İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 20 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 20

20. Bölüm👻

Bir günde iki bölüm... Hiç fena değil gibi bchdnjksknd

Nasıl gidiyo sizce?

Keyifli okumalar benim minik hayaletlerim👻

***

Çağrı gitmiş, Kayra da onunla çıktıktan sonra bir şekilde bir yolunu bulup eve dönmüştü. Tabii şimdi yine sadece ben onu görebiliyordum. Aslında hayalet olmak da çok kötü olmasa gerekti. İstediğine görünüp istediğine görünmüyordun. Ne güzel! Tam da ihtiyacım olan şeydi bu.

Şimdi de en rahat pijamalarımla yatağa uzanıyordum. Kayra da çalışma masasının başında bir şeylerle uğraşıyordu yine. Biraz yatakta dönüp durduktan sonra merakıma yenik düşüp yanına gitmiştim. Omzunun üzerinden uzanıp nelerle uğraştığına baktım.

Hangi ders olduğunu anlamakta zorlandığım bir dersin sorularını çözüyordu. Matematik miydi bu? Kimya mı yoksa?

Son sorusunu da işaretledikten sonra başını aniden benden yana çevirdi. Böylece soğuk nefesleri yanağımı okşadı bir anlığına. ''Zebani gibi başımda dikilmiş ne yapıyorsun kızım sen?'' dedi söylenerek. Sırtımı dikleştirip ona üstten bir bakış attım.

''Neyle uğraştığını merak ettim sadece.'' deyip masumca omuz silktim.

''Senin haberinin bile olmadığı ödevleri yapıyordum. Bir zahmet sen de otur yap. Hoca yarın kontrol edecekmiş.'' Ödevle iyi bir ilişkim olduğu söylenemezdi. Haliyle elbette ki yapmayacaktım.

Arkamı dönüp yatağa doğru ilerledim tekrardan ve kendimi yüzüstü yumuşak yorganımın üzerine bıraktım. ''Hep hurafe bunlar. O hoca yarın ödev verdiğini bile unutmuş olur. Ne kontrolü?'' Kayra, bu ödev meselesini gereksiz derecede ciddiye alıyordu. Hatta direkt okulu gereksiz yere ciddiye alıyordu.

Çalışsak da çalışmasak da, ödev yapsak da yapmasak da eninde sonunda bitiriyorduk bu okul serüvenini. Çok da kasmaya gerek yoktu diye düşünüyorum.

''Ne kadar da umursamazsın. Bu, hiç hoş değil.''

''Sen de çok umursuyorsun ama.''

''Yapmam gereken neyse onu yapıyorum tembel teneke.'' Bana hitap şekliyle bugün yaptıkları canlandı gözümde. Yine sinirlenmiştim.

Hiddetle yattığım yerden doğrulup bağdaş kurarak oturdum. ''Gel bakayım sen şöyle yatağa. Konuşmamız gereken bir mesele var.'' dedim ciddiyetle. Hareketlerimi gören bir iş kadını olduğumu falan düşünebilirdi. O kadar ki ciddi takılmıştım.

Hareketlerime karşılık garip bakışlar atsa da sözümü ikiletmeden yanıma geldi. O da beni taklit ederek bağdaş kurup oturdu. ''Neymiş o mesele?'' diye sordu tek kaşını havaya kaldırarak.

Boğazımı temizleyip uygun kelimeleri toparlamaya çalıştım. ''Öncelikle bugün bol bol konuşup kahkaha attığın kişiler var ya?'' dedim sorarcasına.

Hatırlamaya çalışır gibi durdu bir süre. Sonra aklına gelmiş gibi ''Eee? Ne olmuş onlara?'' diye sordu.

''Onların çoğu zorba.''

''Biliyorum.'' İşte bunu beklemiyordum. Bildiği halde onlarla o denli bir samimiyet kurmuştu demek, öyle mi? Tam bir hayal kırıklığısın Kayra.

Yüzümün düştüğünü fark etmiş olmalıydı ki hemen toparlamaya çalıştı. ''Yani biliyorum evet. Ama onlara yakınlaşmamın bir sebebi var.''

''Neymiş?''

''Şimdi mantıklı düşün. Eğer ben onlara yakın olursam sen de bana yakınsan doğal olarak onlar da yakın olduğum, değer verdiğim kişiye karşı daha temkinli ve dikkatli olacaklardır.''

Çözüm diye bahsettiği bu muydu gerçekten? Herkesle yakınlaşıp sonra da onun sayesinde herkesin bana iyi davranmasını mı sağlayacaktı? Bu... Nasıl desem? Hem mantıklı hem de mantıksızdı. Ne tepki vermem gerektiğini bilememiştim.

Onlarla ters düşse ikimizi de çekeceği olacaktı. Sonuçta tek başına tüm o zorbalarla baş edecek değildi. Kendince mantıklı bir çözüm bulmuştu. Umarım dediği gibi işe yarardı. Şimdi ne diyeceğimi bilemediğim için en iyi seçeneğim konuyu değiştirmekti.

''Bir de şeyi soracaktım sana. Sofrada aileme beni çok farklı bir şekilde tanıttın. Neden yaptın bunu?'' Bu seferki sorum ona zor gelmiş olacak ki gözlerini kaçırdı. Sonra da ensesini kaşıdı. Kaçacak bir yer arıyor gibi görünüyordu.

Dudaklarını ıslattıktan sonra bana baktı tekrardan. ''Bu mevzuyu duymaya hazır olduğunu sanmıyorum.'' Çok büyük bir mesele miydi ki? Altı üstü nedenini söyleyecekti.

''Hazırım ben. Uzatmadan anlat lütfen.''

''Emin misin?''

''Evet.'' dedim sabırsızlıkla. O uzattıkça ben daha çok merak ediyordum. En kısa sürede konuşması onun için çok iyi olacaktı.

Bir iç çektikten sonra omuzlarını silkti. ''Peki. Bunu sen istedin. Ailenle zaman geçiriyor musun hiç Eylül?''

Bu da nereden çıkmıştı şimdi? Yapmadığımı biliyordu. ''Pek sayılmaz.''

''Sence ben günde iki saat beni yalnız bırakmanı neden istedim senden?''

Biraz düşündüm. Aklıma gelen bir sebep yoktu. Sonuçta ben okula giderken o tek başına rahat tahat takılıyordu. Fazladan zamana ihtiyacı olduğunu düşünmüyordum. ''Ne bileyim? Neden?''

''O yüzden. Ailenle zaman geçirmeni istedim çünkü.'' İşte şimdi beynim yanmıştı. Ne alakaydı tam olarak? Benim ailemle olan ilişkim neden onun umrundaydı ki?

''Neden istedin bunu? Ailemle zaman geçirmem senin ne işine yarayacaktı?''

Gözlerini kaçırdı ama yakalamıştım. Gözleri dolmuştu. Ne oluyordu Allah aşkına? Merakımı iyice kabartmıştı bu durum. Anlam veremediğim şeyler oluyordu. Bu tepkisi de pek hayra alamet sayılmazdı.

Refleksle eline uzandım. Soğuk elini avcumun içine aldığım gibi ''Ne oldu?'' diye sordum saf bir merakla.

''Belki benden bunu duymaya ihtiyacın vardır Eylül. Bu yüzden konuşacağım. Sen de beni dinleyeceksin.'' Sözünü kesmemek için onu başımla onaylamakla yetindim.

''Bugün babana 'Baba' diye seslendim ya? Benim babam olmadı dedim ya?'' Yalan mı gerçek mi olduğuna anlam veremediğim cümlelerini hatırladım bunu demesiyle.

''Onda ciddiydim Eylül. Benim 'Baba' diyebileceğim olmadı hayatımda. Babanın ne demek olduğunu ben senin babandan öğrendim. Henüz sen küçük bir bebekken ailenin nasıl da güzel bir aile olduğunu gördüm ben. Seni ne kadar çok sevdiklerini, ne kadar çok önemsediklerini kendi gözlerimle gördüm. Özendim. Babanın benim de babam olmasını diledim defalarca. Aslında bugün ona o şekilde seslenmem tamamen refleksel bir durumdu ve söylediklerimde tamamen samimiydim.''

Gözleri biraz daha dolmuştu. Elinin üstünü okşadım yavaşça. Derin yaraları vardı. Bunu anlayabiliyordum. Nasıl, neden bilmesem de hissedebiliyordum işte. O yaralarını sarmak istiyordum.

''Hastalandığında gelip yanı başında dururlardı tüm gece. Eline diken batsa dertlenirlerdi. Baban sık sık odana gelip seninle oynardı. Omuzlarına alıp uçuyormuşsun gibi hissetmen için odada koştururdu çocuk gibi. Sonra annen kızardı ona çocuğu düşüreceksin diye. Ablan gelip en sevdiği oyuncaklarını seninle paylaşırdı. Seninle oynamak isterdi hep. Senin doğmanı anne babandan çok o sabırsızlıkla beklemişti. Her gün 'Kardeşim ne zaman gelecek?' diye sorardı mesela.''

Öyle bir ses tonu kullanmıştı ki bunları anlatırken... Sanki acı çekiyormuş gibi... Sanki pişmanlıklarını, özlemlerini anlatıyormuş gibi...

''Her şey çok güzeldi. İdeal, güzel, sevgi dolu bir aile... Sonra her şey bozuldu. Ailenden koptun sen. Seni onlardan uzaklaşmak zorunda bırakan şeyler yaşadın. Psikolojik durumun günden güne kötüleşti ve artık ailesinin yanında mutlu olan Eylül gitti, yerine herkesten kopmuş bir Eylül geldi.''

Tamam, haklıydı. Ama sonuçta tek suçlu ben olamazdım bu konuda. ''Ben onlardan uzaklaştım. Doğru ama şunu unutma Kayra. Onlar da beni durdurmak için hiçbir şey yapmadılar. Göz göre göre uzaklaşmama izin verdiler.''

''Haklısın ama onların da haklarını yemek olmaz. Onlar çabaladılar senin için ama yeterli değildi. Şu an onlara baksan samimi bir şekilde seni ne kadar özlediklerini göreceksin. Senin için ne kadar endişelendiklerini ama ellerinin kollarının nasıl bağlı oluğunu göreceksin. Onlara karşı ördüğün duvarı yıkmak konusunda yeterince cesur değiller. Yine de onlara karşı atacağın tek bir adımda sana doğru koşacaklar emin ol ki. Onlar senin ailen seni seviyorlar. Hem de her şeyden çok. Bugün baban Çağrı'nın seni onlardan daha iyi tanıdığını söylediğinde yüzünde oluşan o ifadeyi gördün mü?''

Sofrada yaşananlar gözümün önünde canlandı yine. Babamın mimikleri, buruk ama tatlı gülümsemesi, hüzünlü bakışları...

''İşte o ifade neyi barındırıyordu dersin? Pişmanlık? Özlem? Çaresizlik? Hüzün? Bana sorarsan hepsi vardı. Baban üzgün. Kızını tanıyamadığı için, nasıl adım atması gerektiğini bilemediği için... Eğer okulda da yalnız olduğunu bilselerdi yıkılırlardı. İnan bana yıkılırlardı. Hayatları boyunca kötü ebeveyn olduklarını düşünüp dururlardı. Ki onların hiçbir suçu olmadığını, kötü ebeveynler olmadıklarını çok iyi biliyorsun diye düşünüyorum. İşte bu yüzden ben de o şekilde anlattım seni onlara.''

Benim de gözlerim dolmuştu şimdi. Boğazım düğüm düğüm olmuştu. Neden her şey bu kadar karmaşıklaşmıştı? Ne zaman uzaklaşmıştım ben ailemden? Fark edememiştim bile...

Aklıma çocukluk anılarım üşüşmeye başladı. Babamın eğlenmem için beni parka götürmeye çalıştığı anlar, annemin saçlarımı ördüğü anlar, ablamın benimle oyun oynadığı zamanlar, hep beraber gittiğimiz piknikler ve daha nicesi...

Şimdi düşününce aslında ben ne kadar da mutlu bir çocuktum. Bu noktaya nasıl gelmiştim? Neden gelmiştim? Bu, olmak zorunda mıydı? Ailemle hep mutlu olamaz mıydım? Öylece mutlu ve huzurlu kalamaz mıydım?

''Sence de ailenin seni yeniden tanımasının zamanı gelmedi mi Eylül? Sence de onlara yanında durma haklarını vermen gerekmiyor mu artık? Onlarla dertlerini paylaşmanın zamanı gelmedi mi? Bir çocuğu en iyi anlayacak kişiler ailesidir. Onlarla bir adım at. Korkma. Hem senin hem de onların buna ihtiyacı var.''

Haklıydı. Benim ailemi benden mahrum bırakmaya hakkım yoktu. Onlara dönmeliydim. Onlara yaklaşmalıydım yine. Onlar yanlış bir şey yapmamışlardı. Belki çocukken olduğum kadar yakın olamayacaktım. Belki her şey eskisi gibi olmayacaktı ama denemeye değerdi. Bir yerden başlamak gerekiyordu yine.

''Gideyim mi yanlarına? Konuşayım mı?'' Bu kararımın desteklenmesine ihtiyacım vardı.

Kayra güven verecek bir gülümseme sundu bana. ''Git. Konuş. Her şeyin yoluna girme zamanı geldi de çatıyor. Ailen seni özledi. Onları daha fazla sana hasret bırakma.''

***

bitttti

Görüşmek üzere

Bölüm sonu

3 yorum