İçeriğe geç

Hayalet Çocuk

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Hayalet Çocuk

Bölüm 10

10. Bölüm👻

Selaamm bebeklerimmm

Naber??

Üst üste gelen bölümlerle aranız nasıl bakayım😁 (Gerçi çok okuyan yok ama olsun fgdhjksl)

İyi okumalaaar🤍

***

O feci olayı atlatalı henüz iki ders olmuşken başıma çok daha büyük bir belanın geleceğini tahmin edemezdim.

Her zamanki gibi başımı sıraya koymuş uyuklarken okulun hoparlörlerinden birkaç ses yükseldi.

''Sevgili arkadaşlarımız! Şimdi sürekli ders çalışmaktan devreleriniz biraz yanmış olabilir. Bu yüzden biz de bir iyilik yapıp sizi biraz eğlendirelim dedik. Çok sevgili öğretmenlerim şimdiden kusura bakmayın. Çünkü birazdan duyacağınız şey hiç hoşunuza gitmeyebilir.''

''Uzatma da ver şu mikrofonu bana.'' diye araya girdi tanıdık bir ses. Bu Talha denen çocuğun sesiydi sanırım. ''Öhöm öhöm. Şimdi size çok özel, göz yaşartıcı bir aşk mektubu okuyacağım. Dikkatle dinleyin ki dalgasını bir güzel geçelim. 3, 2 veee 1. Çağrıcığım, neden sana mektup yazdığımı soracak olursan...''

Hayır! Hayır, hayır, hayır. Mektup onların eline geçmiş olamazdı. Gözlerim faltaşı gibi açılırken anın şokuyla hemen ayağa kalktım. Tüm okul benim Çağrı'ya yazdığım, daha doğrusu Kayra'nın yazdığı mektubu dinliyordu şu an. Bunun devam etmesine izin veremezdim. Benim adımı anons etmeden önce onları durdurmam gerekiyordu.

Hızlı adımlarla sınıftan çıkmaya çalıştığım sırada sınıftaki sinir bozucu kızlardan biri bileğimden tutup gitmemi engelledi. Bunu yapmamalıydı. Şu an olmazdı. ''L-lütfen bırak.'' dedim çaresiz bir sesle. Sesmin vicdanına dokunmasını dilesem de ne yazık ki olmadı. Vicdanı yoktu ki. Nasıl dokunsun?

''Hadi ama cadı, şurada çok eğlenceli bir aşk mektubu dinliyoruz hep birlikte. Bakalım bu şair ruhlu arkadaş da kimmiş.'' dedi şımarık bir ses tonuyla. Büyük ihtimalle tahmin etmişlerdi bile. Çünkü bu okulda ciddi ciddi zorbalanan tek bir kişi vardı. O da bendim. Adım söylenmeden kim olduğunu bilmişlerdi haliyle.

Duymazdan gelmeye çalıştığım sese istemsizce tekrar odaklandığımda mektubun sonuna geldiğini fark ettim. ''Veeeeeee... Mektubun yazarını açıklamaya geliyor sıra! Bizim pis cadı! Ta ta ta taaam!'' Cümlesini bitirdiği gibi hoparlörden birkaç ses geldi. Muhtemelen hocalar anons odasına girmeyi başarmış, onu durdurmuşlardı. Ama çok geçti. Artık herkes duymuştu.

Sınıftaki herkesin alaylı bakışlarını üzerimde hissedebiliyordum. Elimden gelse hemen şimdi ölmek isterdim. Çağrı mektubu onlara mı vermişti? Beni reddetmek için daha uygun bir yöntem bulamamış mıydı? Bunu yapmak zorunda mıydı gerçekten? Utancımın üzerine bir de ihanete uğrama hissi eklenince epey dağılmıştım.

O kadar dağılmıştım ki tepki veremiyordum. Donup kalmıştım. Etraftan sesler geliyordu. Bakışları hissedebiliyordum ama bir yandan da her şey çok uzak gibi geliyordu. Sanki bir kuyuya yavaş yavaş düşüyor gibiydim. Gözlerimin önü tamamen bulanıklaşmıştı.

Sınıfın kapısı şiddetle itilip açıldıktan kısa bir süre sonra saçlarımda can yakıcı bir tutuş hissettim. Olayın ne olduğunu kavrayamadım bile bir anlığına. ''Seni pis sürtük! Sen benim Çağrı'ma nasıl aşk mektubu yazarsın? Ne sandın lan!? Aşkına karşılık verip seninle sevgili olacağını falan mı düşündün!?''

Bu cümlelerden sonra beni ani bir hızla duvara doğru fırlattı. Başım ve sırtım öyle bir şiddetle toslamıştı ki duvara gözümün önü kararmıştı. Sızı biraz olsun azalmazken kız, bana doğru eğilip bir kez daha saçlarımı kavradı. Ona karşı çıkacak gücüm bile yoktu. Bana olay her şeyi kabulleniyor gibiydim. Elimden başka bir şey gelmiyordu da zaten.

Sınıftakilerin alaylı sesleri, kahkahaları kulağımda çınlarken gerçekten de ne kadar acınası ve yalnız olduğumu fark ettim. Bu gerçek yüzüme bir tokat gibi çarpmıştı.

''Bir daha bu tarz bir şey yaptığını görürsem yeminim olsun ki saçını başını yolarım! Seni doğduğuna pişman ederim. O benim Çağrı'm. Anladın mı? Çağrı benim!''

''Aleyna!'' Gür bir ses sınıfın duvarlarına çarpıp yankılanırken sınıfta büyük bir sessizlik oluştu. Az önce bir anlığına bile kesilmeyen alaylı sesler ve kahkahalar bir anda son bulmuştu. Sesin kime ait olduğunu kavramakta epey zorlanmıştım. Ta ki Çağrı yanımızda bitip, önümdeki kızın bileğini saçlarımdan ayırıp onu benden uzaklaştırana dek.

Baygın bakışlarımı zar zor Çağrı'ya çevirdiğimde yüzündeki sinirli ifadeyle karşılaştım. Her an her şeyi alt üst edebilecek, dünyayı ateşe verecek gibi duruyordu. Bu siniri bana mıydı, bu kıza mıydı? Hiç bilmiyordum.

''Ben size bu kızın saçının teline zarar gelirse size okulu dar ederim dedim mi demedim mi? Söylesene!'' Çağrı'nın bağırmasıyla Aleyna titredi. Az önceki öfkeli hali gitmiş, yerine savunmasız hali gelmişti sanki. Az kalsın ona acıyacaktım.

''Ö-özür dilerim Çağrı. Ben sadece...''

''Bahanelerini duymak istemiyorum. Git kaydını kendi isteğinle aldır şu okuldan. Yoksa okuldan atılacaksın ve hayatın boyunca bir daha okul yüzü göremeyeceksin.'' deyip kızın bileğini sertçe bıraktı. Bu sırada kapının önünde bir hoca belirmişti. Kızın gözleri dolu dolu oldu. Ardından hızlı adımlar atarak sınıftan çıktı. Hoca da ne olduğunu sormaya başlamıştı.

Bu süreçte ben de zonklayan başımın acısını çekiyordum hâlâ. Çağrı'nın bana doğru eğildiğini gördüğüm sırada gözümün önü tamamen karardı ve ben daha ne olduğunu anlayamadan birkaç saniye içinde bilincimi tamamen yitirdim.

👻👻👻

Gözlerimi hastanede açmıştım. Yattığım yatağın hemen yanında Çağrı oturuyordu. Gözlerimi açtığımı gördüğünde hemen bana yaklaştı telaşla. ''İyi misin Eylül?'' İyi miydim? Asla! Hatta hayatım boyunca hiç bu kadar kötü olmamıştım.

Onu cevapsız bırakarak başımı diğer yana çevirdim. ''Ben bir doktoru çağırayım.'' deyip yanımdan kalktığında bugünün analizini yaptım. Canım hâlâ biraz acıyordu. Bana ne olduğunu tam anlayamasam da bir şekilde bayıldığımı biliyordum. Belki de o kız beni duvara fırlattığında beyin kanaması falan geçirmiştim. Kim bilir?

Saçmalama Eylül. Öyle olsaydı ölmüştün. Neyse beyin kanaması olmasa bile bir yerime bir şey olduğu kesindi.

Fiziksel olarak incinmiş olsam da ruhumun acısı daha ağrı basıyordu şu an. O mektubu ben Çağrı'ya vermiştim. Kendi ellerimle dolabına bırakmıştım. Nasıl olmuştu da onların eline geçmişti? Tek bir seçenek vardı. O da mektubu Çağrı'nın vermiş olmasıydı. Ama eğer mektubu Çağr vermiş olsaydı neden beni döven kıza engel olup onun okuldan ayrılmasını sağlayacaktı ki?

Aklım allak bullak olurken beyaz önlüklü bir kadınla Çağrı yanıma gelmişlerdi. ''Geçmiş olsun Eylül. Merak etme. Ciddi bir şey yok. Başını duvara çarpmanın etkisiyle bayılmışsın büyük ihtimalle.'' Gözleri Çağrı'ya kaydığında bu noktayı onun belirttiğini anlamıştım. Acaba şiddet mevzusunu dahil etmiş miydi anlattıklarına? Umarım etmemiştir. Çünkü her şeyin üstüne bir de polis, mahkeme ve avukatlarla uğaşamazdım. Psikolojim o tempoyu asla kaldıramazdı. Bunu biliyordum.

''Yani endişelenecek bir şey yok. En azından bu konuda. Ama endişelenmen gereken başka bir konu var. Vücudun çok zayıf. O bayılmanın tek sebebi duvara çarpman değildir diye tahmin ediyorum. Bu yüzden birkaç tahlil yaptırmanı isteyeceğim senden.'' deyip elindeki ne olduğunu anlamadığım kağıt parçalarını bana uzattı.

Tam reddetmek için konuşacaktım ki Çağrı daha hızlı davranıp kadının elindeki kağıtları aldı. ''Hepsini hemen yaptıracağız.'' Doktor, başını olumlu anlamda sallayıp gülümsedikten sonra odadan çıktı.

Bir saniye, bir saniye. Oda mı dedim ben? İnanamıyorum. Etrafa şöyle bir göz attığımda fazlasıyla lüks bir odada olduğumu gördüm. Hiç de hastane odasına benzemiyordu açıkçası. Dekoru olsun, ışıklandırması olsun hepsi mükemmeldi. Beni özel hastaneye getirmiş olamazdı, değil mi?

''Ç-Çağrı... Ben neredeyim şu an?'' Çağrı bana dünyanın en mantıksız sorusunu sormuşum gibi baktı. ''Nerede olacaksın Eylül? Hastanedesin işte.''

''Hangi hastane bu Allah aşkına? Beni özel hastaneye getirmedin, değil mi? Ne olur yapmadım de.'' Sesim neredeyse yalvarırcasına çıkmıştı. Tabii ki de yalvaracaktım. Eğer burası bir özel hastaneyse böbreğimi versem bile masraflarını karşılayamazdım. Ailem beni keserdi. Hayır, hayır. Bu olmamalıydı.

Çağrı bana tuhaf tuhaf bakışlar atmaya devam ederken ben de ona köpek yavrusu bakışları gönderiyordum. İçimden sayısız dua ederken dünyamı başıma yıkan o cümleyi kurdu: Özel hastanedesin. Ne olmuş?

Ne mi olmuş? NE Mİ OLMUŞ? Sen beni diri diri mezara gömdün be vicdansızın oğlu!? Sen beni dünya ahiret bitirdin. Okuyup adam olsam bile bu hastaneye borçlu kalacaktım ben. Bana ne kadar büyük bir kötülük yaptığının farkında bile olmayacaksın.

''Eylül, iyi misin sen? Rengin attı sanki? Doktoru çağırayım mı?'' Arkasını dönüp, gitme teşebbüsünde bulunduğunda hızla doğrulup, bileğinden tutarak onu durdurdum. ''Hayır, hayır! Çağırma sakın. İyiyim ben. Hadi eve gideyim ben artık.'' dedim hemen. Bir yandan da yerimden kalkmaya çalışıyordum.

''Saçmalama Eylül. Önce bu tahlilleri yaptırman gerek.'' Elindeki kağıdı bana gösterdiğinde ağzım bir karış açıldı. Özel hastanede bu kadar tahlil yaparsam parasızım diye beni rehine alıp üstüne tüm iç organlarımı alabilirlerdi. Buna izin veremezdim.

Elimi hızla iki yana salladım. ''Olmaz! Yani hemen eve gitmem gerekiyor. Ailem endişelenmiştir.'' Tabii canım. Hem de ne endişelenme! Eve gitmediğimi fark etmemişlerdir bile. Buna kalıbımı basardım.

''Tamam, götüreceğim ben seni eve zaten ama önce şu tahlilleri yaptıralım.'' Ulan ne tahlilmiş bu kardeşim? Vatani vazifemiz gibi tutturmuştu yapacağız diye.

Fazlasıyla kararlı oluğunu anlamıştım. Bu yüzden geriye kalan tek çare ona dürüst davranıp neden o Allah'ın cezası tahlilleri yaptıramayacağımı söylemekti. ''Şimdi şöyle ki ben özel hastanede tahlil yaptıracak kadar zengin değilim Çağrı.''

Jeton yeni düşmüş gibi baktı bana. Sonra da 'Salak mısın kızım sen?' bakışı attı. ''Dert ettiğin şey bu mu gerçekten Eylül? Ben masrafları çoktan halettim.''

''N-nasıl?''

''Boş ver. Hallettim işet bir şekilde. Şimdi şu tahlilleri yapmaya başlayalım. Sonra da seni eve bırakayım.'' Çağrı tam bir centilmendi. Buraya geldiğimden beri yanımda kalmış, hatta büyük ihtimalle beni buraya o getirmişti. Benimle fazlasıyla ilgileniyordu. Eve de tek başıma yollamayacaktı. Ben bu çocuğa aşık olmayacaktım da kime aşık olacaktım?

Beni öyle bir etkisi altına almıştı ki aklım bir karış havadayken tüm tahlilleri yaptırdım. Sonuçları daha sonra göndereceklerini söyledikten sonra saray gibi olan hastaneden çıkabilmiştik çok şükür.

Hastanenin önünde bekleyen arabaya bindiğimizde Çağrı'ya tuhaf bakışlar attım. Bu kadar zengin oluğunu bilmiyordum açıkçası. Haliyle fazlasıyla şaşkındım.

Araba hareket etmeye başladığında Çağrı bana baktı. ''Evet, küçük hanım. Bir açıklama bekliyorum.'' İşte şimdi bitmiştim ben.

***

Bölüm sonu

Kendinize iyi bakın

Bölüm sonu

2 yorum