Boğazımı temizleyip gözlerimi kaçırdım. Bir cevap vermeye hazır değil gibiydim ama cevap vermek zorundaydım. Yine de ne diyebilirdim ki? Senden hoşanıyorum Çağrı. Yüz yüze söylemeye cesaretim olmadığı için hayalet olan oda arkadaşıma bir mektup yazdırıp aşkımı itiraf etmek için onu dolabına koydum mu diyecektim? Tabii ki de bunu söyleyemezdim.
Çağrı, kolumu tutup ona hafifçe dönmemi sağladı. ''Eylül. Bana dürüstçe ne olduğunu anlatabilir misin? Bugün okulda olanlar tam olarak neydi?'' Mektubu kesinlikle o vermemişti. Tavrından bunu anlayabilmiştim. Büyük ihtimalle şu an okulda bana yapılan sıradan bir zorbalık oduğunu düşünüyordu. Belki de başka bir şey düşünüyordu. Kim bilir?
Bu durumu fırsat bilerek olayı kıvırabildiğim kadar kıvırmaya çalıştım. ''Şimdi şöyle ki ben sana şaka yapmak istedim.'' Ne dediğimi zor kavrıyor gibi yüzüme melül melül baktı. 'Bu ne tarz bir şaka?' dermiş gibi...
Sıcak elini henüz kolumdan çekmediği için dikkatim habire oraya kayıyordu. Nedendir bilinmez ama temasları beni çok fazla etkiliyordu. Haliyle yalanıma odaklanmam bile epey güçleşiyordu. ''Nasıl bir şaka Eylül bu?'' Sorusuyla birlikte dikkatimi tekrardan konuya vermeye çalıştım.
''Ya ne bileyim? Bir anda aklıma bu tarz bir şaka yapmak geldi ama nasıl oldu, bilmiyorum. Bir şekilde o mektup diğerlerinin eline geçti ve gerisini biliyorsun zaten.''
Bir iç çektikten sonra kolumu serbest bırakıp bıkkın bir şekilde sırtını arabanın koltuğuna yasladı. ''Bir an gerçekten de benden hoşlanıyor olabileceğini düşündüm.'' dedi fısıldarcasına. Hoşlanıyorum zaten! Ama sen onu bilmesen de olur tabii. Ona şaşkınca baktım. O ise bana bakmıyordu bile. Bakışlarını cama çevirmişti.
Cevabını merak ettiğim için kendimden beklemediğim bir cesaretle ona ''Eğer senden gerçekten hoşlanıyor olsaydım tepkin ne olurdu?'' diye sordum. Cevabını beklerken alt dudağımı kanatmak istercesine dişlemeye başlamıştım. Ne cevap verecekti acaba?
Yerinden doğrulmadan başını bana doğru çevirdi. Gözleri direkt benimkileri bulmuştu. Benden yana olan kolunu hafifçe yukar kaldırıp yüzüme yaklaştırdığında ne yapmaya çalıştığını anlamak için muazzam bir savaş veriyordum.
Eli çeneme ulaştıktan sonra baş parmağıyla çenemi hafifçe aşağıya çekerek alt dudağımın dişlerimin arasından kurtulmasını sağladı. ''Dudağını kanatıyorsun. Yapma bunu. Canın yanar.'' dedi kısık bir sesle. O ses tonu yüreğime işlemişti. Kısık olduğu kadar derin olan sesi...
Ona hayran olmuş gibi bakarken bu defa elini geri indirip sorumu cevapladı. ''Benden hoşlanamazsın Eylül ama diyelim ki oldu. O zaman sana derdim ki: Bu geçici bir heves. Yapma. Abi-kardeş ilişkimiz bozulmasın. Tamam mı? Bu yüzden bir daha bana böyle şeyler sorma Eylülcüğüm.'' Başını tekrardan cama doğru çevirdiğinde ben de aynısını yaparak sağımda kalan cama baktım.
Yağmur yağıyordu. Damlalar sürekli süzülüp gidiyordu. Cevabının etkisiyle sarsılmış olan kalbim ne yapacağını bilemiyordu. Kendi vatanımda gurbette gibi hissetmiştim. Gökyüzü bile benim için ağlıyordu sanki. Reddedilme ihtimalim hep vardı. Bunu biliyordum ama yine de bir ihtimal. Bir ihtimal olabilirdi. Her şeyin kötü gittiği hayatımda bir güzellik kırıntısı yer edinebilirdi ama hayır. Olmadı. Ben onu bile hak etmiyordum sanırım.
Kısa bir süre sonra araba durduğunda Çağrı beni dürttü. ''Evine vardık. İnelim hadi.'' İnelim derken? ''Teşekkür ederim Çağrı her şey için. Ben kendim girebilirim eve. Daha fazla zahmet etme sen.'' dedim hızla. Beni dinlemedi tabii. Kendi tarafındaki kapıyı açıp indikten sonra benim tarafımda olan kapının yanına geldi.
Kapımı açıp inmemi bekledi. O sırada yağmurdan dolayı ıslanıyordu ama bu onun pek de umrundaymış gibi durmuyordu. ''Hadi Eylül. İn artık. Sabaha kadar mı bekleyeceğiz?'' Bana itiraz etme hakkı bile tanımamıştı. Ben de onun dediğini yapmak zorunda kalmıştım. El-mahkûm arabadan inip onunla birlikte eve doğru yürümeye başladım.
Gerginlikten içim içimi yediği sırada Çağrı evin zilini çalmıştı. Ailem muhtemelen bu duruma fazlasıyla şaşıracaklardı. Çünkü normalde kapıyı anahtarla açıp kimseye görünmeden odama çekiliyordum. Bir de malum, arkadaşım falan da yoktu. Yanımda Çağrı'yı görünce verecekleri tepkiden ölesiye korkuyordum. Umarım ki çocuğun önünde beni rezil etmezlerdi.
Kapı kısa bir süre sonra açıldığında ablamla göz göze geldik. Önce bana, sonra Çağrı'ya baktı. Sonra inanamıyormuş gibi gözlerini ovup bir kez daha Çağrı'ya baktı. ''Anne! Baba! Yetişin!'' diye bağırdığında ağzının üstüne bir tane geçirmemek için kendimi zor tuttum. Aptal karı! Beni rezil etmişti işte. Kapıyı o açmak zorunda mıydı gerçekten?
Elimi alnıma vurup gözlerimi sıkıca yumdum. Çağrı'nın tepkisine bakacak cesaretim yoktu. ''Eylül?'' Babamın sesini duyduğumda istemsizce gözlerimi açmak zorunda kaldım. Ona cevap vermeden ayakkabılarımı çıkarıp hemen içeri girdim.
''Eylül, tanıştırmayacak mısın bizi?'' diye sordu annem. Bakışları Çağrı'nın üzerindeydi. Dudaklarımı aralamıştım ki Çağrı bu görevi üstlenerek kendini tanıttı. ''Merhaba efendim. Ben Çağrı. Eylül'ün okuldan arkadaşıyım.''
Tüm aile fertlerimden hayret nidaları yükselirken bu rezilliğe daha fazla katlanamadan arkamı dönüp odama doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. İçimden küfür ede ede sinirli bir şekilde odamın önünde durup kapıyı sertçe açtım. Elimden gelseydi de kırsaydım! Bu sinirim ancak böyle geçerdi.
Kapıyı açtığım gibi Kayra'yı görmemle bir bismillah çektim. Hemen kapının dibinde durmuştu. Onu aniden görünce ürkmüştüm istemsizce. ''Kayra! Ne yapıyorsun sen kapının dibinde!?'' diye söylendiğim sırada Kayra'nın iki eli beni omuzlarımdan yakaladı. Buz gibi olan elleri bir kez daha irkilmemi sağlamıştı. Gergin görünüyordu. Baştan ayağa beni süzdü hızlı bir şekilde.
Kendince bir şeyin kararına vardığı sırada sonunda konuşmayı başarmıştı. ''Neden geciktin sen!?'' diye sordu hesap sorarcasına. ''Senin için ne kadar çok endişelendiğimi biliyor musun sen!? Aklıma neler neler geldi biliyor musun!?'' Bağıra bağıra sorduğu sorular karşısında donakalmıştım.
Çok korkmuş görünüyordu. Benim için miydi bu korkusu? Bana bir şey olacağını mı düşünmüştü? Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde neye uğradığımı şaşırdım. Ben normalde ağlamazdım. Bunu yapmamalıydım. Kapıyı hızlıca kapatıp kilitledikten sonra Kayra'yı arkamda bırakarak yatağa doğru ilerledim.
Yanaklarımda bir ıslaklık hissedince şok içinde elimi yanağıma götürdüm. O ıslaklık elime bulaşmıştı. Neden ağlıyordum ben? Bu kadar sulugöz bir insan değildim ki. Neden ağlıyordum? Bugün yaşadıklarımdan dolayı mı? Kayra'nın bana bağırması yüzünden mi? Neden?
Omzumda bir el hissettim bir kez daha. Soğuk bir el. Yine yanımdaydı. ''Eylül... Ne oldu?'' diye sordu az önceki sesine kıyasla fazlasıyla yumuşak olan bir sesle.
Cevap veremedim. Boğazım düğüm düğüm olmuştu. Göz yaşlarım durmak bilmeden akıyorlardı. İfadesizliğimi koruyamıyordum bile.
Konuşmaya çalıştığım sırada ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Kayra, hemen önüme geçip beni tuttuğu gibi kolları arasına aldı. Kolları sırtımı ve belimi sıkıca sararken ben de başımı göğsüne yaslamıştım. Çok soğuktu. Kendimi bir kardan adama sarılıyormuşum gibi hissediyordum.
Ama... Ama o soğukluğuna zıt olacak bir şekilde içim sıcacık olmuştu. Sanki onun kolları arasında olduğum her saniye dertlerimden biri eksiliyordu. Ben de ona sarılmak istiyordum ama ellerimi kaldıracak gücüm bile yoktu.
Ağlamam bir türlü hafiflemeyince sırtımda olan kolunu hafifçe yukarı doğru kaydırıp elini saçlarıma geçirdi. Saçlarımı usulca okşamaya başladı. ''Şşş, sakin ol. Her şey yoluna girecek.'' gibi şeyler fısıldadı dakikalarca.
Kendimi daha iyi hissedip ağlamamı tamamen durdurana kadar beni bırakmamıştı. Sonra beni yatağa yatırıp hemen yanıma oturmuştu.
''Şimdi biraz dinlen. Daha iyi olduğunda bana bugün ne olduğunu anlat. Olur mu?'' diye sordu nazikçe. Başımı belli belirsiz aşağı yukarı doğru sallayarak onu onayladım. Bana buruk bir gülümseme bahşettikten sonra yanıma uzandı.
''Bugün ben de bu yatakta yatacağım.'' deyip kollarını başının altında birleştirdi. Ona 'Yapamazsın' demem için hiçbir sebep yoktu. Benim yanımda durmuştu, bana iyi gelmişti, beni önemsiyordu. Böyle biri benden canımı istese 'Alma' demezdim.
Ona baktığım sırada yan dönüp kolundan destek alarak biraz doğruldu. ''Gülümsüyor musun sen?'' dediğinde mimiklerime dikkat kesildim. Evet, ciddi ciddi gülümsüyordum. Bunu fark etmemiştim bile. Nasıl oluyorsa beni bir şekilde gülümsetmeyi başarıyordu.
''Sen yanımdayken insani tepkiler verebiliyorum sanırım.'' dedim yorgun bir sesle.
Kayra gözlerini kıstı. Bana şüpheli bakışlar gönderdi. ''O Çağrı denen çocuğun yanında böyle gülümsemiyor musun hiç?''
''Bilmem ki. Belki de gülümsüyorumdur.''
''Nasıl bilmiyorsun? Hissiz misin sen kızım? Vücudunun tepkilerini hissedemiyor musun?''
Yanımdaki küçük yastığı kavrayıp onu güçsüzce Kayra'ya doğru fırlattım. ''Kayra susar mısın lütfen? Biraz dinlenmek istiyorum.'' Gözlerimi sıkı sıkı yumup diğer yastığıma sarıldım ve geriye kalan tek şey seslerimiz oldu.
''Dinlen sen dinlen. Sonra da kalkıp bana her şeyi anlat. Meraktan ölebilirim.''
''Zaten ölüsün sen Kayracığım.''
''Evet ama bunu yüzüme vurmak zorunda değildin.''
''Küstün mü sen bakayım?''
''Evet.''
''Barışınca haber vermeyi unutma.''
''İnsan bir gönlümü almaya çalışır. Kalpsiz kız.''
''Bana küs kalamayacağını bildiğimden kendimi zahmete sokmama gerek yok.''
''Nereden biliyorsun sanki?''
''Altıncı his diyelim biz ona.''
''Böyle altıncı his mi olurmuş?''
''Kayra sus ve uyumama izin ver artık lütfen.''
***
The end.
Bye byee🤍

