Selam!
Nasılsınızz?
İyi okumalaar
***
''08.11.2024
Cuma
Sevgili günlüğüm,
Bugün son sınavımıza da girip çok şükür o sınav lanetinden kurtulduk. Kayra anlaştığımız gibi bana her gün ders çalıştırdı. Neredeyse hiç temelim olmadığı için çok kolay bir girişim olmamıştı tabii. Arada Kayra'nın sinir krizi geçirmesine sebep olsam da o yorucu işin sonu iyi olmuştu. Tüm sınavlardan ortalamnın üzerinde notlar almayı başarmıştım denilebilir. Tabii öyle olağanüstü iyi notlar denemez ama her zamankinden çok daha iyiydi. Henüz açıklanmayanlar vardı ama Kayra'nın hesaplarına göre öyleydi.
Yarından itibaren de bir haftalık bir tatilimiz var. Hava iyice soğusa da bizim üç silahşörler bir plan ayarlayıp, neredeyse her gün gezmemiz için bir sürü yer araştırıp bulmuşlardı. Yani anlayacağın bir hafta içinde hayatım boyunca hiç gezmediğim kadar gezmek zorunda kalacağım.
Alışık olduğum bir durum değil ama istiyor musun diye soracak olursan kesinlikle istiyorum. Benim yaşımdaki gençlerin yaptığı gibi gezmek, tozmak, eğlenmek, arkadaşlarımla takılmak istiyorum. Deneyimleyemediğim her şeyi deneyimlemek istiyorum.
Kayra'ya 'Yaşamak istiyorum.' dediğim gün daha dün gibi aklımda. Şimdi yaşamak istiyorum demiyorum. Çünkü zaten yaşıyorum. Yaşadığımı hissediyorum ve şu an anlıyorum ki aslında yaşamak gerçekten güzelmiş. Sevdiklerin yanındayken hayat ne kadar acımasız olursa olsun yaşamaya değermiş.
Ah! Kayra hayvan gibi bağırıyor. Gidip bakayım ne oldu.
Görüşürüz sevgili günlük.
Eylül...''
''Ne bağırıyorsun manyak!?'' diyerek hiddetle Kayra'ya döndüm. Yatağın üzerine çıkmış, bir yastığa sarılmış, yerdeki bir şeyi işaret ederek ''Git! Ne olur çık odadan! Yaklaşma yaklaşma!'' diye bağırıyordu. Bakışlarımı baktığı yere çevirdim. Bayan Noir gelmiştiii.
Bu salak hayaletin hâlâ kediden korktuğuna inanamıyordum. Göz devirip ayağa kalktım. ''Kes be artık! Böğürme! Alıyorum yavrumu.'' Kayra yatakta biraz daha geriye kayıp bana ters bir bakış attı.
Bayan Noir'ı kucağıma aldığım gibi söylenmeye başladı beyefendi. ''Nasıl bir vicdansızsın lan sen? Korkuyorum diyorum kedilerden. Kaç defa söyleyeceğim bunu?''
''Anladık anladık korkuyorsun. Al, aldık işte.'' deyip refleksle Bayan Noir'ı öne doğru yaklaştırdım. Bayan Noir bu yaptığımı fırsat bilerek ellerimden kurtulup Kayra'nın üzerine atladı.
Birkaç saniye içinde tam bir karmaşa yaşanmıştı. Kayra çığlık atıp geriye doğru kaçmaya çalışırken ayağı kaydı ve yatağın üzerine sırt üstü düştü. Ben düşüşünün komikliği karşısında kahkaha atmaya başlarken Bayan Noir ona iyice yaklaştı.
Kayra kalpten gidecek gibiydi ama ben karnımı tuta tuta gülme krizine girdiğim için ona yardım edemiyordum. Bayan Noir ona iyice yaklaştı. Kayra'nın da kaçacak yeri kalmamıştı. Bayan Noir Kayra'nın yüzüne yaklaştığında Kayra gözlerini sıkı sıkı kapattı. Gören Bayan Noir'ı kedi değil, kaplan sanırdı.
Birden hiç beklemediğimiz bir şey oldu. Bayan Noir, Kayra'nın yanağını yalamaya başladı. Ne oluyordu lan!? Kedim arkadaşımın namusuna göz mü dikmişti şimdi? Kayra da en az benim kadar şaşırmıştı. Gözlerini şaşkınlıkla açıp Bayan Noir'a uzaylıya bakıyormuş gibi baktı. Kedim ise hiç istifini bozmadan yaptığı işe devam etti. Hayret bir şey abi! Bana bile bu kadar sevgi dolu yaklaşmıyordu bu kedi.
Aile üyelerim yetmezmiş gibi kedimin de en sevdiği kişi olmuştu bu hayalet bozuntusu. Kayra korkusunu yenip kediyi kendinden biraz uzaklaşırdı. Ardından yattığı yerden doğruldu. Kedime tuhah tuhaf bakışlar yolladığı sırada Bayan Noir onun kucağına çıktı ve başını karnına yaslayıp tatlı mırıltılar çıkarmaya başladı. Sevilmek istiyordu. Kayra'nın onu sevmesini istiyordu.
Kayra neye uğradığını şaşırsa da titreyen ellerinden birini kedimin tüylerine yavaşça dokundurdu. Sonra nazikçe okşamaya başladı. Birkaç dakika içinde artık ona korkutucu gelmemeye başlamış olacak ki yüz hatları yumuşadı ve yüzünde çok tatlı bir gülümseme oluştu.
Kollarımı göğsümde toplayıp sırtımı duvara yasaladım ve karşımdaki bu manzarayı izlemeye başladım. Bayan Noir çok huzurlu görünüyordu. Kayra da hafif şaşkın ama mutlu gibi görünüyordu. ''O kadar zamandır boşa korkmuşum. Kendini sevdirmek için mi hep peşimde dolaşıyormuş?'' diye sordu Bayan Noir'ın siyah tüylerini okşamaya devam ederken.
Omuz silktim. ''Demek ki öyleymiş.'' Bir kez daha gülümsedi. ''Beni yemek istemiyor olması beni mutlu etti.'' Allah'ım ya Rabbim ya! ''Ben kedimi aç mı bırakıyorum ki seni yemek istesin?''
''Ne alakası var kızım? Beni yemek istiyormuş gibi bakıyordu hep.''
Kesin öyle olmuştur!
''Eylüüüüül!'' İçeriden gelen ablamın sesiyle yerimden doğrulup ''Efendim!?'' diye bağırdım.
''Odama gelsene bi.'' Emir büyük yerden. Kayra ve Bayan Noir'ı arkamda bırakarak ablamın odasına gittim. Yatağın üzerinde bağdaş kurmuş bir şekilde oturuyordu ve elinde bir kutu vardı. Ona merakla baktığım sırada eliyle 'Gel.' işareti yaptı. Onu ikiletmeden gidip hemen yanına oturdum.
Elindeki kutuyu bana uzattı. ''Al bakalım!'' dedi neşeyle. Daha da meraklanmamı sağlamıştı. Kutuyu açtım hiç beklemeden. İçinde bir sürü fotoğraf ve birbirleriyle tamamen alakasız eski eşyalar vardı. Emzik, bileklik, ruj, bandana gibi...
Önce fotoğrafları elime aldım. Benle ablamın fotoğraflarıydı bunlar. Çoğu bebeklik fotoğraflarımızdı. Gerçi bir süre sonra hiç fotoğraf çekilmek istemeyen ben olmuştum. Araya mesafe girince haliyle yeni fotoğraflarımız da neredeyse hiç olmamıştı.
Bir fotoğrafta daha çok küçüktüm. Doğalı çok olmamıştı belli ki. Beni ablamın kucağına vermişlerdi. Ablam da sevgi dolu gözlerle bana bakıyordu. Birinde parktaydık. Beni salıncakta sallıyordu. Birinde birbirimizin saçını başını yoluyorduk. O fotoğrafı görünce kıkırdamdan edemedim. Kim bilir hangi konuda anlaşamamıştık? Bir diğerinde onun doğum günüydü ama ben üzülmeyeyim diye benim de fotoğrafımı yapıştırmışlardı pastaya. Beraber mumları üflüyorduk. Bir sonrakinde yine aynı doğum günü partisindeydik. Ablamla birbirimize hiç bırakmayacakmışız gibi sarılmıştık.
Her bir fotoğrafta bir anı... Her birinde mutlu anılar... Bu kadar zamandır ben kendimi nelerden mahrum bırakmıştım öyle? Gözlerim nemlenmişti. Nerdeyse ağlamak üzereydim.
Ablam elini kutuya sokup emziği aldı. ''Sen doğmadan önce annemlerle gezerken sana bunu almak istemişim. Annemle babama aldırmışım. Parası benden çıkmasa bile sana aldığım ilk hediye sayılır.'' Ona hayret dolu bir bakış attım. Bunu neden saklamıştı ki?
Başını hafifçe öne eğip buruk bir şekilde sırıttı. ''Ama ne kadar denersem deneyeyim emmemişsin bunu. Hiç emzik kullanmadın. İstememişsin. İlk hediyem boştu anlayacağın.''
Yutkundum. ''Bebekken yaptığım daha doğrusu yapmadığım bir şey için özür beklemiyorsun herhalde?'' diye sordum alaylı bir sesle. Ortamın yumuşamasını istemiştim.
''Hayır tabii ki salak.'' deyip kıkırdadı. Sonra kutudan bir bileklik çıkardı. ''Bunu da ilkokulda yapmıştım senin için ama ne zaman bileğine taksam koparıyordun. Ben de pes edip son kez tamir ettikten sonra sakladım. Büyüyünce verecektim güya.'' Elinden bilekliği aldım. Şimdi bu bileklik bana olsa olsa yüzük olurdu.
''Sanırım takamayacağım.'' deyip güldüm. O da güldü. ''Maalesef süresi doldu.''
Bu defa bandanayı çıkardı. ''Bu yakın tarihli bir hediyeydi. Üniversiteye girdiğim dönemlerden... Bir gün arkadaşlarımla çarşıda gezerken gördüm. Sana çok yakışacağını düşündüm. Eve dönüp sana verecektim ama şansa bak ki o gün annem sana saçını gözünün önünden çekmeni, toplamanıı falan söylemişti. Sen de ona çok kızmıştın. İstemediğini, saçına hiçbir şey takmayacağını söylemiştin. Sonra da hemen odana gitmiştin. E o olaydan sonra da gelip sana bandana vermek çok saçma olacaktı. O da kaldı işte.''
Boğazım düğümlendi. Gözlerim yine nemlendi. Muhtemelen o gün bu bandanayı verseydi yüzüne fırlatır, 'İstemiyorum demedim mi ben!?' diye bağırırdım. Kahküllerimi sürekli yüzümü kapatmak için kullanıyordum. Kısa bir süre önceye kadar yüzümün görünmesinden bile korkuyordum. Değil ki bandana takmak ve yüzü olduğu gibi göz önünde sokmak... Ama şimdi değişmişti. Kusursuz değildim tabii ama kendimi kusurlarıma rağmen kabullenmiştim. İnsanların ne diyeceği artık çok da umrumda olmayacaktı.
Ablamı biraz olsun mutlu etmek için elindeki bandanayı kapıp hızlıca taktım. Tam uymuştu ama kendimi göremiyordum. Bu yüzden nasıl göründüğünü bilmiyordum. ''Bunun için geç kalmadım sanırım.'' dediğimde sırıttı kocaman. Yaklaşıp bandanayı düzeltti. ''Çok yakıştı ve evet, ikimiz de bunda çok da geç kalmamışız.'' Gülümsedim ona. O da saçımı pat patlayıp kutudaki ruju çıkardı.
''Benim ilk rujumdu bu. Sen çok istemiştin ama çok küçüktün. Sadece bir kez sürmene izin verdim. Sonra da bir gün veririm diye kenarda bıraktım ama şimdi bunu da kullanamazsın. Yıllardır burada duruyor. Yenisi sözüm olsun.''
Ruja buruk bir gülümseme eşliğinde baktım. Bunu hatırlıyordum. O dönemlerde ilkokulda falandım. Çok özenmiştim ama sürekli sürmeme izin vermemişti ablam. 'Küçüksün sen daha.' demişti. O ruju benim için sakladığını bilmek epey mutluluk vericiydi.
Birkaç anısı olan şeyi daha gösterdikten sonra her şeyi yerine yerleştirip kutuyu kapattık. Onu komodine bıraktıktan sonra ablama döndüm. ''Abla... Ben ne diyeceğimi bilemiyorum.''
''Bir şey demene gerek yok ki güzelim. Senin hiçbir suçun yoktu. Zaman bize iyi gelmedi. Benim hatalarım oldu sana karşı. Sana yaklaşmaya çalışmaktansa seni yargıladım, eleştirdim. Sen benden uzaklaştıkça ben üzerine gittim. Hatalıydım. Ablanı affedebilecek misin?'' İşte bu söyledikleri benim için son nokta olmuştu. Gözlerim iyice doldu ve bir göz yaşım hemen firar etti.
Ablamın boynuna atlayıp ona sıkı sıkı sarıldım. O da karşılık verdi hemen. Dakikalarca öyle sarıldık. Tüm bu yılların hasretini gidermek istercesine sarıldık birbirimize. Sonra da birbirimize sarılmaya devam ederken uzandık ve birbirlerimizin kolları arasında uyuyakaldık.
***
Bölüm sonu
Görüşmek üzereee
