İyi okumalaaar minik hayaletlerimm🤍
***
Sınıfa yaklaştığımızda Kayra'nın kolunu omzumdan ittirdim. Buraya gelene kadar herkes dik dik bakmıştı zaten. Bir de sınıfa çekemeyecektim hiç.
Bana karşı çıkmadan kolunu indirdi. Ama yanımda yürümeye devam etti. Sınıfa girdiğimizde yine tüm bakışlar üzerimizde toplanmıştı. Lanet olsun! Odak noktası olmaktan bir kez daha nefret etmiştim şu an.
''Nereden tanışıyorsunuz siz?'' diye sordu kızlardan biri. Tabii ki de cevap vermeyecektim. Soruyu duymazdan gelerek sırama doğru ilerledim.
Kayra benim aksime orada durmuştu öylece. Sırama yerleştikten sonra ona baktım.
Son derece umursamaz bir tavırla öğretmeler masasına oturmuştu. Sanki kırk yıllık sınıfındaymışçasına rahattı. Nereden geliyordu bu rahatlık Allah aşkına? Bunu ben yapsam kırk tane anksiyete krizi geçirirdim herhalde.
''Arkadaşlar, hepinizin beni merak ettiğini görebiliyorum. Eylül'ümle nereden tanıştığımı da merak ediyorsunuz tabii.'' Eylül'üm derken? Bir de öz güven yüklemesi yapılmış buna. Hareketlere bak.
''Sizi kırmayıp olayı anlatacağım.'' O kadar iyi olmaya gerek yoktu sanki.
Sınıfta derin bir sessizlik oluştu. Herkesin odağı Kayra'daydı. Ulan okulun en iyi hocası bile herkesin onu bu kadar dikkatli dinlemesini sağlayamamıştı. Nereden geliyordu bu sahne hakimiyeti? Yaşarken şarkıcı falan mıydın yoksa?
Kara gözleri beni buldu. Yine yapmayı nasıl becerdiğini anlayamadığım aşk dolu bakışlarla bakmaya başladı bana. ''Biz çok önceden tanışıyoruz Eylül'le.''
Öyle mi? Benim neden habrim yoktu? Daha tanışalı sayılı gün olmuştu bildiğim kadarıyla.
''Küçükken aynı mahallede oturuyorduk. Çocukluk arkadaşıydık yani. En sevdiğim arkadaşımdı. Gerçi arkadaş demeye gönlüm el vermiyor şu an.'' deyip küçük bir kıkırtı bıraktı.
Dudağının bir kenarı havaya kalkmış, inci dişlerinin bir kısmı gözler önüne serilmişti. Bu sırıtışı onu öyle çekici göstermişti ki kızların ağzının suyu akmaya başlamıştı bile.
Aptal çocuk! Onun yüzünden hepsi bana yeterince değillermiş gibi daha da düşman kesileceklerdi. Ne diye sırıtıyordu elalemin önünde?
''İşte bir süre sonra taşınmak zorunda kalmıştık biz. Yıllar boyunca onu göremedim onu. Bu mahelleye döndüğümüzde ise yaptığım ilk şey kapısını çalmak oldu. Yıllar boyunca onu aklımdan çıkaramamıştım çünkü. Neyse ki o taşınmamıştı. Onun için okul değiştirdim işte. Şu an buradaysam eğer bu onun sayesinde. Bana biraz soğuk yapıyor. Duygularımı kabul etmiyor. Ama ben çabalamaya devam edeceğim. Hislerime karşılık vermen için sabırsızlıkla beklyeceğim güzelim.'' deyip bana göz kırptı.
Bana? Göz kırptı? Hislerini açıkladı? Olmayan hislerini? Ne yapmaya çalışıyordu Allah aşkına ya? Beynim yanmıştı.
Ayrıca güzel bir senaryo yazmıştı. Kurgu oluştumak konusunda epey yetenekliydi sanırım.
''İşte böyle arkadaşlar. Olay bu. Fazlası azı yok.'' Masadan atlayıp bana doğru yürümeye başladı ve bir kez daha yanıma kuruldu. Bu sırada fısıltılar kulağıma gelmeye başladı.
Yok artık!
Bu kız için okul mu değiştirmiş?
Nasıl ona aşık olabilir?
Böylesine yakışıklı bir erkeğin böylesine ucube bir kıza aşık olması çok saçma değil mi?
Ah! Keşke benim olsaydı.
Çok beğenmiştim onu. Kötü oldu.
Ve daha nice cümleler... Onların gözünde asla sevilmeyecek biriydim. Kayra da söyledikleriyle bunun tersinin olduğunu göstermişti. Haliyle bu onlara epey tuhaf gelmişti.
Açıkçası şu an kimse umrumda değildi. Kayra'nın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum sadece.
Ona soru işaretleriyle dolu bakışlar gönderirken o, bana gülümsemekle yetiniyordu.
''Kayra? Ne saçmalıyorsun sen acaba?'' diye sordum dişlerimin arasından.
Bana 'Ne yaptım ki?' dercesine masum bir bakış atıp omuzlarını silkti.
''Az önce ne saçmaladın sınıfın ortasında?''
''Merak etme. Böyle böyle halledeceğiz bu işi. Güven bana.''
Aklıma gelen bir soruyu direkt dile getirdim. ''Ya Çağrı duyarsa?'' Eğer duyarsa bana bir daha asla sevebileceği kız gözüyle bakmazdı. Bakmıyordu da zaten. Ama daha da beter olurdu her şey. Küçük bir ihtimal bile ortadan kalkabilirdi.
''İstediğim o zaten.'' dedi sırıtarak.
Ne?
Tam tekrardan konuşacaktım ki hoca içeri girdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından sıkıcı bir ders başladı yine. Benim de uyku saatim geldi haliyle.
Bir iç çekip başımı masama yasladım. Bu hocanın sesini pek sevmezdim. Cırtlak olduğu için kulak tırmalardı. Ama idare etmek zorundaydık işte. Yapacak bir şey yoktu.
Kafama tıklatılmasıyla gözlerimi kocaman açtım. Evet, kafama tıklatılmıştı. Acımıştı da!
Sinirle Kayra'ya doğru döndüm. ''Ne yapıyorsun sen be?'' dedim kısık bir sesle.
''Dersi dinle.'' dedi ciddi bir tavırla.
''Sana ne be? Annem misin babam mısın nesin?''
''Dersleri anlamadan nasıl gireceksin üniversiteye?''
''Üniversiteye girmek istediğimi kim söyledi?''
Bana 'Mal mısın?' bakışı attı. Allah Allah ya! Sanki herkes üniversiteye gitmek zorundaydı! Ne bu tavır?
''Başka ne yapacaksın? Marangoz mu olacaksın? İşçi mi olacaksın? Bunlar için küçüklükten çıraklığa başlaman gerekiyordu. Ne yapmak istiyorsun?''
Ölmek istiyorum demek geçse de içimden tüm çabalarını çöpe atmış gibi olmamak için sessizliğimi korudum. ''Sana ne?'' diye terslediğim sırada hocanın sesi duyuldu.
''Yeni öğrenci! Bakıyorum da çok konuşkansın. Kalk biraz da tahtada konuş bakalım.'' dedi tahtaya yazdığı soruyu işaret ederek.
Kayra hiç gerilmeden usulca yerinden kalktı. ''Seve seve hocam.'' dedi nazikçe. Yine fazlasıyla öz güvenliydi beyefendi. Birazdan o öz güvenin bir yerlerinde patlamasını zevkle izleyecektim.
Hocanın elinden kalemi alıp tahtada yazılı olan ve benim gram bir şey anlayamadığım, matematik mi fizik mi çözemediğim o soruyu çözmeye başladı.
Birkaç saniye içinde bir sürü şey yazmıştı. Tabii ben hiçbir halt anlayamamıştım yazdıklarından. Sallamış olabilir miydi ki?
''Aferin! Güzel bir çözüm oldu. Tebrikler. Adın neydi senin?'' Hocanın bu dedikleriyle teorim çöp oldu. Sallamamıştı.
''Kayra.'' diye cevap verdi hocaya gülümseyerek.
Vay be! O öz güveni boşa değilmiş demek ki. Ne ara öğrenmişti bu dersleri? Kaç yıllık öğrenciyim ben bile çözememiştim daha bunları.
Ona değişik değişik bakarken o da sırama doğru yürümeye başlamıştı yine.
Yerine oturduğunda ona doğru biraz yaklaştım. ''Nereden biliyorsun sen bu dersleri? Yaşarken öğretmen falan mıydın yoksa?'' diye sordum kısık bir sesle.
''Hayır canım. Senin kullanma zahmetine girmediğin kitapları okuya okuya, çöze çöze kaptım bir şeyler. Belki de sen de biraz karıştırsaydın o kitapları şu an çivi yazısına bakar gibi bakmazdın sorulara.''
Hıh! Lafını da esirgemezmiş!
Gözlerimi devirip geri çekildim. Sanki o dersleri öğrenseydim bir işime yarayacaklardı.
Ders boyunca uyumaya çalıştım ama Kayra bir türlü izin vermemişti. Her seferinde beni dürtüp dersi dinlememi söylemişti. Bu durum ne yazık ki öğle arasına kadar devam etmişti ve ben bu gıcık hayalet yüzünden uykudan mahrum kalmıştım.
Öğle arası başladığında Kayra'ya sinirle baktım. ''Bana bak hayalet bozuntusu! Bir daha uyumama izin vermezsen senin o laftan anlamayan kafanı kırarım!''
''Sen mi kıracaksın benim kafamı?''
''Evet!''
''Bu minik ellerinle mi?''
Bunu demesiyle ellerime baktım. O kadar da minik değillerdi bir kere!
''Evet!''
''Elinden geleni ardına koyma. Uyumana izin vermeyeceğim.'' dedi gıcık gıcık. Sinirlerim bozulmuştu.
''SENİ VAR YA...'' Tam bağırmış, elimi yumruk yapmış, Kayra'ya vurmaya hazırlanmıştım ki kapının girişinden gelen bir sesle durmak zorunda kaldım.
Çağrı'nın sesi... ''Eylül?''
Yutkunarak elimi geri indirdim. Al başına belayı şimdi. Bize doğru yaklaşmaya başladı. Bir yandan da Kayra'ya bakıp onun kim olduğunu çözmeye çalışıyordu.
Yanıma vardığında bakışları hâlâ Kayra'nın üzerindeydi. ''Bir sorun mu var?'' diye sordu. Birazcık şaşkın ve endişeli duruyordu.
Bu zamana kadar yanımda tek bir insan evladı dahi görmemişti. Bu durumun ona garip gelmesi elbette ki doğaldı.
''Hayır bir sorun yok.'' dediğimde emin olmak istercesine baktı bana.
''Merhaba! Çağrı, değil mi?'' diye sordu Kayra. Ulan ne yapmaya çalışıyordu bu gerizekalı!? Çağrı'dan bahsettiğimi açığa çıkarmıştı şu an!
Çağrı da en az benim kadar şaşırmıştı. Mimiklerinden belli oluyordu. Yine de beyefendiliğini bozmadan Kayra'ya cevap verdi. ''Evet. Sen peki?''
''Kayra'yım ben de. Çok memnun oldum.'' deyip elini Çağrı'ya uzattı. Aralarında kısa bir tokalaşma geçti.
''Tanışıyor muyuz?'' Çağrı'nın sorusuyla Kayra bana bakıp gülümsedi. Umarım yanlış bir şey söylemezdi. Soğuk terler döküyordum şu an onun yüzünden.
Kayra'nın bakışları Çağrı'ya döndü. ''Tanışmıyoruz ama Eylül'üm senden bahsetti bir ara. Ona çok iyi abilik yapıyormuşsun.''
Al işte! Şimdi sevdiğim çocuk, ona tamamen abi gözüyle baktığımı sanacaktı. Bitmiştim ben, bitmiş. Ölmüştüm de toprak atanım yoktu.
''Öyle mi? Benden bahsetmesine sevindim. Sen nesi oluyorsun peki?''
Kayra biraz düşünüyormuş gibi yaptı. ''Çocukluk arkadaşı ve şimdi ondan hoşlanan çocuk? Evet, evet. Böyle diyebiliriz sanırım.''
Allah'ım! Sen bana sabır ver yarabbim. Her şey mahvolmuştu şimdi. Nasıl toparlayacaktım ben bu durumu?
Çağrı kaşlarını çatarak Kayra'ya bakmaya devam etti. Bundan pek hoşlanmış gibi durmuyordu. Bir yandan da ne diyeceğini bilememişti.
Bir iç çekip bana baktı. ''Yemek yemeye gidelim mi Eylül? Bana bu olayın detaylarını anlatırsın o sırada.''
Yemek mi? İyi de doğru düzgün yiyemediğimi en iyi o biliyordu. Neyse, itiraz edemeyecektim. Kayra'ya öldürücü bir bakış attım.
O ise öylece şapşal şapşal gülümsedi bana. Yaptığından çok zevk almıştı sanırım.
Sarmıştı tabii başıma belayı. Pis pis sırıtırdı artık rahat rahat. Ona 'Seni öldüeceğim' hareketi yaptığımda gülümseyip bana el salladı. Gerizekalı hayalet.
Evde gösterecektim ben sana o el nasıl kırılıyor!
Çaresizce Çağrı'nın peşinden yürümeye başladım. Bir yandan da bir kurtuluş yolu aramaya çalışıyordum. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Kayra'nın anlattıklarının aynısını mı anlatsaydım?
Böyle yapmak zorundaydım gerçi. Sonuçta Çağrı okulda çok popülerdi. Çevresi de genişti haliyle. Ben söylemesem bile her şeyi duyacaktı eninde sonunda.
Kaderime razı gelmekten başka bir şey gelmiyordu elimden. Hadi bakalım! Gelsin acılar, gelsin keder!
***
Bölüm sonuuu
Kayra ortalığı karıştırdığı için çok mutlu görünüyor gcbhdjxsklbcngjk
Kendinize iyi bakınnn

