''15.10.2024
Salı
Sevgili günlük,
Sana yazmayalı çok oluyor. Özledin mi beni?
Alınma, gücenme lütfen ama Kayra hayatıma girdiğinden beri içimde bir şey biriktiremiyorum artık. Dertlerime ortak olan biri var artık hayatımda. İçimde biriktirdiğim bir şey olmadığı için yazamıyorum da ne yazık ki. Ya da iyi ki mi demeliyim?
Bana ailemle konuşmamı söyledi, biliyor musun? Ben yıllardır ailemle doğru dürüst bir diyalog kurmuyorum hiç.
Dün gece ondan cesaret alarak gittim annemle babamın odasına. Annem uyuyordu. Babamla konuştum. Beni görünce epey şaşırdı. Haklı, değil mi? Onunla aynı masada oturmaya bile tenezzül etmeyen kızı onunla konuşmaya gitti.
Onunla konuşmak istediğim bir şey olduğunu söyledim. Seve seve rahat ve sıcacık olan yatağından çıkıp yanıma geldi. Çocukluğumda çok sevdiğim için sıcak çikolata yaptı bana. Sonra serin havaya rağmen balkona çıkardı beni. Üzerimize bir battaniye örttü.
Ellerimizde sıcacık kupalar, üzerimizde battaniye, gökyüzünde parlayan yıldızlar, esen serin rüzgar, hemen dibimde ısınmamı sağlayan babam... Ben en son ne zaman babama bu kadar yakın olduğumu hatırlamıyordum bile.
'Anlat.' dedi. 'Ne derdin varsa anlat bana güzel kızım.'
Anlattım. Her şeyi anlattım. Arada sırada ağladım. Tutamadım kendimi. Ağlarken de anlatmaya devam ettim. Sözümü kesmeden dinledi. Onun da gözleri doldu ama ağlamadı. Onun yerine sarıldı. Başımı göğsüne yaslamamı sağladı. Kalp atışları sakileştirdi sanki beni. Arkamda çok sağlam bir duvar varmış gibi hissettim bana sarıldığında. Hep ihtiyacım olan şeyi bulmuş gibiydim.
Şimdi yine düşünüyorum. Ben neden ailemi benden bu kadar uzaklaştırdım? Onlara o kadar ihtiyacım varken neden yaptım?
'Sorun değil.' dedi bana. 'Özür dilerim.' dedi. 'Seni yalnız bırakmak, sana adım atmamak benim hatamdı. Benden uzaklaşmana engel olmalıydım bir şekilde. Prensesimin ne kadar çok acı çektiğini görmeliydim. Bunu engellemeliydim.' dedi.
Bir şey diyemedim ama ben. Benim suçumdu. Benim hatamdı. Sizden uzaklaşan bendim diyemedim. Uzun zamandır ağzıma almadığım bir cümleyi söylemekle yetindim. 'Seni seviyorum baba.' Bu, ona yeterli gelmiş gibiydi.
Daha sıkı sarıldı bana. Saçlarımı daha çok okşadı. 'Ben de seni seviyorum benim güzel prensesim. Bundan sonra benden uzaklaşmana asla izin vermeyeceğim.' dedi. Sonra kolları arasında uyuyakaldım. Sabah uyandığımda da hâlâ yanımdaydı.
Onu görünce gülümsedim. Babamın yanında uyumayalı uzun zaman olmuştu. Bunu özlediğimi fark ettim. Küçükken sürekli onun yanında uyumak isterdim. Beni kırmazdı. Sık sık yanımda kalırdı. O günlere dönmüşüm gibi hissettim. Mutlu olduğum günlere...
Ve bunların hepsi sabah bizi yüzünde kocaman bir gülümsemeyle izleyen Kayra sayesindeydi.
Mutluluğa bir adım yaklaşan Eylül...''
''Çek şu ayağını kızın sırasından!'' diye bağırdı Beyza. O sırada ayağını sıraya yaslamış bir şekilde duran, benimle uğraşan Talha irkildi. Yine de belli etmemeye çalışıp Beyza'ya döndü.
''Sana ne oluyor?''
Ne mi olmuştu? Sınıftaki cici(!) kızlardan biri Kayra'yı kantine götürme konusunda çok ısrarcı davranmıştı. Tabii Kayra'mız da çok düşünceli ve çok yufka yürekli olduğu için kızı kıramamış, onunla gitmişti. Talha da yine yalnız kalmamı fırsat bilerek dibimde bitmiş, benimle ileri geri konuşmaya başlamıştı ve ne hikmetse yine dibime girmişti.
Ama bu defa Beyza müdahale etmişti. Nedendir bilinmez tabii. Ben de şaşırmıştım bu duruma.
''Göz göre göre arkadaşımı rahatsız etmene izin verecek değilim!'' Gözünde gram korku olmadan dik dik bakıyordu Talha'ya. Benden arkadaşı diye bahsetmişti. Ne ara arkadaşı gibi görmeye başladığı meçhul olsa da öyle görüyormuş demek ki. Bu kız çok cesurdu. Onun için endişeleniyordum. Bu kadar dik başlı olursa onun da başını ezmeye çalışırlardı kesin.
Talha benim sıramdan uzaklaşıp Beyza'ya doğru yaklaştı. Yüzünde fazlasıyla sinirli ve tehditkâr bir ifade vardı. ''Bana bak kızım! İşime burnunu sokma. Yoksa-''
''Yoksa ne!?'' diye dikleşti Beyza. Tabii bu durum Talha'yı daha da sinirlendirmişti. Tam elini kaldırıp kıza vuracaktı ki hiddetle yerimden kalkıp kolunu havada yakaladım.
Çatık kaşlarımla ona bakarken o da bu hamlemi bekliyormuş gibi görünmüyordu. ''Senin sıkıntın benimle. Uğraşma kızla.'' dedim dişlerimin arasından. Açıkçası kimsenin benim yüzümden zarar görmesini istemezdim.
Talha birden kahkaha atmaya başladı. Sonra kolunu indirip benim kolumu yakaladı ve kendine doğru çekti aniden. Tepki vermeye dahi fırsat bulamadan sırtımı duvarla yapışık bir şekilde buldum.
''Duydunuz mu arkadaşlar? Nasıl da cesur bir kızmış bu böyle? Karşılık vermeye de başlamış. Sizce şimdi ne ceza vermeliyim buna? İyi bir cezayı hak etti diye düşünüyorum.''
Normalde sınıfta iyi bir yaygara kopardı şimdi. Her kafadan bir ses çıkar, bana yapabilcekleri zorbalığın boyutunu hesaplarlardı ama bu defa böyle olmadı. Çoğu kişi sessizliğini korurken birkaç kişi de 'Bırak kızı ya. Uğraşmaya gerek yok.' falan dedi. Bu, büyük bir gelişmeydi.
Kayra'nın planı işe yarıyor olmalıydı. Talha, arkadaşlarının bu şekilde tepki vermelerini beklemiyor olmalı ki onlara şaşkınlıkla baktı. ''Öyle mi oldu şimdi? Ne oldu lan size? Önceden hep yaratıcı fikirleriniz olurdu.'' Sınıfta bir sessizlik oluştu.
Talha hıhlayıp bana baktı. ''Kurtulacağını sanıyorsan çok yanılıyorsun pis cadı.'' deyip saçlarımı bir eliyle kavrayıp başımın arkaya doğru gitmesini ve duvara çarpmasını sağladı. Biraz acımıştı doğrusu. Bu hamlesiyle Beyza hemen dibimizde bitmiş, elini saçımdan uzaklaştırmaya çalışmıştı.
''Bırak diyorum arkadaşımı!'' diye bağırdı. Talha öfkeyle ona dönüp boşta kalan eliyle onu sertçe ittirdi. Beyza da bu hareket karşısında dengesini kaybedip arkaya doğru yalpaladı ve belini sıraya çarptı.
Dişlerimi sıkıp Talha'ya sinirle baktım. Ne hakla yapardı bunu? Bu zamana kadar sadece benimle uğraşıyordu. Şimdiyse beni arkadaşı gibi gören bir kıza zarar vermişti. Sessiz kalamazdım. Sessiz kalmak için hiçbir sebebim yoktu artık. Bu zorbalığa bir dur demenin zamanı gelmişti.
Saçımı tuttuğu gibi ben de onun kısa saçlarını tutup yapabileceğim en sert şekilde çektim. ''Ah! Saçımı bırak!'' diye bağırdı.
''Önce sen bırak!'' Bırakmadı. Ben de bırakmadım ama unuttuğu bir şey vardı. Ben artık zorbalığa ve şiddete karşı dayanıklıydım. O ise acemiydi.
Saçını biraz daha sert bir şekilde çektiğimde saçlarıma asılı olan eli gevşedi ve geriye doğru yalpaladı biraz. Bunu fırsat bilerek onu biraz ittirdim. Vücudum zayıf olduğu için onu çok uzaklaştıramamıştım elbette ama bir diğer hamlemi yaparak duvardan iyice güç alıp kasıklarına atabileceğin en sert tekmeyi attım.
Anında iki büklüm olup yere yapıştı. Kendinle gurur duymalısın Eylül. Büyük bir iş başardın sayılır. Yattığı yerde bir yandan acı çekerken bir yandan da tehditler savuruyordu.
Beyza'ya dönüp baktım. ''İyi misin sen?'' diye sordum.
''İyiyim ben. İyiyim ama bu hayvan desek hayvanlara hakaret etmiş olacağımız şerefsize bu kadarı yetmez. Ona güzel bir ders vermek lazım.'' Daha ne olduğu kavrayamamışken birden Talha'ya doğru ilerledi. Sonra yere çöküp onu yakalarından tuttu.
''Al sana ders!'' deyip bir yumruk geçirdi suratına. ''Al sana ceza!'' Bir yumruk daha... Bir iki yumruk daha attıktan sonra sınıftaki birkaç kişi müdahale edip onu durdurdular. Ben hâlâ olayın şokundaydım.
Minicik görünen kız, o pisliği iyice benzetmişti. Hangi güçle yaptığı tartışılırdı. Sınıftaki diğer herkes de en az benim kadar şaşkındı. Hayretle bir bize bir de ağzı burnu dağılmış Talha'ya bakıyorlardı.
Bence bu durum artık sınıftaki diğer zorbalar için de iyi bir ders olmuştu. Önceden karşılık verdiğim olmamıştı hiç. Çünkü birini uzaklaştırsam diğeri dibimde bitecekti ve tüm çabam çöp olacaktı. Şimdi birçok kişi elini bu işten çektiğine göre bu tarz bir karşılık verebilmiştim. Tabii Beyza'ya bulaşması da öfkemi körüklemişti. Onun da etkisi gözardı edilemezdi.
Talha onu kaldıran iki arkadaşının kollarından destek alarak doğrulurken bize kin dolu bir bakış attı. ''Bu yaptığınız yanınıza kalmayacak! İkiniz de bu yaptığınızın bedelini ağır ödeyeceksiniz.''
Tabii kanka, tabii. Öderiz.
''Sen önce bir kendini toparla öyle gel konuş. Ağzın burnun dağıttık ya dediklerin anlaşılmıyor hiç.'' dedi Beyza alayla. Talha da sinirle bakmaya devam etse de arkadaşları onu sınıftan çıkarmak için uğraşıyorlardı.
Tam kapıdan çıkacakları sırada Kayra içeri girdi. Talha'ya tuhaf bakışlar atarak sınıfta ilerlemeye başladı. Beyza omzuma dokunduğunda ona baktım.
''İyi işti ortak!'' deyip elini yumruk yaptı. Ben de dudağımın kenarını kıvırıp yumruğumu yumruğuna çarptım. ''İyi işti ortak.''
Sanırım artık gerçekten arkadaştık. Beraber adam dövmüştük. Bir zahmet arkadaş olalım. Öyle değil mi?
Kayra yanıma geldiğinde 'Ne iş?' bakışları atıyordu. Bunu anlamamış gibi yaptım tabii. Sonra sırama geçip oturdum.
''Ne oldu?'' diye sordu bu defa sesli bir şekilde.
''Hiçbir şey.''
''Ne demek hiçbir şey? Çocuğun ağzı yüzü dağılmış. Kavga mı ettiler sınıfta?''
''Sınıfta olsaydın görürdün.'' dedim ters ters. Bana cevap vermeye hazırlanmıştı ki ön sıradan gelen ses buna izin vermedi.
''Etmediler. Ettik.'' dedi Beyza bize doğru dönerek. Kayra şaşkınlıkla ona baktı. ''Nasıl yani? Kimle kim?''
''Ben ve Eylül o pisliği dövdük.''
Kayra'nın ağzı bir karış açıldı. Ağzını kapat hayatım. Sinek kaçacak yoksa. ''Nasıl yani? Neden?'' diye sordu merakla.
''Eylül'e bulaştı. Biz de karşılık verdik ve hak ettiğini buldu. Bu kadar.'' dedi Beyza gururlu bir tavırla. Çok sıradan ve basit bir durumdan bahsediyormuş gibi görünüyordu. Oysa herkes biliyordu ki bu sıradan bir olay değildi.
Kayra bir iç çekti. Ne diyeceğini bilemiyormuş gibiydi. Arkasına yaslandıktan sonra bana baktı. ''Madem dövebiliyorsun neden bu zamana kadar sana zarar vermelerine izin verdin?''
Gözlerimi kaçırdım. Cevap vermedim. Şu an bu konuyu konuşmak istemiyordum. ''Her neyse... Öyle oldu işte.'' dedim bıkkınca.
Kayra da daha fazla uzatmadı ve elindeki yarısını yediği çikolatayı bana uzattı. ''Yer misin?''
''Hayır. Teşekkürler.''
''Artık yiyebiliyorsun ama yavaş yavaş.''
''Dediğin gibi yavaş yavaş. Birden nasıl çikolata yiyeyim Kayra?''
Omuz silkti. ''Sen bilirsin.'' deyip çikolatasını yemeye devam etti. Hayat ona güzeldi resmen. Bir hayalet en fazla bu kadar kaliteli bir hayat yaşayabilirdi.
O an aklıma bir şey geldi. ''Sen sürekli bir şeyler yiyorsun da parayı nereden buluyorsun?''
Yüzünde haylaz bir ifade oluştu. ''Tatlı kızlar sağ olsun hep bir şeyler ısmarlıyorlar.'' deyip bana göz kırptı. Yüzümü buruşturup önüme döndüm. Bu salakla uğraşamayacaktım hiç. Neyse ki hoca da içeri girmiş, ders başlamıştı.
***
Bölüm sonu


