İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 12 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 12

12. Bölüm👻

Selaaaaammmm!

Nasılsınız bebişler?

Eyi okumalaaar🤍

***

Sağ yanağımda hissettiğim soğuklukla irkilsem de yerim fazlasıyla rahat olduğundan biraz kıpırdanıp yatmaya devam ettim. Ne yazık ki o rahat uykum kapının tıklatılmasıyla bölündü. Ağzımı şapırdatarak rahatsızca kıpırdandım.

Uykumun bölünmesini istemediğim için kaşlarımı çatarak rahatsız edici kişinin gitmesini bekledim. Ama ne yazık ki fazlasıyla ısrarcıydı. Belli aralıklarla kapıyı tıklatıp duruyordu. En sonunda dayanamayarak gözlerimi açmak zorunda kaldım. Karanlık odam sağ olsun yine gözümün önünü bile görememiştim.

Elimi üzerine yattığım şeye yaslayarak doğrulmaya çalıştığımda elimin altında olan buz gibi bir beden beni karşıladı. ''Kayra...'' dedim kısık ve şaşkınlık dolu bir sesle. Onun üzerine mi yatmıştım ben şimdi!? Bu nasıl olmuştu?

''Günaydın.'' dedi boğuk sesiyle. Uyumuş muydu o da? Hayaletler uyuyabiliyor muydu ki acaba? Şu an düşünmen gereken konu bu değil aptal Eylül. Kendine gel. ''Ne yapıyorsun sen?'' dedim dişlerimin arasından. Sesin dışarıdan duyulmamasına dikkat ederek.

''Ben mi ne yapıyorum? Uyuduğundan beri beni yastık olarak kullanan sensin. Asıl sen ne yapıyorsun?'' Ters ters konuşması sinirimi bozmuştu. Tam onu rencide etmek için dudaklarımı aralamıştım ki kapı bir kez daha çaldı. Kimdi abi sabah sabah kapıma dayanan bu sinir bozucu insan?

''Üzerimden kalk da kapıyı aç artık.'' Kayra'ya kötü bakışlarımı göndererek üzerinden kalktım. Namusuna göz dikmişim gibi davranması şart mıydı? Altı üstü uyurken birazcık ona yaslanmıştım. Ayıp yani bu yaptığın Kayra. Kınıyorum seni.

Yataktan kalkıp kapıya yaklaştım. Bu sırada kapı bir kez daha çaldı. Oflayarak kapıyı hışımla açtım. ''Ne oluyor sabah saba-'' demiştim ki ışığa zar zor alışmayı başaran gözlerime inanamadım. Gözlerim faltaşı gibi açılıp kaldı. ''Ç-Çağrı...'' dedim şaşkınlık dolu bir sesle.

Ne işi vardı bu saatte? Hem de benim evimde! Rüya mı görüyordum ben? Meleksi gülümsemelerinden birini takınıp bana baktı. Evin ışığından daha çok göz kamaştırıyordu yemin ederim. ''Günaydın Eylül.'' dedi neşeli bir sesle. Sabah sabah bu enerjiyi nereden getiriyordun be Çağrıcığım?

''Hadi gel mutfağa beraber kahvaltı yapalım.'' Biz? Mutfağa? Kahvaltı? Yapalım? Allah'ım rüya mı görüyordum cidden? Ne oluyordu bu aşağılık yerde?

Çağrı elini kaldırıp gözümün önünde salladı. ''Eylül. Nereye dalıp gittin sen?'' Sesi çok uzak bir yerden geliyor gibiydi. Düşüncelerime tamamen dalmıştım. Onlarda kaybolmuştum resmen.

Ona henüz cevap veremeden mutfağın bulunduğu tarafından gelen annemin sesi duyuldu. ''Çağrıcığım! Gel artık yavrum. Kahvaltı hazır. Çayın soğumasın.'' Ne? Annem ciddi ciddi Çağrı'yı mı çağırıyordu kahvaltıya? Ulan ne ara kaynaşmışlardı bunlar!? Kafam iyice çorba olmuştu.

''Geliyorum Dilara abla.'' dedi Çağrı sevecen bir sesle. Ardından bana baktı. ''Sen de gel, hadi!'' Sanki misafir olan benmişim gibi davranıyordu. Haberim olmadan ailem onu evlatlık mı edinmişti, ne olmuştu?

Annem bir kez daha onu çağırdığında beni arkasında bırakıp mutfağa doğru ilerledi. Ben de beynimden vurulmuşa dönmüş, bozuk bir plak gibi öylece duruyordum.

''Çağrı mı?'' Arkamdan gelen Kayra'nın sesiyle kendime gelebildim. Yutkunarak ona döndüm. ''Çağrı'ydı, değil mi o?'' dedim titrek bir sesle. Gördüğüme inanamıyordum hâlâ.

Kayra iki elini havaya kaldırıp 'bilmiyorum' dercesine omuzlarını silkti. ''Yani sen öyle dedin az önce.''

''Ne işi var be onun benim evimde!?''

''Bana ne bağırıyorsun kızım? Sanki ben çağırdım. Git sor. Hem fırsat ayağına gelmiş. Git biraz takıl onunla. En azından aşk hayatın iyileşmiş olur.''

Tabii canım. Hem de ne iyileşme! Resmi olarak reddedilmiştim ben. O yetmezmiş gibi tüm okulda rezil de olmuştum. Dün olanlar aklıma bir bir üşüşünce derin bir iç çekip boş vermeye çalıştım.

En iyisi mutfağa gidip bunların ne işler çevirdiğini öğrenmekti. Kapıdan çıkmak için hamle yaptığımda Kayra bileğimi tutarak beni durdurdu.

''Bana bu kılıkla çıkacağını söyleme sakın Eylül.'' dedi işaret parmağıyla vücudumu baştan aşağıya işaret ederken. Kılığımda ne olduğunu anlamak için kendime şöyle bir baktım. Berbat bir durumdaydım. Dünden kalma kıyafetlerle tam evsizlere benzemiştim. Yüzümün, saçımın, başımın ne halde olduğunu görmeme gerek bile yoktu. Kıyafetlerimden çok daha beter bir halde olduklarından emindim.

Bir of çekerek kapıyı kapattım. Ardından o çok nefret ettiğim ışığı açıp dolabıma yöneldim. Beni zifiri karanlığı andıran kıyafetlerim karşıladı. Bunların hepsi birbirinden beterdi. Çocuğun önünde bu kıyafetlerle çıkacak olsam dünya ahiret rezil olurdum.

Gerçi dünden beri giydiğim okul üniformamla onda çok da güzel bir etki bıraktığımı düşünmüyordum. Dolabıma, sonra yerde saçılı olan kıyafetlerime baktım. Kayra'yla yaptığımı sözleşmede bu odayı toplamam gerekiyordu. Neyse konumuz şimdi bu değil. Siyah kıyafetlerle oluşturulan kıyafet dağında giyebileceğim hiçbir şey yoktu.

''Kız Eylül! Gel artık mutfağa! Bak arkadaşın gelmiş. Ayıp oluyor.'' diye bağırdı annem. Ah anam! Kızının ne hallerde olduğunu bilsen yine acele ettirir miydin acaba?

''Geliyorum.'' deyip bıkkınca dolabı kapattım. En iyisi yedek üniformamı giymekti. Okula gidecek cesaretim yoktu açıkçası ama şu an en düzgün kıyafetim okul üniformasıydı. Daha sonra karnım ağrıyor diyerek güzel bir bahane sunabilirdim. Böylece okula gitmek zorunda kalmazdım mis gibi.

Planımı uygulayarak üstümü değiştirmek üzere banyoya girdim. Kısa bir süre sonra işim bitmişti. Banyondan çıktığımda Kayra bana bakıp 'Umutsuz vakasın.' dercesine başını iki yana salladı.

''Saçını taramaya ne dersin kedi kılıklı? Cadı gibi geziyorsun ortalıkta. Az önceki halini gören çocuk sana nasıl kadınmışsın gibi bakacak hiç bilmiyorum.'' Bıkkın bir nefes verdi. Haklı olduğunu ve işimin zor olduğunu biliyordum elbette ama bunu kabullenecek değildim.

''E sen de beni o halimle gördün. Ne olmuş yani? Kadın değil miyim senin gözünde?''

''Ben farklıyım.''

''Neyin farklıymış?'' diye sordum çekmecedeki tarağı çıkarırken.

''Ben senin her halini gördüm zaten. Ayrıca sen beni etkilemeye çalışmıyorsun. Seni kadın olarak görüp görmememim hiçbir önemi yok.''

İkna olmamışçasına dudaklarımı büktüm. Konuyu uzatasım gelmediği için sessiz sessiz saçlarımı taramaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü beni epey zorlamıştı ve başaramamıştım. Hepsi birbirine girmişti.

Oflayarak tarağı yatağa fırlattım. ''Manyak mısın kızım sen? Ne alıp veremediğin var güzelim tarakla?'' dedi Kayra hayıflanarak. Sanki yavrusunu fırlatmışım gibi bir tavır takınmıştı. Çok gereksizdi.

''Taramıyor o tarak. Ondan.'' dedim saçma bir açıklama yaparak. Suç saçlarımda değil, taraktaydı elbette.

Kayra onaylamazcasına başını iki yana sallayıp tarağı yatağın üzerinden aldı. Ardından hemen arkama geçerek uzun parmaklarıyla saçlarımın bir kısmını kavradı.

''Sen taramayı beceremiyorsun. Sana öğreteceğim şimdi.'' deyip saçlarımı taramaya başladı. Önce alt taraflarını taradı. Sonra biraz üste geçti. Bu sırada saçlarımı ufaktan okşamayı ihmal etmemişti. Böyle böyle saçımdaki tüm düğümleri çözdü.

''İşte bitti! Gördün mü? Saç böyle taranır.'' dedi övünerek. Dürüst olmak gerekirse gerçekten de iyi taramıştı. Hiç canımı yakmamıştı bile.

''Teşekkür ederim.''

''Önemli değil ama daha bitmedi. Yok mu nemlendiricin, rujun falan? Dudakların çok kuru duruyor. Göz altların da mosmor. Kapatıcı lazım onun için.''

Bu çocuk ölmeden önce kuaför falan mıydı? Nereden biliyordu tüm bunları? Başımı iki yana sallayarak söylediği şeylerin hiçbirinin bende olmadığını anlatmaya çalıştım.

''Sen ne biçim kızsın ya!? Neyse dur bakayım.'' deyip biraz düşündü. Sonra bir çözüm bulmuş gibi ellerini kaldırıp yüzüme doğru getirdi. Ardından iki yanağımı da sertçe sıkmaya başladı.

Canım yanmıştı! ''Ah! Ne yapıyorsun sen manyak hayalet!?''

''Yüzüne renk vermeye çalışıyorum. Benden daha ölü duruyorsun. Biraz canlan anasını satayım.''

Bu şekilde mi renk veriyordu gerçekten? Yanaklarımın içine ettikten sonra onları serbest bıraktı. Sonra da yaptığı işten memnun kalmış gibi gülümseyip iki elini de beline yerleştirdi.

''Bitti. Şimdi git bakalım Çağrı'nın yanına. Sonra yanıma gelip neden geldiğini anlat. Merak ettim.''

Başımla onu onaylayıp odadan çıktım. İstikametim doğruca mutfak oldu. İçeri girdiğimde karşılaştığım manzara epey ilginçti.

Ablam Çağrı'ya telefondan bir şeyler gösteriyordu. Sonra da ikisi birlikte kahkaha atıyorlardı. Annem Çağrı'nın tabağına bol miktarda yiyecek dolduruyordu. Babam da bir yandan kahvaltsını yapıp bir yandan da Bayan Noir'ı seviyordu.

Bu mükemmel aile tablosu imrenilesiydi. Sanki benim yerime Çağrı onların çocukları olmalıydı. O, benden daha çok uyuyordu bu neşeli aileye. İçimde anlamsız bir sızı belirirken tamamen duygudan yoksun bir ifadeyle masadaki yerime geçtim.

Beni ancak birkaç dakika sonra fark edebilmişlerdi. Annem bana bakıp ''Sonunda gelebildin be kızım.'' dedi bıkmış bir ses tonuyla. Sanki varlığım çok da umrunuzdaymış gibi...

''Senin ne işin var burada Çağrı?'' dedim buz gibi bir sesle.

Annem hafifçe omzuma vurup ''O ne biçim soru kız? Misafire böyle soru mu sorulur?'' dedi azarlarcasına.

Çağrı 'Sorun değil.' dercesine elini iki yana salladı. ''Seni merak ettim de. İyi misin diye bakmaya geldim. Bir de Dilara abla kahvaltıya davet etti. Onu da kıramadım tabii.''

Anneme hayret dolu bir bakış attım. Ne diye ilk kez gördüğü bir çocuğu kahvaltıya davet ediyordu acaba? Bir saniye! Önemli olan bu değildi. Önemli olan Çağrı'nın benim için endişelenip evime kadar gelmesiydi. Beni bu kadar önemsediğini bilmiyordum açıkçası. Ona aşk dolu bir bakış attım. Gerçi dışardan daha çok öldürücü bakış gibi duruyor olmalıydı ki çocuk yerinde rahatsızca kıpırdandı.

Ailem dünle ilgili hiçbir şey sormamışlardı bana. Çağrı dün aileme bir şeyler anlatmış olabilir miydi ki? Bunu ona sormalıydım.

Ablam kolunu Çağrı'nın omzuna attı aniden. ''Çağrıcığım, bence sen her gün gel bize. Sayende evin neşe seviyesi arttı. Sizinkilere bizim bu vasıfsız kızı verelim. Sen de gel benim kardeşim ol. Ne dersin?''

Çağrı mahcup bir kahkaha attıktan sonra ''Eylül gibi bir kardeşin olduğu için çok şanslısın bence ama tabii ki de seve seve sık sık gelirim ben yine. Çok sevdim sizi.'' dedi samimiyetle. Ailemi sevmişti. Ailem de onu sevmişti belli ki. Annem ve babam da onu onaylayıp sürekli gelmesini söylemeleriyle de kanıtlanmış oldu bu.

Onlar için güzel, benim için gerici bir kahvaltıdan sonra Çağrı bana baktı sonunda. ''Geç kalacağız okula. Hadi gidelim Eylülcüğüm.''

***

bölüm sonu

sevgiyle kalıııınnn benim sevimli minik hayaletlerim👻🤍

Bölüm sonu

2 yorum