bu dünyadaki en tatlı davranışlardan biri olabilirdi.
Yüzümde şapşal bir gülümseme oluştuğunu hissettim. Kalbime ne yapmıştın öyle Çağrıcığım?
Hastaneye, hatta doktorun odasına ulaşana kadar elimi bırakmamıştı. Haliyle yüzümdeki sırıtış bir türlü silinmemişti. Doktorumun beni görünce şaşıracağı aşikardı.
👻👻👻
Doktorla yaptığım görüşmeden sonra dışarı çıktım.
Çağrı, boş oturaklardan birine oturmuş, beni bekliyordu. Hemen yanına ilerleyip ona müjdeli haberi verdim. ''Doktor giderek iyiye gittiğimi söyledi.'' Çağrı'nın yüzünde rahatlamış bir ifade oluştu. Ayağa kalkıp derin bir nefes aldı. ''Sana her şeyin yoluna gireceğini söylemiştim. Daha da iyi olacaksın emin ol ki.''
''Teşekkür ederim Çağrı. Senin sayende...'' Sesimin minnet dolu çıkmasına dikkat etmiştim ki samimiyetim belli olsun. O da bunu fark etmişti. Az önceden beri devam eden huzursuz ifadesi yok olmuştu sonunda. Yüzünde tatlı bir gülümseme oluştu. Ardından beklemediğim bir şey yapıp kollarını sırtıma doladı.
Çenesini omzuma yaslayıp bana sıkıca sarıldı. Bu sarılışıyla tüm sıcaklığı bana da bulaştı. Sanki bir sarılışıyla kışın ortasında bana yazı getirmişti.
Kalbim minik bir serçenin çırpınışları gibi çırpınmaya başladı. Heyecandan titresem de sarılışını karşılıksız bırakmamıştım. Kollarımı beline doladım yavaşça.
Sarılışımızı bitirip geri çekildi ve ellerini omzuma koydu. ''Benim sayemde falan değil. Sen istediğin için başarıyorsun ama teşekkür etme konusunda ısrarcıysan birlikte akşam yemeği yiyelim.'' deyip gülümsedi.
Bu hayır diyemeyeceğim bir teklifti elbette. Hâlâ kusursuz bir şekilde yiyemiyordum ama daha iyiydim. Çağrı'yla baş başa akşam yemeği yemek mükemmel olurdu. ''Tamam. Olur.''
Kabul etmemle birlikte sürekli takıldığı bir yere götürdü beni. Aman aman lüks bir lokanta falan değildi elbette gittiğimiz yer. Güzel hamburgerler yapan, genelde yaşıtlarımızın bulunduğu bir hamburgerciydi burası.
Siparişimizi verdikten sonra yemeklerimizi alıp boş bir masaya geçtik. Daha ağzımıza birkaç lokma atmıştık ki Çağrı beni çok şaşırtan bir soru sordu birden. ''Eylül, Kayra'dan hoşanıyor musun sen?'' Ağzıma daha yeni soktuğum patatesi daha çiğnemeden yutacaktım neredeyse.
''O da nereden çıktı?''
''Yani senden hoşlanıyor, sana yakın davranıyor ve sen de bundan pek rahatsız oluyormuşsun gibi görünmüyor.'' Sesinde memnuniyetsizlik sezmiştim.
Boğazımı temizleyip önce ağzımdaki lokmayı yuttum. ''Benden hoşlanması beni bağlamıyor ki. Ben ondan hoşlanmıyorum.'' dedim net bir tavırla.
Cevabımla birlikte Çağrı'nın ifadesi yumuşadı. ''Hoşlandığın biri var mı peki?'' Bunlar harbi çok enteresan sorulardı. Durduk yere aşk hayatımı merak etmeye başlamıştı. Ben de ne diyeceğimi iyice şaşırmıştım.
Hoşlandığım biri vardı ve bu biri oydu. Bunu ona söylesem beni reddedecekti. Kendisi önceden dolaylı yolla bunu dile getirmişti zaten.
Bir cevap vermek yerine soruya soruyla karşılık vermem daha mantıklı olacaktı. ''Neden merak ediyorsun?''
Yutkunup bakışlarını kaçırdı. Kendiyle bir savaş içinde gibi görünüyordu. ''Aman! Her ne olacaksa olsun. Daha fazla içimde tutmak istemiyorum. Lafımı yutmuş gibi olacağım ama inan ki haklı sebeplerim var Eylül.''
Aniden yükselmesi karşısında ona şaşkınlıkla baktım. Ne oluyordu bu çocuğa?
Bana doğru yaklaşıp masanın üzerinde olan ellerimi sıcacık avuçlarının içine hapsetti. ''Bana o mektubu verdiğin gün var ya?'' Aklıma o rezil rüsva olduğum gün geldi.
Başımı yavaşça olumlu anlamda salladım sıkıntıyla. ''İşte o gün o mektubun içeriğini öğrendikten sonra benim için çok şey değişti. O gün seni reddetmiş gibi oldum ama inan bana kendimce haklı sebeplerim vardı. Uzun bir mesele. Şu an önemli olan o değil. Önemli olan tek bir şey var. Belki ani olacak. Belki şaşıracaksın. Belki bana dönek gözüyle bakacaksın ama ben senden hoşlanıyorum Eylül.''
Ve o an benim için zaman durdu. Dediği her şey silindi ve geriye şu dört kelime kaldı: ben senden hoşlanıyorum Eylül.
Çağrı benden hoşlandığını söylemişti. Söylemişti gerçekten. Nereden çıktığını, gerçek mi rüya mı emin olamadığım bu konu tüm beyin fonksiyonlarımı yitirmemi sağlamıştı.
Bırakın bir şey demeyi hareket bile edememiştim. Tamamen donakalmış bir şekilde durdum öylece. Gözümün önünde dolanan tek kelimeler: Ben, Senden. Hoşanıyorum. Eylül. Ben senden hoşanıyorum Eylül, ben senden hoşlanıyorum Eylül...
Sonra da koca bir karanlık...
👻👻👻
Aşk itirafı aldıktan hemen sonra bayılmaktan daha kötü bir şey varsa o da kendine geldikten sonra sana aşk itirafı yapan, hoşlandığın çocuğun yanı başında olmasıdır.
Başım çatlıyor gibiydi. Kendimi yine hastanede bulmuştum. Kolumda yine serum ve hemen yatağın kenarında oturan Çağrı...
Yeşil gözleri endişeyle beni seyrediyorlardı. ''İyi misin Eylül?''
Zar zor biraz doğrulmaya çalışıp boğazımı temizledim. ''Bilmem. İyi miyim? Doktor ne dedi? Neyim varmış?'' Neyim olduğunu çok iyi biliyordum oysa. Ben senden hoşlanıyorum Eylül. Tabii tıbbi teşhis daha mantıklı olacaktı. Aklıma gelen şeyle istemsizce sırıttım. Bunu Çağrı'dan gizlemek için uğraştım.
''Ciddi bir sorun olmadığını söyledi.''
''O zaman iyiyim.'' Rahatlamış bir şekilde gülümsedi. İyi olduğumdan emin olduktan sonra bir diğer konuya atladı. ''Annen beni aradı.''
''Ne istiyormuş?''
''Geciktiğin için seni merak etmiş. Hastanede olduğumuzu söylemedim endişelenmesinler diye.''
Başımı anlıyormuşum gibi salladım. ''Ben konuşurum şimdi onunla. Hatta konuşmaya gerek yok. Çıkabiliyor muyum şimdi? Doğruca ev gideyim.''
''Serumun bitsin çıkarız.''
Dediği gibi olmuştu. Serumum biter bitmez çıkmıştık hastaneden. Şimdi çok daha iyi hissediyordum. Hatta çok çok iyi, hatta mükemmel ötesi hissediyordum. Kalbim mutlulukla atıyordu. Kısa bir süre önce bu kadar mutlu olacağımı bana söyleselerdi hıhlayıp geçerdim ama şu an o mutluluğu yaşıyordum ciddi ciddi.
Eve varmıştık. Çağrı aileme kısa bir selam vermiş, beni eve bırakıp gitmişti. Yemek yerken söylediği o şey hakkında başka bir şey dememişti. Konuyu açmamıştı. Tabii garibim bana aşk itirafı yaptığı gibi bayılmıştım. Aynı konuyu konuşmaktan ölesiye korkuyordur şimdi.
Ailemle alelacele selamlaştıktan sonra onları salonda bırakıp doğruca odama koşturmuştum. Kayra'ya bu güzel haberi vermem gerekiyordu hemen.
Odama daldığım gibi Kayra'yı gördüm. Beni bekliyormuş gibi görünüyordu. ''Nerede kaldın sen?'' diye sordu merakla.
''Kayraaaa!'' diye bağırıp ona doğru koştum. Çocuk neye uğradığını şaşırırken kucağına atlayıp ona sıkıca sarıldım. Bir yandan da sevinç kıkırtılarımı salıyordum. İlk defa duygularımı bu kadar dışa yansıtıyordum ama ne yapabilirdim ki? Çok mutluydum, çok.
Boynuna kollarımı sıkı sıkı dolamıştım. Bacaklarım da beline sarılmış durumdaydı. Kayra da anın şokuyla tepki vermiyordu hiç. ''Kayra çok güzel bir şey olduuu!'' Kollarımı daha da sıkılaştırdım. ''Çağrı benden hoşlandığını söylediii!''
Kısa süreli bir sessizliğin ardından Kayra kollarımı ve bacaklarımı bedeninden ayırmamı sağladı. Aramıza bir adımlık mesafe bıraktıktan sonra gülümsedi ama sanki zoraki bir gülümseme gibi gelmişti bana. ''Öyle mi? Ne güzel.'' Bu gönülsüz konuşması tuhafıma gitmişti.
''Mutlu olmadın mı Kayra?'' Düşük enerjisinden dolayı benim de enerjim düşmüştü istemsizce. Sorumla birlikte başını iki yana salladı. ''Hayır, hayır mutlu oldum tabii ki. Bu çok iyi bir şey. Zaten bunu amaçlamıştık.''
Aynen öyle. Peki morali neden düşük gibiydi ki o zaman? ''Ama çok mutlu görünmüyorsun.''
''Mutluyum, sadece biraz yorgunum.'' Oh! Hayaletler de yoruluyordu demek ki. Bugünkü antrenman hayaleti bile yoracak kadar sertti. Biliyordum işte.
Kayra, yatağa doğru ilerleyip oturdu. ''Şimdi ikinci aşamaya geçiyoruz o zaman. O, senden hoşlandığını söyledi ama unutma ki öncesinde seni reddetti. Bunun anlamı duyguları kıskançlığından dolayı oluşmuş olabilir. Yani belki de seni kıskandığı için senden hoşlandığını söyledi. Şimdi yapmamız gereken şu: Hemen duygularına karşılık vermeyeceksin. Sabret. Biraz soğuk davran ki peşinden koşup kıymetini bilsin.''
Mantıklı konuşuyordu aslında. Tam olarak dediğini yapmaya hazırdım. ''Şu erkekler de gerçekten anlatıldığı gibiymiş. Kaybedecekleri zaman kıymete bindiriyorlar. Salaklığın kitabını yazmışlar.'' diye söylendi kendi kendine.
''Şey... Kayra...'' Bana çevirdi kömür karası gözlerini. ''Ne?''
''Sen de erkeksin.''
Kaşlarını çattı. ''Ben onlar gibi değilim.'' Tabii canım! Kesin değilsindir. Aşık olunca görürüz biz seni.
''Kayra, sana bir şey daha söylemem gerekiyor.''
''Söyle.''
Çekine çekine de olsa rezilliğe doymamı sağlayan o olayı dile getirdim. ''Çağrı benden hoşlandığını söylediğinde ben bayıldım.''
Yerinde biraz doğrulup merakla baktı bana. ''Bayıldın derken? Ciddi bayılmadan bahsetmiyorsun umarım.''
Başımı mahcupça eğip parmaklarımla oynamaya başladım. ''Ciddi bayılmadan bahsediyorum.'' dedim kısık bir sesle. Kısa bir sessizlik anından sonra Kayra kahkaha atmaya başladı. Hem de öyle böyle değil. Tüm odayı kahkahalarıyla inletmeye başladı.
''Tam bir salaksın Eylül!'' deyip kahkaha atmaya devam etti. Sinirim bozulmuştu. Ona doğru ilereyip yataktan kaptığım bir yastığı suratına geçirdim. ''Dalga geçme!'' diye bağrıdım. Beni dinlemedi. Haliyle ben de yastıkla ona vurmaya devam ettim.
Suratına gelmesin diye kolunu siper olarak kullanıyordu. ''Gerçekten de çok aptalsın Eylül'm.''
''Seni var ya! Sensin aptal olan!'' Yastıkla onu boğmaya çalıştığım sırada beni kolumdan yakalayıp yatağa doğru çekti ve anında yastığı elimden kurtarıp beni altına aldı.
Gözleri doğruca benimkileri bulduğunda atık gülmüyordu. Aramızda hiç mesafe de kalmamıştı. Kelimenin tam anlamıyla burun burunaydık. Gözleri anlık dudağıma kayıp tekrardan gözlerimi buldu. Ardından başını yana doğru çevirip ''Akıllı ol bücür.'' dedi ve üzerimden kalktı.
Çok garip bir an yaşanmıştı aramızda. Çok tuhaftı.
Kayra, çalışma masasına gittikten sonra hemen kitaplarına odaklandı ve o gece bir daha hiç konuşmadık.
***
Bölüm sonuuu
Görüşürük





