İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 14 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 14

14. Bölüm👻

👻💖

Size benden bir şarkı: My Heart is Stereo

***

Kayra'yla bol miktarda zaman geçirdikten sonra Çağrı dediğini yapmış ve okuldan sonra beni görmeye gelmişti. Şu an ailecek salonda toplanmıştık. Onlar, odağımı veremediğim konulardan bahsederken ben hâlâ bu anın gerçekliğini sorguluyordum.

Çağrı'nın benim evimde olması bana inanılmaz gibi geliyordu. Bir anda nasıl bu kadar değişmişti her şey? Zar zor görüşüp konuşabildiğim çocuk şu an evimde, ailemle oturup sohbet ediyordu ciddi ciddi.

''Eylül.'' Çağrı'nın bana seslenmesiyle düşüncelerimden sıyrılıp ona baktım. Ailem televizyonda çıkan filme odaklandıklarından dikkatleri bizde değildi. Çağrı'nın da bunu fırsat bildiği belliydi. ''Efendim?''

''Seninle konuşmak istediğim bir şey var.'' dedi fısıldarcasına. Başımı olumlu anlamda sallayıp baş parmağımla salonun kapısını işaret ettim.

Önce ben kalkıp sessiz adımlarla salonun dışına çıktım. Çağrı da kısa bir süre sonra peşimden geldi. ''Şey... Ailen biliyor mu, emin olamadığımdan önce seninle konuşmak istedim. Ondan...'' diyerek az önceki durumu açıkladı. Konuşacağı konuyu merak etmiştim. Ailemin benim hakkımda bilmediği bir sürü şey vardı. Muhtemelen her ne söyleyecekse onu da bilmiyorlardı.

''Odama gidelim.'' dedim her ihtimale karşı. Sevgili ailem bazen gereksiz derecede meraklı olabiliyordu. Haliyle işimi sağlama almak zorundaydım.

Çağrı beni onayladıktan sonra odama gittik. Kayra çalışma masasında oturuyordu. Geldiğimi görünce gülümsedi. Yanımdaki Çağrı'yı fark ettiğinde ise epey şaşırdı. Onu buraya getirmemi beklemiyor olmalıydı. Ben de kendimden beklemezdim açıkçası. Ama olan olmuştu işte. Şu an buradaydık.

Çağrı, Kayra'nın oturduğu çalışma masasına doğru ilerlemeye başladığında oradaki sandalyeye oturacağını anladım. Kayra da anlamış olacak ki hemen oradan kalktı. Şapşal şapşal bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Çağrı sandalyeyi yatağın olduğu tarafa doğru çevirip oturdu. Dirseklerini dizlerine yasladıktan sonra gözleriyle oturmam için yatağı işaret etti. Ben de dediğini yaptım hemen. Kayra da beni taklit ederek hemen yanıma oturdu.

Çağrı onu görmüyordu. Bense görüyordum. Olmayan bir şeye bakan bir deli olduğumu düşünmemesi için de Kayra'ya hiç bakmamaya çalışıyordum. Ama hemen yanımda otururken bu epey zor oluyordu dürüst olmak gerekirse.

Çağrı'ya baktığımda ciddi bir ifadeyle karşılaştım. Bu ifade beni birazcık germişti açıkçası. Ne konuşacağını daha çok merak etmeye başlamıştım istemsizce.

''Bugün okuldan sonra hastaneye uğrayıp sonuçlarını aldım Eylül.''

Ah! Demek sorun buydu. Hiç hoş şeylerle karşılaşmadığını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. Yani yemek yemeyen, spor yapmayan, zorunda kalmadıkça ışık yüzü görmeyen bir insan ne kadar sağlıklı olabilirdi sanki?

Bir iç çekip bir umutsuz vakaya bakarmış gibi baktı bana. ''Eylül, tahlillerin hiç iyi şeyler söylemiyor. Neredeyse tüm vitaminlerin düşük. O gün bayılmanın tek sebebi duvara çarpman değildi. Vücuduna uzun zamandır yemek girmediğinden vücudun daha fazla dayanamamış ve o tarz bir duruma düşürmüş seni. Tedavi görmen gerekiyor Eylül. Bu gidişat hiç hayra alamet değil. Kendine dikkat etmen gerekiyor. İyi bir doktorla görüştüm. Beraber gidelim. Onunla görüşelim. Ne dersin?''

''İstemiyorum Çağrı. İyiyim ben.'' diye tersledim hemen. İyi bir doktor falan istemiyordum ben. Hastane yüzü görmek istemiyordum.

Bu cevabımla Çağrı'nın kaşları çatıldı. ''Ne demek istemiyorum? Bu şekilde nasıl yaşayacaksın sen? Bu halde kalırsan ileride ne tarz hastalıklarının olabileceğini tahmin edebiliyor musun?''

''Her neyse Çağrı. Lütfen bu konuyu bir daha açma. Bu benim hayatım.''

''Onu dinle.'' Kayra'nın sesi kulağıma geldiğinde ona bakmamak için çabalamak zorunda kaldım. ''İyi bir doktora görünmenin faydası olabilir. Profesyonel destek alman şart. Dediği gibi bu gidişat hayra alamet değil. Kendini düşün biraz. Daha iyi hayat şartlarına sahip olabilecekken bu fırsatı ayağınla tepme. Bir şans ver.''

''Senin hayatın. Doğru. Ama bencil olma Eylül. İyi bir hayat yaşamanı isteyen insanları, sana değer verenleri, seni sevenleri, senin için endişelenenleri unutma. Hatta bencil ol. Kendini düşün. Kendini önemse. Kendin için en mükemmelini iste. Bunda bir sorun yok.''

Yanağımın içini ısırdım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Beni önemseyip seven insanların sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Ben de zaten ölmek için can atıyordum. Tedaviye ne gerek vardı ki? Kayra beni hayata bağlamak için çabalıyordu. Ben de kabul etmiştim. Yaşamak istediğimi söylemiştim. Ama yapamayacağımı da biliyordum. İş işten geçmişti çoktan. Bana göre hastane köşelerinde daha fazla acı çekmekten iyiydi böyle yaşayıp kısa bir süre içinde ölmek.

''Neyse. Yarın gidiyoruz o doktorla buluşmaya.''

''Ha-''

''İtiraz istemiyorum.'' deyip sandalyeden kalktı. Ardından doğruca odadan çıktı. Ben de neye uğradığımı şaşırmış bir şekilde öylece oturmaya devam ettim.

Kayra bana biraz yaklaşıp elini omzuma koydu. ''Onu dinle Eylül. Haklı. Hem bizim de işimiz kolaylaşmış olur. En azından bir adım atmış oluruz.''

Başımı ellerimin arasına aldım. Ne yapacağımı bilemiyordum hiç. Boşluğa düşmüş gibi hissediyordum. Kayra olsun Çağrı olsun ikisi de çoktan kurumuş bir çiçeği sulayarak hayata döndürmeye çalışıyorlardı. Bunun gereksiz bir çaba olduğunun ne zaman farkına varacaklardı acaba?

Hayır desem bile beni salmayacaklarını biliyordum. Belki de boyun eğmem en doğrusu olacaktı.

''Tamam. Gideceğim doktora.''

Kayra'nın yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. ''İşte böyle! Aferin!'' diye bağırıp desteklediği takım son anda gol atmış gibi sevindi. Çağrı'yla Kayra'nın bu enerjiyi nereden bulduklarını asla öğrenemeyecektim sanırım.

''Madem ki doktora gitmeyi kabul ettin o zaman sana güzel bir haber vereyim.''

Pür dikkat onu dinlemeye başladım. İyi bir habere ihtiyacım vardı gerçekten de. ''Okulda zorbalık görmeni engellemek için bir çözüm buldum.''

İşte bu epey şaşırtıcıydı. Bana göre bu durum imkansızdı. Ne tarz bir çözüm bulmuş olabilirdi ki? ''Ne? Nasıl?'' diye sordum merakla.

Ayağa kalkıp odada volta atmaya başladı. Devlet sırrı söyleyecekmiş gibi değişik triplere girdi. ''Şimdi şöyle ki: Sana detay veremem. Çünkü önce denemem gerekiyor. Kesin yapabileceğimi hissettiğimde sana ne olduğunu söyleyeceğim. Şu an onun kesin bir çözüm olacağını bilmen yeterli diyorum.''

Allah razı olsun. Çok açıklayıcı oldu. Gözlerimi devirip kendimi yatağa attım. Yine deli gibi uyku bastırmıştı. Kısa bir süre içinde uyuyakalacağıma şüphe yoktu.

👻👻👻

Aradan yaklaşık bir hafta geçmişti. Neredeyse tüm devamsızlık haklarımı kullanmıştım. Ailemin gözüne batmasın diye okul saatleri boyunca bir parkta, buz gibi havada zaman geçiriyordum.

Çağrı'nın dediğini yapıp o iyi doktorla görüşmüştüm. Beni bir psikiyatriste yönlendirmişti. Psikiyatrist de bana Anaroksiya tanısı koymuştu. Bir de onun bir getirisi olan depresyon... Benim için her ne kadar zor olsa da tedaviyi kabul etmiştim. Şimdi sık sık terapilere gidip bu hastalığımı yenmeye çalışıyordum.

Aslında doktor bana aileme de haber vermem gerektiğini, bu süreçte bana çok yardımcı olabileceklerini söylemişti. Ama yapamamıştım. Onlara söyleyememiştim. Beni sıradan, şımarık bir ergen olarak görmeleri daha çok işime geliyordu. Bu şekilde devam etmek bana daha kolay gibi gelmişti.

Bu süreçte Çağrı ve Kayra sağ olsunlar beni biraz bile yalnız bırakmamışlardı. Daha önümde uzun bir yol vardı. Tedavi sürecim kısa olmayacaktı. Bunun bilincindeydim. Buna rağmen yanımda birilerinin olması işimi kolaylaştırıyordu. Her şey daha katlanılır gibi geliyordu. İkisine de kelimelerle anlatamayacağım kadar minnettardım.

''Günaydın Eylül! Sonunda seni okulun önünde görmek ne güzel!'' Arkamdan gelen sesle irkildim. Bu geçen gün mektubumu anons eden çocuğun -yani Talha'nın- sesiydi. Sabah sabah onun iğrenç suratını görmek istediğim son şey bile değildi.

Ona bakmadan okula doğru yürümeye başladım. Bana doğru bir adım attığını hissetsem de bir şey onu durdurmuştu.

''Sen de bu okuldan kovulmak istiyorsun galiba Talha.'' Çağrı'nın sesini duymamla epey rahatladım. Talha onun yanında süt dökmüş kediye dönmüştü.

Çağrı'ya bakmaktan aralarında geçen diyaloğa dikkat edememiştim bile. O kadar havalı görünüyordu ki...

Talha, Çağrı'nın tutuşundan kurtulup okula doğru yürümeye başladığı sırada Çağrı yanıma geldi.

''Tekrardan hoş geldin okuluna Eylül.'' Tabii canım. Kesin çok hoş gelmişimdir. Şimdi arkadaşlarım(!) beni nasıl özlemişlerdir!

Başımı azıcık sallamakla yetinip yürümeye başladım. Çağrı da hemen yanımda yürümeye başlamıştı. Elleri kumaş pantolonunun cebindeydi. Havanın soğuk olmasına rağmen beyaz gömleğinin birkaç düğmesini açık bırakmıştı. Üzerine geçirdiği siyah, deri ceketle her zamanki gibi kusursuz duruyordu.

Gözlerimi üzerinden ayırmakta epey zorlanıyordum.

''Bugün sınıfınıza iki yeni öğrenci gelecekmiş.''

Hipnozdan yeni çıkmışçasına şaşkınca baktım ona. Ne dediğini anlayamamıştım. Gözlerim güzel yüzünde öylece oyalanıp durmuştu. ''Ha?'' dediğimde olduğu yerde öylece durup bana ters bir bakış attı.

''Sen beni dinlemiyor musun yoksa?''

''Yoo. Dinliyorum.''

''Söyle o zaman en son ne dedim?''

Ensemi kaşıyıp dudağımı ısırdım. Mükemmel manzarama bakarken onu dinlemeyi unutmuştum ki. Dinleyememiştim daha doğrusu. ''İşte son dediğini duymadım ben.''

''Ondan önce ne dedim o zaman?''

Bu sorular karşısında yapabileceğim en mantıklı şey hem suçlu hem güçlü kimliğime bürünmekti. ''Of Çağrı! Sanki söylediğini tekrarlasan ne olur? Ne olmuş dikkatim bir anlığına dağılmışsa? Neler yaşadığımı en iyi sen biliyorsun.''

Çok güzel olmuştu. Üstüne de biraz ajitasyon eklemiştim. Mis gibi. Çağrı kendini biraz suçlu hissetmiş olacak ki yüzü düştü. Bu durumda biraz üzülsem de geri vites yapmayacaktım.

''Şey diyordum: Sınıfına bugün iki yeni öğrenci gelecekmiş.''

Öyle miymiş? İyi o zaman beni alakdar eden bir konu yokmuş. Her türlü benimle yakınlaşacak değillerdi zaten.

''Öyle mi? Sen nereden duydun?''

Yüzünde kibirli bir sırıtış yer edindi. ''Benim bilmediğim bir şeyin olma durumu çok nadirdir güzelim.'' deyip göz kırptı. Ben de o âna kalbimi bıraktım.

Kafamda o sırıtışını ve göz kırpmasının fotoğrafını çekip en değer verdiğim klasörüme yerleştirdim. Bu ânı asla unutmayacaktım. Güzelim demişti. Büyük ihtimalle öylesine kullandığı bir kelimeydi. Bendeki etkisini bilemiyordu sonuçta. O kadar çok hoşuma gitmişti ki...

''Hadi gir sınıfına. Çıkışta görüşürüz.'' deyip çenesiyle arkamı işaret etti. Ne ara sınıfa gelmiştik be!?

Yutkunup başımı olumlu anlamda salladım. Ardından sınıfa girdim ve az önce yaşanan mükemmel anları hafızamın her yerine kazımaya başladım.

***

The end again.

Bölümü biraz uzatmaya çalıştım da çok sıkmasın diye de zorlamadım açıkçası böyle ufak ufak gitmek fena olmaz diye düşünüyorum Sık sık bölüm atmaya çalışıyorum zateennn Umarım beklerken sıkılmıyorsunuzduuur

Kendinize iyi bakııınnn

Görüşürüüüüz

Bölüm sonu

2 yorum