İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 18 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 18

18. Bölüm👻

Keyifli okumalaaar

***

Çok gergin bir şekilde, karşımda yemeğini yiyen Çağrı'ya bakıyordum. Kantine inip oturduğumuzdan beri ağzını bıçak açmamıştı. Sessizce oturup yemeğini iştahla yiyordu şimdi de. Benim önüme de bir kâse çorba koymuştu. Bense hem yiyemediğim hem de gergin olduğum için bir kaşık bile içememiştim çorbadan.

Son lokmasını da çiğneyip yuttuktan sonra ellerini silkip sonunda bakışlarını bana çevirdi. Sertçe yutkundum. Eyvah eyvah, çok tehlikeli bakıyordu.

Bakışları önümdeki çorba kâsesine kaydı önce. ''İçmemişsin?''

Mahcupça alt dudağımı ısırdım. Tamam, yiyememek benim elimde olan bir şey değildi. Ama benim için çorbayı satın alıp kâseyi önüme koyduktan sonra yememem de ona ayıp etmişim gibi hissettirmişti. ''Şey... Durumu biliyorsun.'' deyip dudağımı büktüm. Üzgün hissetmiştim.

''Biliyorum. Bükme hemen o dudağını.'' Bunu demesiyle dudağımı eski haline getirdim hemen. ''Ama doktor yavaş yavaş bir şeyler yemeye başlaman gerektiğini söyledi. Bunun için en iyi seçenek de çorba. Bir yerden başlamak gerek sonuçta. Çorba da hafif olur. Midene zarar vermez.''

Ah! Şu doktorlarda gizlilik şeysi yok muydu? Neden tüm bilgilerimi ona veriyorlardı ki sanki? Biraz insaf ya! Tedavi sürecimi ebeveynim gibi takip ediyordu resmen. Ebeveynlerimin bundan haberdâr bile olmaması ise trajikomikti açıkçası. ''Evet ama henüz hazır değilim ben.'' dedim çorbaya hüzünlü bakışlar atarak.

Gerçekten de hazır değildim. Şimdi yersem yine kusmaktan korkuyordum. Bu deneyleri evde yapma daha az riskli olacaktı.

''Tamam, sorun değil. Kendini hazır hissettiğinde başlarsın yemek yemeye. İlaçlarını ve vitaminlerini düzenli olarak alıyorsun, değil mi?'' Anlayışlı olması kalbimin sıcacık olmasını sağlıyordu.

Başımı olumlu anlamda sallayarak ona cevap verdim. Yemek yiyemesem de kendimi zorlayarak o ilaçları içiyordum en azından. Bu da bir gerçekti.

Cevabımdan memnun olmuş gibi gülümsedi. Hastalığımla bu kadar ilgilenmesi tuhaf hissetmeme sebep oluyordu. Ona minnettar oluyordum. Ama bir yandan da onun için kötü hissediyordum. Belki de bu tedavi süreci bana iyi gelmeyecekti. Böyle olursa çok hayal kırıklığına uğrayacaktı. Bunu görmek istemezdim açıkçası. Ama onun beni tek başıma bırakmaya niyeti yok gibi görünüyordu. Bunu görebiliyordum.

''Madem içmiyorsun...'' deyip önümdeki kâseyi aldı. Kaşık kullanma gereğinde bile bulunmadan kâseyi kafasına dikti ve bir yudumda hepsini bitirdi. Bu çok hayran olunasıydı. Bir insanın bu kadar çok yemek yiyebilmesi bana mucize gibi geliyordu.

Çağrı da o insanlardan biriydi. Fazlasıyla iştahlıydı. Az önce bir tost, bir döner yemiş, üstüne iki büyük boy ayran içmiş, şimdi de çorbamı içmişti. Ben de ona 'Bunu nasıl başarıyorsun' bakışları göndermekle yetiniyordum.

Kâseyi masaya bıraktıktan sonra parmaklarını iç içe geçirip dirseklerini masaya yasladı. Kaybolunası ormanları andıran gözlerini bana dikti.

''Yemeğimiz de bittiğine göre asıl konumuza gelebiliriz.'' İşte şimdi yandık! Gergince yerimde kıpırdanıp gözlerimi kaçırdım. Şimdi Kayra'nın yalanına ortak olmak zorunda kalacaktım. Hadi bakalım Eylül! Başarabilirsin.

Benden cevap bekleyen bakışlarını bana gönderdi. Bense bir şey anlamamış ayaklarına yattım. ''Asıl konumuz ne ki?''

'Ciddi misin sen?' bakışı attı bana. Bu durumda masum ayakları işe yaramayacaktı. ''Haa! Kayra'dan bahsediyorsun seeen.'' dedim yeni anlamış gibi yaparak.

''Yaa, Kayra'dan bahsediyorum beeen.'' diyerek beni taklit etti. Çok ayıp ama Çağrıcığım bu yaptığın.

''Ne olsun? Dediği gibi çocukluk arkadaşım işte. Okulumuza yeni geldi. Bu kadar.''

Tek kaşı havaya kalktı. ''Bu kadar?'' dedi sorarcasına. Başka ne olabilirdi ki Allah aşkına? Bu kadarının neyi yetmedi sana gözünü seveyim be yakışıklım!?

''Hm hm.''

''Hoşlanıyormuş senden? O ne ayak?'' Yine mi abi tripleri? Bıktım resmen!

Bıkkın bir nefes saldım havaya. Dertlenmiştik yine bak. Şu an 'Meyhaneci! Aç bir Müslüm Baba doldur rakıları!' demek için mükemmel bir andı sanırım. ''Yok yaaa. Ne hoşlanması? Geçici bir heves bu. İki güne unutur.''

Onu kendi silahıyla vurmam iyi hissettirmişti. Şimdi aksini de iddia edemezdi. Oh olsun!

''Nasıl biri peki? Ailen tanıyor mu onu? Madem çocukluk arkadaşısınız?'' Fazla mı korumacıydın ne Çağrıcığım? Bu kadarına da gerek yok sanki. Kendini gerçekten abim yerine koymana gerek yok diye düşünüyorum.

Bu durumdan rahatsız olduğum için o ifadesiz halimi takınmak zorunda kalmıştım. Sesim de soğuk olmuştu. ''Ailem tanımıyor. Mahalleden arkadaştık işte. Şimdi de aynı sınıftayız. İyi bir çocuk o. Bu kadar.'' dedim net bir şekide.

Sert konuşmamı beklememiş olacak ki güzel gözleri irileşmişti. Şaşırmıştı biraz. ''Tamam. Demedim bir şey. Bu kadar atarlanmana gerek yoktu. Senin için endişeleniyorum sadece. Okuldaki tipleri görüyoruz. Onun da sana zarar vermesinden korkuyorum.''

Gereksiz yere endişeleniyordu. Bu bana zarar vermesinden korktuğu kişi on yedi yıllık oda arkadaşımdı. Bana zarar verecek olsaydı çoktan verirdi. Tabii Çağrı bunu bilmiyordu. Ne bileyim? Endişelenmesi normaldi belki. Okulda sürekli zorbalık gören bir kıza bir kişinin daha zorbalık yapması çok da tuhaf olmazdı sonuçta.

''Vermez. Merak etmene gerek yok.'' deyip ayağa kalktım. ''Ben sınıfa çıkayım artık. Görüşürüz.''

O da ayağa kalktı anında. ''Beraber çıkalım.''

''Kendim çıkabilirim.''

''Biliyorum ama aynı yöne doğru gidiyoruz zaten. Beraber çıksak ne olacak ki sanki atarlı cadı seni?'' Ben miydim cadı? Ben miydim atarlı? Hiç de bile!

Ona cevap verme zahmetinde bulunmadan arkamı dönüp yürümeye başladım. O da hemen yanımda bitti. ''Aa unutmadan söyleyeyim. Okul çıkışı sizin eve davetliyim. Annen en sevdiğim yemeği yapacakmış. Beraber gideriz. Olur mu?''

Ah anne ah! Ne yapmaya çalışıyorsun acaba? Neyse ki Çağrı'nın bizim evdeki varlığına alışmıştım. Bazen bana haber verme gereğinde bile bulunmadan evime gelip ailemle zaman geçiriyordu. Ki onu çağıran da ailem oluyordu ama neyse...

''Tamam. Olur.''

''Çıkışta sınıfına uğrar, seni alırım o zaman.'' Şunun dediğine de bak sen! Sanki BMW'yle alacak. ''Peki.'' deyip sınıfıma doğru yürümeye başladım.

Sınıfıma girdiğimde karşılaştığım manzara epey tuhaftı. EPEY! Kayra, kalorifere poposunu yaslamış bir şekilde duruyordu. Etrafı da küçük bir grupla sarılıydı. Çoğunluğun kız olduğu küçük bir grup...

Hiç utanmadan da bir şeyler konuşup kahkahalar atıyordu. Bu kadar komik ne konuşuyor olabilirlerdi Allah aşkına?

Onunla göz göze geldiğimizde ben tamamen ifadesizliğimi korudum. O ise bana gülümsemişti. Hıh! Çok önemi varmış gibi. Senin o gülüşlerin herkese aitmiş hayatım. Bana o sahte gülüşlerle gelme. Umrumda olmaz.

Gülümsemesine karşılık verme gereğinde bulunmadan sırama doğru ilerledim. Oturduktan sonra gözlerim istemsizce Kayralara kaydı. Hâlâ konuşmaya devam ediyorlardı. Konuş bakalım Kayra bey konuş. O konuştuklarının yarısı zorba ama. Onu da unutma.

Ön sıramda oturan yeni kız arkasını döndü birden. Kahverengi gözleri benimkilerle buluştuğunda nazik bir gülümseme sundu bana. Tabii ben mal mal bakmakla yetindim.

''Merhaba! Ben Beyza.'' dedi neşeyle. Kızım bir dur. Daha yeni geldin. Şu an benimle konuşmaya kalkarsan dışlarlar ileride seni de.

Başımı hafifçe sallayarak selamına karşılık verdim. Soğuk tavrıma rağmen vazgeçmedi. ''Senin adın ne?'' Dönen muhabbetler sırasında duymuş olmalıydı ama sanırım muhabbete başlamak için bunu bir koz olarak kullanmayı uygun görmüştü.

''Eylül.'' dedim kısaca. Şahsen bu gıcık tavırlarımdan sonra ben olsam yüzüme bir daha bakmaz, kendi işime bakardım. Ama o bunu yapmadı.

''Çok memnun oldum Eylül. Adın çok güzelmiş bu arada. Hep ileride bir kızım olursa adını Eylül koymak istemişimdir. Sence de çok güzel bir isim değil mi?'' Güzelim, sen her konuştuğun insana ileride kızına koymayı düşündüğün adı mı söylüyorsun? Eğer öyleyse bu biriyle yakınlaşmak için çok da iyi bir yöntem değil. Haberin olsun.

''Hm hm öyle.'' dedim soğuk soğuk.

Artık önüne dönmesini bekliyordum ki başımı sıraya koyup yatayım. Ama o ısrarla benimle konuşmak istiyordu nedense. ''Hep bu okulda mıydın? Lisede yani...''

''Evet.''

''Nasıl bir okul? Yeni geldiğim için çok gerginim. Kimseyle de doğru dürüst konuşamadım daha.'' Gözlerim Kayra'ya kaydı. Hıh! Hâlâ o grubun ortasındaydı. Şimdi bir şey derdim de neyse...

Kimseyle konuşamazdın tabii Beyzacığım. Bu salak hayalet tüm odağı üzerine toplamıştı. Ama merak etme sıra sana da gelir yakında. Sonuçta bu dünyada güzeller ve sosyal insanlar yalnız kalmazlardı hiç. Sen de hem güzel hem de sosyalsin. Bu her hareketinden belli. Yalnız kalmayacaksın yani güzellik.

Kızla içimden konuşup ona sesli bir cevap vermediğimi fark edince boğazımı temizleyip ona baktım. ''Ne demiştin?'' diye sordum. Az önce sorduğu soruyu çoktan unutmuştum ne yazık ki.

''Bu okul nasıl bir okul?''

''İyiiii.'' Çok iyi. İçinde bir sürü profesyonel zorba bulunduruyor mesela. Hepsi çok tatlı insanlar. Hocaları da pek ilgililer(!) sağ olsunlar. İdare desen her derdi dinler. Kantinciler de bizi çok sevdiklerinden dışarıdan on liraya aldığımız şeyi kantinde otuz liraya satıyorlar. Daha iyi bir okul olabilir mi Allah aşkına?

Kız tam bir şey daha söyleyecekti ki Kayra yanıma çöktü. Ona bakma tenezzülünde bile bulunmadım. Beyza önüne döndü. Ben de yatış pozisyonumu aldım. Sen de ne halin varsa gör hayalet bozuntusu! Benim asabımı bozmaya kalkma yeter.

***

Bölüm sonuuu

Tüh sana Kayra nasıl bırakırsın yavrumu tek başına? Tch tch tch

Görüşmek üzere bal taneleriiim

Bölüm sonu

3 yorum