İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 13 · 6 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 13

13. Bölüm👻

O-okul mu? Hayır! Gidemezdim. Beni orada karşılayacak şeyin pekâlâ farkındaydım. Bunu kendime yapamazdım. Bu yüzden de olağanüstü Oscarlık oyunculuğumu konuşturmanın vakti gelmişti.

''AH!'' diye bağırdıktan sonra karnıma sıkıca sarıldım. Bu sırada masadaki herkes gerilmiş, sandalyelerinden kalkmış, başucumda toplanmışlardı.

''Ne oldu kızım? İyi misin?'' diye sordu annem endişe içinde.

Sahte bir inleyiş bıraktıktan sonra cevap verdim. ''K-karnım çok ağrıyor.''

''Aaa, ne oldu birden bire? Yediğin bir şey mi dokundu acaba?'' diyerek kendince bir tanı koymayı amaçladı. Üzgünüm anne ama ben yemek yemedim bile.

''Hastaneye gidelim.'' Çağrı'nın aklına gelen ilk fikri ortaya atması hiç hoşuma gitmemişti. Hastaneye gitmek istemiyordum bir kere.

Kendimi yavaşça toparlayıp doğruldum. ''Hastaneye gerek yok. Soğuk aldım bence. Ben bir lavaboya gideyim. Sonra biraz dinleneyim. Akşama bir şeyim kalmaz. Sen de geç kalma okula Çağrı.''

Başta biraz tetikte durmaya devam etse de üstelemedi. İyi ki de üstelememişti. ''Tamam o zaman. Sen dinlen iyice. Okuldan sonra uğrar, nasıl olduğuna bakarım yine.'' Gelmesini elbette ki çok isterdim ama ailemle yakınlaşması ne kadar doğru olurdu, bilemiyordum.

Ya gerçekten beni evlatıktan reddedip onu evlatlık alırlarsa? Saçmalama Eylül. Bırak gelsin çocuk. Belki de ileride bu ailenin damadı olur. Kim bilir?

Başımı hafifçe olumlu anlamda salladım. O da bana nazikçe gülümsedi. Tüm aile fertlerim onu geçirmek üzere kapıya gitmişken ben de yalanım inandırıcı olsun diye karnımı tuta tuta lavaboya doğru ilerlemeye başladım.

Odamın kapısının yanına vardığımda bir ses ödümü kopardı. Bir şey sert bir şekilde yere düşmüş gibiydi. Elim refleksle kalbime gitmişti. Hemen aralık olan kapıyı iyice açıp endişeyle içeri bir göz attım.

Kayra'nın zaten fazlasıyla kireç gibi olan suratının rengi daha da atmıştı. Elleri titriyor, bir yerlere tutunmaya çalışıyordu ama elini koyduğu her şey ya kayıyor ya düşüyordu.

Hemen içeri girip kapıyı kapattım. Her ihtimale karşı da kilitlemeyi ihmal etmedim. Ardından Kayra'ya doğru ilerledim hızlı adımlarla.

''Kayra... Ne oldu sana? İyi misin sen?''

Cevap vermedi. Ona yaklaştıkça geri adım attı. En son duvara çarpmasıyla gidecek bir yeri kalmamıştı. Dehşet dolu bir ifadeyle bana bakıp iki elini de başına getirerek saçlarını çekiştirmeye başladı.

''Y-yaklaşma. Lütfen yaklaşma bana.''

Ne? Ne oluyordu Allah aşkına?

Sırtı duvarda kaymaya başladı yavaş yavaş. Kısa bir süre içinde tamamen yere çökmüştü. Dizlerini kendine doğru çekmişti. Ellerini bir an olsun saçlarından ayırmıyordu. Onun için giderek daha fazla endişeleniyordum.

''Kayra... Benim. Eylül ben.''

''Hayır! Ben yapmadım! Ne olur vurma!''

Vurma mı? Bir saniye. Yoksa... Anılarından dolayı mıydı bu tepkileri? Ne yaşamıştı bu çocuk? Hiç anlayamıyordum. Aklım almıyordu. Bildiğim tek şey şu an hiç iyi olmadığıydı. Şu an büyük ihtimale başka bir zamanda, bir anısında sıkışıp kalmıştı. Onu şu ana döndürmem gerekiyordu.

''Kayracığım bak bana. Ben sana zarar vermem. Ben Eylül'üm. Beni tanıyorsun, değil mi? Bak bana. Ben senin oda arkadaşınım.''

Ona doğru bir adım daha atmıştım ki kendini duvara iyice yapıştırdı. ''Yaklaşma!'' diye bağırdı gür bir sesle. Allah'tan sesini bir tek ben duyabiliyordum. Yoksa herkes buraya toplanmış olurdu çoktan.

Titreyen bedeni, korku dolu ifadesi, birden bire küçücük bir çocuğa dönüşmüş gibi durması yüreğimi burkmuştu. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Ona öylece bakıyordum sadece.

Ona yaklaşmamı istemiyordu. O zaman ben de yaklaşmazdım. Hemen karşısında durduğum noktada yere çöküp bağdaş kurdum. Bakışlarımı üzerinden ayırmadan ''Kayra bana bakar mısın lütfen?'' dedim yumuşak bir sesle.

Başta başını iki yana sallasa da kararlı olduğumu fark etmiş olacak ki verdiği cevabın aksine bana bakmayı başardı.

''Görüyor musun beni Kayra? Kimim ben?'' diye sordum. Dünyanın en saçma sorusunu sormuştum. Kabul. Ama belki bir ihtimal kafasını dağıtmayı başarırdım bu şekilde. Benim kim olduğumu düşünmeye başladığında diğer şeyleri geride bırakabilirdi. Canını yakan şeyler geri planda kalabilirdi.

Kapkara gözleri öylece bakıyordu bana. Az önceki dehşet ifadesi yok olmuştu. Artık biraz olsun daha sakin görünüyordu.

Başımı sağ omzuma doğru eğip bir kez daha aynı soruyu sordum. ''Kimim ben Kayra?''

''K-kimsin?''

''Eylül. Senin arkadaşın.''

''Arkadaşım.'' Kendine bir şeyleri hatırlatmaya çabalıyor gibiydi. ''B-benim arkadaşım yok ki.''

''Var Kayra. Ben varım ya.''

Bana bakmaya devam ederken olayları kavramaya çalışıyor gibi görünüyordu. Elleri hâlâ saçlarında asılıydı. Canı yanıyor olmalıydı.

''Şimdi sana biraz yaklaşacağım. Tamam mı?''

Bu dediğim pek de hoşuna gitmiş gibi görünmüyordu. Başını iki yana salladı.

''Ben senin arkadaşınım Kayra. Sana zarar vermem. Yaklaşabilir miyim?''

''Zarar vermez misin gerçekten?'' O kadar masum bir şekilde sormuştu ki bu soruyu yüreğim cız etmişti. Sanki küçük bir çocuk konuşuyordu onun yerine. Zarar görmekten korkan masum bir çocuk...

Ona güven veren bir tebessüm gönderdikten sonra ''Vermem gerçekten.'' dedim. İkna olmuş gibi göründüğünde ona birazcık yaklaştım. Bakışları aramızdaki mesafeye kaymıştı. Ben de o mesafeyi yavaş yavaş kapatmayı başardım.

Artık bacaklarım onun buz parçası gibi olan ayaklarına değiyordu. Derin bir nefes aldım. ''Şimdi o ellerini saçlarından çeker misin? Canın yanıyordur.'' Ne dediğimi anlamamış gibi öylece baktı yüzüme.

İş başa düşmüştü. Onu ürkütmemeye çalışarak ellerimi ellerine doğru yükselttim. Kocaman olan ama bana şu an küçücükmüş gibi gelen ellerini tutarak onları, canını yakmadan saçlarından uzaklaştırmaya çalıştım ve başardım da.

Ellerini bırakmadım. Onları avuçlarımın arasına alıp yavaşça okşamaya başladım. Ona iyi hissettirmek, güvende olduğunu, yalnız olmadığını hissettirmek istiyordum. Onun bana iyi geldiği gibi ben de ona iyi gelmek istiyordum.

''Daha iyi misin Kayra?'' Sorumla birlikte gözleri dolu dolu oldu. Sanki bir anda bilinci yerine gelmiş gibiydi. Ellerimize baktıktan sonra dudaklarının arasından bir hıçkırık firar etti.

Ben daha ne olduğunu anlayamadan ellerini ellerimden çekip ani bir şekilde kollarını sırtıma doladı. Beni kendine doğru iyice çekti.

Şaşkınlıktan dolayı ne yapacağımı pek bilemesem de reflekslerime ayak uydurup kollarımı beline doladım. Ona iyi hissettirecek şekilde sıkıca sarıldım.

Sarıldığımız pozisyon pek rahat sayılmazdı. Benim iki bacağım onun bacakları arasında yamuk bir şekilde sıkışmışlardı. Yani her an uyuşabilirlerdi. Onun da sırtı duvara yapışmış, başı omzumla boynum arasında olan yere sıkışmıştı.

Birkaç tane göz yaşının boynumdan akıp gerdanıma kadar ulaştığını hissettmiştim. Acı çektiğini çok net bir şekilde görebiliyordum. Neden olduğu hakkında hiçbir fikrim olmasa bile canının çok yandığını hissedebiliyordum. Bu yüzden de o iyi hissedene kadar onu bırakmayacaktım.

Ayaklarım, bacaklarım uyuşsa bile ona sarılmaya devam edecektim.

Kaç dakika o pozisyonda kaldığımızı bilmesem de Kayra sonunda sarılmamızı sonlandırmıştı. Ondan uzaklaştığım an yüzümü buruşturdum. Bacaklarımı hissetmiyordum resmen.

Kayra başını öne eğmiş, ne diyeceğini bilemiyormuş gibi duruyordu. Onu çok iyi anladığım için ''Açıklama yapmak zorunda değilsin Kayra. Eğer ki iyiysen hiçbir sorun yok.'' dedim içini rahatlatmak istercesine.

Bana minnet dolu bir bakış attı. ''Zorunda olmasam bile sana anlatmak istiyorum.'' Bunu demesini beklemediğim için bir yandan ona şaşkınca bakarken bir yandan da onu pür dikkat dinlemeye başlamıştım.

''Hani demiştim ya sana bu odadan çıkamıyorum diye?'' Başımı olumlu anlamada salladım. ''İşte az önce çıkmaya çalıştım. Ve...'' Bir iç çektikten sonra devam etti. ''Ve sonuç bu oldu.''

''Neden odadan çıkmak istedin peki?''

Elini ensesine götürüp hafifçe ovdu. Bakışlarını da benden kaçırdı. ''Sen bağırdın ya az önce. Ben de sana bir şey oldu sandım. Ondan...''

Ne diyeceğimi bilemedim bu cevap karşısında. Beni merak etmişti. Sırf bu yüzden çıkamadığı odadan çıkmaya bile çalışmıştı. Neden yapmıştı? Bana bir şey olsaydı ne olacaktı? Onu ne kadar etkileyecekti ki bu durum?

''Benim için mi yani?''

''Senin için.''

Bir şey diyemedim. Öylece sustum. Öylece bakıştık. Öylece kaldı her şey. Öylece...

Ama o gün ben bir şey öğrendim. Artık bu hayatta beni önemseyen, benim için ciddi ciddi endişelenen, belki de beni biraz olsun seven biri vardı. Benim gibi biri bile sevilebiliyordu demek ki.

O gün, tüm günümü Kayra'yla geçirmiştim. Anlaştığımız iki saat kuralını da göz ardı etmiştim. Beraber odayı toplamış, dedikodu yapmış, dertleşmiştik.

Ona dün okulda yaşanan her şeyi anlatmıştım. O da buna daha fazla müsamaha göstermeyeceğini söyleyip bir çözüm bulmaya çalışacağını söylemişti. Bu tarz bir durumun ne tarz bir çözümü olabilirdi hiç bilmiyordum. Ama ona güveniyordum. Ne yapacağını da sabırsızlıkla beklemeye başlamıştım.

***

Bölüm sonu

Kayra'mmm üzümlü pastammmm🥺

Kendinize iyi bakıııın

Görüşmek üzereee

Bölüm sonu

6 yorum